Yol ayrımımız ideolojik değildir `ağbiler` – (Hilal Kaplan)

0
171

KCK operasyonlarına dair süren tartışmalarda özellikle bazı köşe yazarlarının pozisyon almakta ne kadar zorlandığını, tutuklamalar katlanarak artmasına rağmen birkaç yıl öncesindeki konumlarıyla nasıl çeliştiklerini

KCK operasyonlarına dair süren tartışmalarda özellikle bazı köşe yazarlarının pozisyon almakta ne kadar zorlandığını, tutuklamalar katlanarak artmasına rağmen birkaç yıl öncesindeki konumlarıyla nasıl çeliştiklerini belki fark edenleriniz olmuştur. Bu tarif, özellikle liberal-demokrat olarak bilinen bazı yazarların duruşuna uyuyor. Bir de başından beri KCK operasyonlarıyla ilgili kafası çok net olup süreci nerdeyse ayakta alkışlayan `muhafazakâr-demokrat` yazarlar var.

Ancak ortada oldukça büyük bir “gri alan” mevcut. KCK operasyonlarına kategorik olarak karşı çıkan ve ağırlıklı olarak solcu yazarlardan oluşan gruptan farklı olarak, şiddete molotof atmak gibi dolaysız yollardan ve dağa adam çıkarmak gibi dolaylı yollardan hizmet edenlerin dışında kalan BDP üyeleri ve halkın seçtiği siyasetçilerin tutuklanmasına ve dahi tutuklu yargılanmasına yönelik eleştirilerden bahsediyorum. Pek çok liberal-demokrat yazar da bu gri alanda bulunuyor zaten.

Peki, sadece liberal-demokratlar mı bu görüşü savunuyor? Hayır. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu`nun tutuklanmasını eleştiren bildiriye imza atan Yıldız Ramazanoğlu ile Hidayet Şefkatli Tuksal, “`Demokratik açılım` da KCK kapsamına girecek mi?” diye soran Nihal Bengisu Karaca, KCK operasyonlarına dair eleştirel yazılar kaleme alan Mustafa Akyol, Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Kekeç ve bendeniz gibi Müslüman kimliği bilinen yazarlar da var. Bu yüzden eğer ortada bir “yol ayrımı” varsa, bunun `ideolojik` görüş değil, ilkeler zemininde temel bulduğunu teslim etmek şart…

Bir zamanlar Abdullah Öcalan`la avukatlarının görüşmesi Ak Parti`liler tarafından “Bir mahkûm avukatlarıyla görüşemez mi?” diye gerekçelendiriliyorken bugün aynı avukatlar, kamera kayıtlarıyla devletin gözetiminde yapılmış görüşmeler sebebiyle “talimat taşıdıkları” iddiasıyla tutuklanabiliyor.

Bir zamanlar KCK operasyonlarına yönelik “Ben mi tutukluyorum?” diyerek kendini eleştirilere karşı koruyan Başbakan Erdoğan, bugün KCK`ya yönelik eleştirileri “KCK`yı sahiplenenler kendilerini gözden geçirsinler” diyerek savuşturuyor.

Bir zamanlar referandumdaki “yetmez ama evet”çiler arasında yer alan ve komünist kimliği herkesin malumu olan DSİP`e Başbakan Erdoğan kendisi teşekkür etmişken, kabinesindeki İçişleri Bakanı, KCK tutuklamalarını âdeta “Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı” gibi savunabiliyor.

Bu değişikliğin tek bir sebebi var; o da “siyasî iklim”in değişmiş olması… Bu iklim değişiminde devlete savaş ilan eden PKK`nın payını görmezden geliyor değilim elbette. Devlet, şu anda PKK`ya “savaşsa savaş” diyerek `demir yumruğu`nu gösterdiğinden mezkûr süreci yaşıyoruz. Ve son gelişmelerden anladığım kadarıyla,” devrimci halk savaşı” stratejisi çöken PKK da girdiği yolun yanlış olduğunu görmüş durumda…

Önümüzdeki süreçte, eğer PKK`ya silah bıraktıracak bir çözüm yoluna girilirse KCK tutuklamaları da tekrar “gözden geçirilecek”tir muhakkak. Yani günümüzde var olan “ya bizdensin ya onlardan” soğuk savaş taktiğini de aşacağız inşallah. İşte o zaman “terörle mücadele zaafa uğramasın” diyerek adaletin hassas terazisini zaafa uğratanlar, hedef gösteren ve yargısız infazda bulunan manşetler atanlar, avukat İrfan Dündar olayında olduğu gibi “gönüllü dezenformasyon” yapıp Hürriyet gazetesiyle aynı paralele düşen `muhafazakâr-demokrat`lar ne diyecek, onu merak ediyorum.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI