Ana Sayfa Yazarlar Dr. Mehmet Akif Şahin Zindan`dan bir mektup ruhumuzdaki tel örgülerine dokundu – (Dr. Mehmet Akif Şahin)

Zindan`dan bir mektup ruhumuzdaki tel örgülerine dokundu – (Dr. Mehmet Akif Şahin)

0
Zindan`dan bir mektup ruhumuzdaki tel örgülerine dokundu – (Dr. Mehmet Akif Şahin)

Zeki Baba`nın, oğlunun düğününe gönderdiği mektup…

Bir mektup geldi. Bir mektup okundu. Bir özlem taşındı dillere, bir muştu gibi dokundu gönüllere. Bir babanın sadece oğluna değil, gözleri çalınmış bir şehre, kalbi kurşunlanmış bir ülkeye gönderilen bir mektup. Bu mektup başka bir hasreti taşıyor. Bu mektup zindandan dostlara geliyor,i bu mektup ağabeyimizden, nam-ı diğer Zeki Baba’dan geliyor. Şimdi size bu mektubu arz ediyorum:

 

“Bismillahirrahmanirrahim,

Saygı değer misafirler; oğlum Yavuz Selim ve kızımız Betül’ün evlilikleri münasebetiyle ailemizi yalnız bırakmayıp bu mutlu günümüzü bizlerle birlikte paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyor, sağlık sıhhat ve selamette olmanızı diliyorum.

Bu sevinçli günümüzde, sizlerin yanında bulunmak, sizlerle selamlaşmak, her birinizin hal hatırını sormak, sizlere güzel bir tebessüm ve ikramda bulunmak en büyük arzum olurdu doğrusu. Ama bunu yapmak nasip olmadı. Mazeretimi kabul buyurmanızı dilerim.

Hasret gidermek, bir ve beraberce mutlulukları ve sevinçleri paylaşmak, acılı ve sıkıntılı günlerde yan yana, omuz omuza durmak, elbetteki Rabbimizin bizlerden istediği güzel ve hayırlı işlerdendir. Ancak imtihan da esastır ve hepimiz bir şekliyle bu imtihanla karşı karşıyayız.

Aile kurumu inancımızın öngördüğü ve toplumumuzun en temel kurumudur. Aile yuvasının kurulması kadar bu yuvanın devamının sağlanması, tehlikelere karşı korunması, dışarıdan gelen olumsuz etkilere karşı önleyici tedbirlerin alınması, inançlı bir aile oluşumu için sağlam temellerin atılması ve muhafaza edilmesi de bir o kadar önemlidir.

Siz değerli misafirlerin affına sığınarak bu konuda birkaç hususa değinmek isterim.

Coğrafyamızın en önemli düşünürlerinden İbn-i Haldun’un da dediği gibi “Yenilgi ve mağlubiyetler toplumlarda ve insanlarda taklit etme, güçlü olanın yapıp ettiklerine bakarak özenme ve galip olana ilgi duymayı beraberinde getirir”.

Osmanlının parçalanıp dağılmasından sonra, Anadolu insanı da Anadolu coğrafyasına sıkıştırılmış, ulus devlete mahkûm edilmiş, kendi değerlerini terke zorlanmış ve her yönüyle taklide ve özentiye mecbur hale getirilmeye çalışılmıştır.

Emperyalist batı dünyasının hayat tarzı, yaşam modeli ve modernizmin sosyal, kültürel ekonomik, siyasal ve ahlaki yapısı maalesef yıllarca toplumumuza dayatılmıştır. Ne yazık ki aile ocağımız, çocuklarımız, eğitim sistemimiz, gençlerimiz, din anlayışımız ve kültürel yapımız 200 yıldır bu baskı ve tazyikin altında şekillendi. Daha kötüsü ise bu süreç insanlarımızın bir kısmında batı medeniyetini körü körüne ve severek taklit etme duygusuna yol açtı.  

100 yıldır bu toplumu yönetme ve idare etme konumunda olan siyaset, bürokrasi, burjuva, medya ağaları, zengin elitler ve ruhlarını sömürgeci emperyalist ideallere satan aristokratlar ve kendilerini birinci sınıf asil insan olarak gören aydınlar, sözde entelektüeller, efendiler ve beyler bu tutsaklığın ve zilletin öncülüğünü yapma konusunda birbirleriyle yarışıp durdular.

Ekonomik bir güce sahip olmak, rahat ve lüks bir yaşam sürmek, helal – haram hudutlarını dikkate almamak gibi tutum ve davranışlar aile ocağımızı ve toplumumuzu sarıp sarmaladı. Sonuçta heva ve hevesin, şan ve şöhretin, mevki ve makamın, gücün ve mülkün, hızın ve hazzın adeta bir uyuşturucu etkisiyle sahte ve sanal bir dünyanın oluştuğu bir çağda yaşar hale geldik. Doyumsuz ve her şeyi kolayca ihtiyaca dönüştürebilen bir topluma dönüştük. Belki doyumsuz toplum ahlaksız bir toplum değildir, ama dünyada yaşanan yoksulluğu düşündüğümüzde açıktır ki ihtiyaçlarını ahlaktan bağımsızlaştıran bir toplumdur.

Bu sorun ve sıkıntılarımızı aşmanın, aile yuvamızı ve nesillerimizi korumanın yolu elbette ki insanı düşmekten kurtaran ve yücelten, hayatımızın ve hakikatin kaynağı olan Kur’an ve Allah Rasul’ünün yoluna ittiba etmekten geçecektir.

Bu sömürgeci çağın ve emperyalist uygarlığın propagandası karşısında, kendimizi ve insanımızı koruyacak, değerlerimize sahip çıkacak, yeni bir zihin, yeni bir algı ve yeni bir inşa hareketi başlatmak hepimizin sorumluluğu olarak karşımızda durmaktadır. Özgür olanlarımız için bu sorumluluk daha da elzem hale gelmektedir.  

Elbette ki, bu umut yürüyüşü, bu inşa hareketi için cesaret, liyakat, ehliyet, evrensel ufuklara nüfuz eden bir bilinç ve derin bir şuur gerekecektir. Adalet ve hakikat arayışı uğruna yola çıkmak açıktır ki,   emaneti bütün boyutlarıyla üstlenmeyi, onurlu bir duruşa ve bağımsız bir zihinsel algıya sahip olmayı ve bu uğurda karşımıza çıkabilecek muhtemel bedelleri göze almayı gerektirecektir. Bizim coğrafyamız böyle bir duruşa sahip insanları her zaman çıkarmıştır bundan sonra da çıkarmaya devam edecektir.   

Bu vesileyle her zaman gerek sevinçli ve neşeli günlerimizde gerekse acılı ve sıkıntılı zamanlarımızda hep yanımızda olan siz değerli dostlarımızı, oğlum Yavuz ve kızımız Betül’ün düğününde de yanımızda olduğunuzu bilmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.   Bütün katılımcılara ayrı ayrı teşekkür
etmek isterim. Allah hepinizden razı olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah hepinize bizim şu anda yaşadığımız gibi güzel ve sevinçli günler yaşama nasip etsin.

En kalbi dileklerimle misafirlerimi selamlar. Sağlık, sıhhat ve afiyette olmalarını dilerim.“

———————————-
Dr. Mehmet Akif Şahin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI