Yeni ayrışmanın vahim sonucu – (Ali Bayramoğlu)

0
93

Bir süre önce tahliye kararları veren hakimlerle, onları tutuklayan meslektaşları arasında bir tercih yapmak “doğru ve akıllı” bir iş olabilir mi? Bu tür konularda taraf alan “analizler”, yargının siyasallaşmasının faturasını niyetlere ve tek faktöre çıkaran “okumalar” anlamlı olabilir mi? Türkiye ilkeler ülkesi değildir. Dolayısıyla anlaşılması her zaman kolay olan bir ülke hiç değildir. Bu ülkede tavır almak anlamaya çalışmaktan daha az zahmetlidir.

Şöyle söyleyelim: 
Önünüzdeki iki şık da yanlışsa ya da doğrular içinde yanlışlar, yanlışlar içinde doğrular bulanan durumlar varsa ne yapacaksınız?
Kamuoyundan beklenen siyasi meşrebine göre bunlardan birisine inanması, onu doğru, diğeri yanlış ve yanlı bulmasıdır…
Nitekim Balyoz davasında ilk kararı alan mahkeme de Türk Adliye sisteminin bir parçası, son kararı alan da… 
Birbirine tümüyle zıt iki karar, iki gerekçe ve elbet iki büyük hukuki ve siyasi sonuç…
Bugün bir kesim son Balyoz kararıyla adaletin yerini bulduğuna inanırken, diğer bir kesim darbecilerin tahliye edildiğini düşünüyor. 
 
Bir kesim siyasi iktidar ilişkisi üzerinden kendisine yol açan cemaatin daha sonra başka güçlerle işbirliği içinde bir darbe girişiminde bulunduğu kanısında. Diğer kesim ise askerle siyasi iktidarın anlaştığı böylece darbecilerin salınıp, yolsuzlukların üstünün örtüldüğü, faturunın cemaate çıkarıldığı düşüncesinde… 
Çeşitlemeleri artırabilirsiniz… 
Bu çeşitlemelerin basında yazarları var, savunucuları var. 
Hepsi ayrı ayrı kendisini demokrat, ötekileri ise yanlı ve yanlış buluyor.
Ve bu varsayımların hepsinin merkezinde yargı var.
 
Şunu teslim etmek gerek:
Türkiye'de yargı-siyaset ilk kez bu denli yaygın bir siyasi iktidar kavgasına tabi. Sadakatçı kültüre, toplulukçu zihniyetlere işaret edip sorumluluğu sosyolojiye ve tarihe yıkmazsanız, bugün yaşanan siyasallaşmanın ardında büyük bir iktidar savaşı bulunuyor ve bunun somut anlamda birden çok sorumlusu var. 
Bu sorumlular, savcıları, hakimleri ve mevzuatıyla hukuk gücünü bir silah haline getirerek birbirlerini tasfiye etmeye çalıştıkça, bir alan kontrolu kavgası verdikçe, ortaya o büyük ve vahim resim çıkıyor: 
Hukuk ve ona dair ne denli erdem varsa, ne denli vasıf varsa kaybetmeye başlıyor.
Adliyede yaşanan mevcut ayrışma, mahkemelerin “rejimi kollama ve koruma görevi”ne soyundukları dönemden çok daha farklı ve derin…
 
Bugünden geriye bakıp değerlendirilince bu açık olarak görünüyor.
Bu durumun, ilk işaretleri Şemdinli iddianamesiyle gelmişti.
Ardından 159'lu ve 301'li günler geldi…
Kabul edilemez olan bu kez “öte yana” sıçradı ve yargı bir siyasi silah olarak kullanılmaya başladı. Kimi kişi ve “adı sivil” kuruluşlar, durumdan vazife çıkarırcasına, yazarları takip ediyor, en küçük vesilede haklarında suç duyurusunda bulunuyordu. Bu suç duyurularının büyük bir kısmı akıl almaz şekilde soruşturma savcılarının “onayı”yla davalara dönüştü.
Kurumlara ve millete hakaret suçuyla yargılananlar adeta o suçun simgesiymişçesine yaftalandı… 
Dink bu koşullarda öldürüldü…
İddialar muhtelifti. 
Kimisine göre misyoner faaliyetleri değişim sürecinin karşısına dikilen sahte bir tehlikeydi, olaylar bu yüzden yaşanmıştı (cemaatin iddiaları)…
 
Kimisine göre tersine bu olaylar yerleşik sistemin tasfiye edilmesi için planlanmıştı (askerin iddiası)…
Bu arada darbeciler, Ergenekoncular da ortada cirit atıyordu.
Neresinden bakarsanız bakın ortaya çıkan, değişim sürecini baskı altına alan iktidar kavgasıdır.
Ve yargının bu çerçevede araçsallaşmasıdır. 
Türkiye'nin değişimin sürecinde yaşadığı en büyük sorun ve hüsran budur…
Adalet herkesindir, herkes içindir…
Yasaları siyasi yoruma dahi tâbi tutan “bu keyfi durum” ülkenin en önemli meselelerinden birisidir.
Bugün bunu görmeden, düzeltmeden kimse yol alamaz…
Aksi halde ödenecek fatura bundan çok daha ağır olacaktır…

———————————-

Ali Bayramoğlu

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI