Ana Sayfa Kategoriler Haberler “Yeni Türkiye’nin Devam Eden Eski Sorunları”

“Yeni Türkiye’nin Devam Eden Eski Sorunları”

0
“Yeni Türkiye’nin Devam Eden Eski Sorunları”

“Ben eski dünyada doğdum ve şimdi yeni Türkiye’nin doğuşuna şahitlik ediyorum”

Bekir Berat Özipek'in oturum başkanı olduğu oturumda Abdurrahman Kurt, Mehmet Yazıcı ve Markar Esayan sunumlarını gerçekleştirdiler. Bekir Berat Özipek'in giriş konuşmasının ardından "Kürt Sorunu ve Barış Süreci" başlığını anlatmak üzere sözü Abdurrahman Kurt aldı.

Abdurrahman Kurt, barış sürecinde ilk konuşulan şeylerden birinin Kürtlere yönelik televizyonun olması üzerine olmuştu, diyerek barış sürecinin başlangıcından günümüze kadar olan zamanı anlattı. Televizyonun olup olmaması üzerine gerçekleşen sürecin ilk yumuşamalar olması ve bu süreçte konuşulabilirliğin arttığını belirten Kurt, o dönemde egemen vesayet sistemine karşı AB'ye yaklaşıldığını ve bu süreci İslamcıların da desteklediğini dile getirdi. Bu girişimler bir ılımlılık getirdi.

Barış sürecini destekleyen fikir adamlarının ve iktidarın inkar, imha, asimilasyonun bu soruna çözüm olmadığını daha net şekilde söylediği bu günler, açılımın devamlılığını getirdi diyen Kurt, Kürt sorununun tanımının artık Kürtler tarafından yapıldığını söyledi. Konuşmacı sözlerine şöyle devam etti: Belli STK'lar ve kuruluşlar bu tanımlar üstüne giderek bunu daha özgün hale getirdiler ve büyük oranda tanımlama sorunu çözüldü. Kürt sorunu tanımlaması beraberinde kültürel, siyasal, ekonomik anlamda gerekli paketler hazırlayarak yapılandırıldı. Başından beri Kürtlerin fikir adamlarının da belirttiği bir şey vardır o da Kürtlerin Türkiye'siz bir yere yaslanmasının zor olduğuydu. Buna muadil olarak Türkiye de enerji anlamında ve tampon bölge olarak Kürtlersiz bir adım atamayacağını çok iyi biliyordu. Bu reel tabloda hem Türkiye hem de Kürtler çözüm sürecinde çokça aksilik olmasıyla birlikte elinden geleni yaptı, yapmaya devam ediyor.

Sürecin günümüze gelene kadar ne gibi kırılmalar yaşadığına detaylı şekilde inen konuşmacı sözlerini, her iki tarafın da eşit şekilde geleceği birlikte kurmak zorunda olduğunun altını çizerek sonlandırdı. Ardından "Alevilik Açılımlarla Mecrasını Bulur mu?" başlığı ile sözü Dr. Mehmet Yazıcı aldı.

 

Mehmet Yazıcı, benim birkaç kimliğim var ve Alevilik bu kimlikler biridir, diyerek sözlerine başladı. Barış sürecinde yaşanan Kürt sorunu açılımlarını oldukça olumlu gördüğünü belirten Yazıcı, aynı şeyi Aleviler adına söyleyemeyeceğini belirtti.

Kürtler, İslamcılar, laikler, milliyetçiler… Bu damarlar Türkiye'nin ana damarlarıdır, diyen Yazıcı, hazırladığı slayt ile Alevilikle ilgili sıkça sorulan soruları cevapladı: Alevilik sosyolojiktir, ilginçtir, günceldir. Alevilik sorununun çözülmemesinin en önemli sebebi Aleviliği bilmiyoruz, Aleviliği tanımıyoruz ve kendimize göre tanımlamalar yapıyoruz. Aleviler hakkında birçok fikre sahibiz lakin bu fikirlerimizin doğruluğunu teyit etmiyoruz.

 Yazıcı sözlerine şöyle devam etti: Alevilik bir ırk değildir ve ırk ayrımı yapmazlar. Yani herkes Alevi olabilir. Açılım Aleviliğe çözüm değildir çünkü Aleviler dinlenmeden yapılan bir açılım durumu söz konusudur. Tanımlamalar insanları anlamsızlaştırıyor.  Çözüm sürecinde Aleviler adına 1960’larda Marksizmle tanışan çocuklar konuşturuluyor. Bunlar köylere Marksizmle tanıştıktan sonra köylerine gelip cemleri engelleyip halkın yaşantısına olumsuz anlamda müdahale ettiler.  1960-70 arası Alevilik unutulmaya başlandı. SSCB'nin yıkılmasının ardından sözlü kültür olan Aleviliği yazmaya başladılar ve Alevilik bu yazımlar üstünden anlaşılmaya başlandı. Oysa gerçek Alevilerle temasta bulunulmuyor. Ve çözüm sürecinde de bu Marksistler konuşuyor. Bu cenah yoluyla Alevilere ulaşamazsınız.

Yazıcı sözlerini tamamlarken, Türkiye'de Diyanet'in doğu dinlerini empoze eden değil, inançlara hakemlik yapan bir kurum olması gerektiğinin altını çizdi. Ve ancak bu yolla Alevilik sorunu görünür olur ve çözüme doğru ilerler diyerek sözlerini sonlandırdı.

Oturumun son konuşmacısı olan Markar Esayan, "Adil Hafıza Perspektifi Ermeni Sorununu Çözer mi?" başlığını anlattı. Bu ortamlardaki hasbihallerin değerinin önemine değinen Esayan, salonda Ermeni, Sünni, Alevi, Kürt konuk ve katılımcıların olmasının anlamlı diyaloglara gebe olacağının heyecanını paylaştı. Esayan, ben eski dünyada doğdum ve şimdi yeni Türkiye'nin doğuşuna şahitlik ediyorum, biz bu konuştuklarımızı kendi aramızda fısıldayarak konuşurduk, dedi. Bütün bunların öğretilmiş olduğunu ve yıllarca bütün bir Türkiye'nin bu öğretilmiş halle yaşadığını hatırlatan konuşmacı birbirini başkaları üstünden tanıyan halkların bugün birbiri ile yeniden tanıştığına vurgu yaptı.

Esayan; Birbirimizi eski, kemalist, ırkçı Türkiye’de tanıdık. Nerden tanıdık? Çok afedersiniz ‘Ermeni köpekler' diye manşet atan Hürriyet Gazetesi'nden, Alevileri mum söndü diye saçma sapan ırkçı bir söylem üstünden tanıdık. Bir acı bir yas doğduğu topraklarda şifa bulabilir. 1915’de  yaşadığımız büyük kırılmaların acısını 90 yılda tutamadık. Bir yas, acı kendi toprağında yok sayılıyorsa ve hatta bir rejimin kurucu ötekisi haline getirilmişse o yas başlayamıyor demektir. Ermenilerin, sizin bilmediğiniz bir hafızası var. 1915 acısı sadece Ermenilerle ilgili bir şey değildir. Biz orada Osmanlılığımızı kaybettik, birlikte yaşama güdümüzü kaybettik. Sonra bütün bu politikaların hepsi Kürtlere, dindarlara, Alevilere de  uygulandı. Bunu uygulayan devlet aklıydı ve biz bugün bu aklı reddediyoruz.

 Esayan'ın anlamlı sunumunun ardından yapılan plaket töreni ile oturum sonlandırıldı.