Yeni Bir Toplum Mühendisliği; `Muhafazakârlaşma` Suçlaması – (Adnan Boynukara)

0
172

Toplum mühendisliği projeleri, soğuk savaş döneminde karşılık bulan projelerdi. Toplumun, olan biten her şeyi net olarak gördüğü ve iletişim araçları sayesinde dünyanın küçük bir kente dönüştüğü yeni dünyada bu tarz projelerin tutmayacağı açıktır.

Türkiye, AK Parti iktidarıyla birlikte siyasete müdahalenin tüm yöntemlerine şahit oldu. Askeri müdahale, parti kapatma, TBMM çalışmalarını engelleme, Cumhurbaşkanını seçtirmeme ve iktidara yönelik düzenli karalama kampanyaları… Ama bunların hiçbirisi karşılık bulmadı. Bununla birlikte, iktidara ve iktidarı destekleyen kesimlere yönelik suçlama ve karalama kampanyaları, dönem dönem başvurulan yöntem olma özelliğini korudu. Son günlerde, gündemi meşgul eden, “muhafazakarlaşıyoruz” değerlendirmelerinin de, bu amaca yönelik yeni bir toplum mühendisliği projesi olduğu açık…

Şunu açıkça ortaya koyalım ki, bu kampanya, yeni bir kampanya değil. Düzenli aralıklarla tekrarlanan bir etkinlik… “Mahalle baskısı”, “sivil dikta” ve “tek adam” başlıkları üzerinden yürütülen kampanyalar ile “muhafazakarlaşıyoruz” suçlamasıyla yürütülen kampanyanın hiç bir farkı yok. Sadece projeye öncülük eden aktörler farklı gibi.

Bu kampanyaların temel özelliği; “demokrasinin çoğunluk popülizmi ve tahakkümüne dönüştürülerek azınlıktakilerin ötekileştirilmesi” ifadeleriyle biçimlendirilen önyargılar, toplumsal talepleri ülke yönetimine yansıtma çabasındaki iktidarın bu tutumunu “halk desteğini yüceltme” olarak küçümseyen yorumlar, niyet okumalara dayalı analizler ve “dünyanın hiçbir yerinde muhafazakâr odaklanmalar, yaratıcılığın ve çeşitliliğin itici gücü değil” türü doğmatık çıkarımları… Somut olgular yerine, bireysel olaylar üzerinden eleştiri üreten ve karalama kampanyası yürüten bu tutumun en önemli zaafı, inandırıcılıktan uzak olması ve toplumsal karşılık bulmamasıdır.

Görünür Olmak

Toplumsal destekten yoksun, seçkinci kesimlerin öncülük ettiği bu kampanyaların temel nedeni, uzun yıllardır eğitim, iş ve toplumsal hayatın dışında tutulmuş olan geniş halk kesimlerin görünürlüklerinin artmasıdır. Aslında görünürlüğün artması tek başına sorun teşkil etmiyor. Ne zaman ki görünürlük; eşit olma ve gündelik hayatta dişe diş mücadeleye dönüşünce, mücadele yeteneğinden yoksun seçkinlerin rahatsızlığı üst boyuta çıkıyor. Çünkü bu durum, seçkinci kesim için ciddi bir zemin kayması anlamına gelmekte. İşte farklı zamanlarda yürütülen benzer toplumsal mühendislik projelerinin temel nedenlerinden birisi bu.

AK Partinin Engellenemeyen Halk Desteği

Bu kampanyaların diğer nedenlerinden birisi ise AK Partinin engellenemeyen halk desteğini sınırlandırma çabasıdır. Türkiye, siyaseten AK Parti ile mücadele edemeyen çevrelerin öncülük ettiği birçok olaya şahit oldu. Askeri müdahale koşullarını oluşturmaya yönelik çalışmalar, müdahalenin biçimine ilişkin toplantılar, müdahale çağrıları, parti kapatma girişimi ve iktidarı, `anayasal kurumlar` aracılığıyla, iş yapmaz hale getirme çabaları gibi girişimler karşılık bulmayınca, toplumsal mühendislik projeleri denendi. Onca denemeye rağmen, bu projelerin de karşılık bulma şansından yoksun olduğunu anlamamak, projeyi yürütenlerin toplumu anlama düzeylerini ortaya koyması bakımından anlamlı…

AK Parti Karşıtlığına Taban Oluşturma Çabası

Toplumsal mühendislik projelerinin temel amaçlarından birisi de, iktidar partisine karşı ortak taban oluşturma çabasıdır. Yani; askeri müdahaleler ve korkutma merkezli toplumsal mühendislik çalışmalarıyla elde edilemeyen sonucu, toplumsal mühendislik projeleri üzerinden, AK Parti karşıtlığında ortak mücadele zemini oluşturarak elde etmek… Aslında, AK Parti karşıtlığı üzerinden siyaset yapmak ve buna ilişkin ortak bir mücadele zemini oluşturmak, demokratik siyaset yapma yöntemlerinden birisidir:… Ve demokrasi dışı yöntemlerden anlamlıdır. Zaman zaman ana muhalefet partisi üzerinden yürütülmeye çalışılan bu çabanın, son zamanlarda BDP üzerinden yürütülmek istendiği görünüyor. Yani, toplumsal mühendislik çabalarının mimarı olan Türk solunun yeni limanı BDP. Bu çabaların, AK Parti karşıtlığında yeni bir taban oluşturup oluşturmayacağını süreç içinde göreceğiz. Ancak önemli olan, çabaların demokratik zeminde yürütülmesidir…

Demokratlığın Ölçüsü, Çıkarılan Yasal Düzenlemelerdir

Siyasal iktidarları değerlendirmenin en temel kriterlerinden birisi, hazırlayıp meclise sundukları ve yasallaşması için çaba gösterdikleri düzenlemelerin özgürlükçü ve demokratik olup olmadığıdır. Çünkü bu alan, iktidarların tamamıyla kontrol edebildiği alanlardır. Ancak uygulama süreçler ise bürokratik refleksin yönettiği alanlardır. Bu ayrımı dikkate alan vicdan sahibi herkes, AK Partinin, Türkiye’nin en demokrat ve halkın iradesinin yönetime yansıması konusunda en hassas iktidar olduğunu bilir.

Anayasanın 90. maddesinde yapılan düzenleme ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin anlaşmaların yasaların önünde yer alması sağlanmış, ölüm cezası kaldırılmış, basımevi ve eklentileri ile basın araçlarının suç aleti oldukları gerekçesiyle müsadere edilmeyecekleri hüküm altına alınmış, kişisel veriler Anayasal koruma altına alınmış, bilgi edinme hakkı anayasal teminata kavuşturulmuş, kamunun tüm kararlarına yargı yolu açılmış, askeri yargının görev alanı daraltılmış, sivillerin askeri mahkemede yargılanamayacağı anayasa teminatı altına alınmış, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilmiş, darbecilerin yargılanmasının yolu açılmış, radyo ve TV’lerin dili özgürleştirilmiş ve farklı dil – lehçelerde yayın yapılması imkânı getirilmiş, işkence veya kötü muameleye ilişkin yaptırımlar artırılmış, azınlıkların hakları artırılmış…

Bu arada; muhalefet partilerinin her türlü engellemelerine karşılık, TBMM`de kabul edilen Üçüncü Yargı Paketinin içerdiği demokratik adımlar ve AİHM’in Türkiye aleyhine vermiş olduğu ihlal kararlarının sonuçl
arını ortadan kaldırmaya yönelik Dördüncü Yargı Paketi, iktidarın demokratikleşme konusunda kararlılığın somut örnekleridir.

Bu mühendislik girişimi de tutmaz

Toplum mühendisliği projeleri, soğuk savaş döneminde karşılık bulan projelerdi. Toplumun, olan biten her şeyi net olarak gördüğü ve iletişim araçları sayesinde dünyanın küçük bir kente dönüştüğü yeni dünyada bu tarz projelerin tutmayacağı açıktır. Çünkü özünde; toplumun tercihine saygı duymama, ötekileştirme ve ayrıştırma var.

Aslında tam da bu noktada, dünyanın içinde olduğu yeni dönemin Türkiye için taşıdığı anlamı, bu tür projelerin tarafı olanlara göstermekte fayda var. Dönem Türkiye`nin dönemi. Bu nedenle de, etnik, dini veya yaşam tarzları gibi farklılıklar üzerinden yürütülecek `ayrıştırma çabaları`nın ülkenin geleceğine yönelik kasıtlı bir girişim olduğunun altını çizmek lazım. Kim yaparsa yapsın

adnanboynukara@yahoo.com

 Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI