Ana Sayfa Kategoriler Faaliyetler/Etkinlik Yeni Anayasa/İlkeler ve Ortak Paydalar

Yeni Anayasa/İlkeler ve Ortak Paydalar

0
Yeni Anayasa/İlkeler ve Ortak Paydalar

“Yeni Anayasa/İlkeler ve Ortak Paydalar” başlıklı oturumda yeni Anayasada ilkelerin ve ortak paydaların neliği ve nasıllılığı masaya yatırıldı.

Sivil Dayanışma Platformu, Anadolu Platformu, Bülbülzade Vakfı ve Şehit Kamil Belediyesi tarafından düzenlenen “Yeni Anayasa/İlkeler ve Ortak Paydalar” başlıklı oturumda yeni Anayasada ilkelerin ve ortak paydaların neliği ve nasıllılığı masaya yatırıldı.

Oturumun Moderatörlüğünü Ruken Tekeş Yaptı.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek konuşmasında ilk defa sivil bir anayasa yapılmakta olduğunu, bunun bir geçiş dönemi anayasası olabileceğini, böyle bir anayasanın öncelikle insan haklarına saygılı olması, değişmez maddelere yer verilmemesi gerektiğini, devletin ideolojik tarafsızlığını garanti etmesinin şart olduğunu (Atatürk ideolojisinin resmi ideoloji olmaması gerektiğini), Lozan antlaşmasını unutup, tüm gayri müslim azınlıkların haklarını da garanti altına alan, herkese ibadet özgürlüğü getiren, zorunlu askerliği kaldırıp “vicdani red” hakkı getiren, baş örtülü kadınlara karşı ayrımcılık yapmayan, yerel yönetim özerkliği sağlayan bir Anayasa yapılmasını dilediğini söyledi.

Yazar Ümit Fırat özetle şöyle devam etti: “ Yeni bir Anayasa yapıp eskisini geçersiz hale getirmek şarttır. Bu şekilde ilk 3 değişmez maddenin tartışması da yapılmamış olur ! Türkiye’nin demokratikleşmesi için Anayasanın değişmesi şarttır. Kürt toplumu bunu beklemektedir. Anayasada bir ulus tanımı olmamalıdır. Kimlik tanımlamasına da ihtiyaç yoktur. 42.maddede Türkçe yegâne eğitim ve resmi dil. O zaman diğer dilleri konuşan Kürtler, Çerkezler, Boşnaklar, Araplar ne olacak? ..”

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir Toplumsal Sözleşme başlıklı konuşmasında ortak değerlere vurgu yaparak “sosyal sermayemiz olan sivil toplum, bu süreçte daha aktif olmalıdır. dedi Turgay Aldemir’in konuşması şöyleydi.

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir Toplumsal Sözleşme

 21. yüzyıl herhangi bir yüzyıl değil. Gerek ülkemiz gerekse dünya, yeni tarihi kırılmaların yaşandığı bir dönemden geçiyor.

Türkiye açısından özellikle başta Ortadoğu olmak üzere dış dünyada yeni inisiyatif alanları ve yeni sorumlulukların ortaya çıktığı bir sürece giriyoruz. Bununla beraber kendi içimizde birçok can yakıcı sorunla karşı karşıyayız.   

Son yıllarda yaşadığımız sorunların, çözümü konusunda önemli bazı mesafeler alınmış olmasına rağmen, bunun anayasal güvence altına alınmamış olması bir eksikliktir.

Yaşadığımız şu dönemde toplumsal sosyolojinin gerisinde kalmış, ideolojik bir anayasa mevcut. Aslında Kemalizm ideolojisine dayalı olan bu anayasa, halkın sosyal hayatında ve vicdanlarda fiilen mülga olmuş durumda. Bu anayasa yaşadığımız coğrafyanın kültürü, tarihi ve ruhuyla bağdaşmamaktadır.  

Bu durum tespitinden sonra, bu konuda çözüme katkı yapmak istiyorsak öncelikle etrafımıza ördüğümüz duvarları ve ön yargıları ortadan kaldırmalıyız. Sahip olduğumuz değerlerle hayatın içinde yer alıp kendimiz olarak birbirimizle iletişim kurma zamanı geldi ve geçiyor da. Fırsatlar zamanında değerlendirilirse anlamlı olur. Yoksa kaçan fırsatların arkasından ah vah etmenin çok da anlamı yok.

Öncelikle yapılması gereken; bütün insanlarımızın temel hak ve hürriyetlerini garanti altına alan, özgürlükçü ve insan odaklı bir yaklaşımdan beslenen bir anayasa yapmak olmalıdır. Siyasal katılım süreçlerini iyileştirmek; bu ülkede darbe tartışmalarına son vermek için politik ve bürokratik alana karşı sivil alanı güçlendirmek gerekmektedir.

Sosyal sermayemiz olan sivil toplum, bu süreçte daha aktif olmalıdır. Sivil toplum, bireyin hak ve sorumluluklarını özgürce kavraması için yoğun çaba harcamalıdır. İçinde yaşadığı toplumun sorunlarına duyarlı, pozitif ve birleştirici sivil toplum örgütleri hayatın içine inmelidir. Toplumdan ve yaşanan hayattan uzak bir sivil yapı düşünülemez.

Artık akıllarımızı birleştirerek ‘büyük aklı’ oluşturmalıyız. Yüreklerimizi birleştirerek merhameti, sevgiyi ve umudu yaymalıyız. Bu coğrafyada yaşayan tüm kesimler farklılıklarıyla bir araya gelip, birbirimize yaslanarak, daha büyük bir kültür havzasını mayalayabiliriz.

Anadolu’da birlikte yaşamanın, çok hukukluluğun bin yılı aşkın bir arka planı var. Bu coğrafyada farklılıklarımız dün olduğu gibi bugün de tehdit değil fırsata dönüşebilmeli. Toplum olarak farklılıklarımız inanç, mezhep ve kültürler olarak kendi iç hukukuna tabi olabilmeli.

Bu anlamda çok hukukluluğu mutlaka tartışabilmeliyiz. Toplumun ‘ortak değerleriyle uyumlu, bu milletin hassasiyetlerini, endişelerini dikkate alan bir toplumsal sözleşme için çaba sarf etmek zorundayız.

 Bu sözleşmenin hazırlanması; “halkla başlayan, meclisle devam eden ve halkla biten” bir süreç olarak tanımlanmalıdır.

 Yeni anayasayı yasalaştırma süreci eski anayasadan bağımsız olarak, onu referans almaksızın, özgün bir meclis kararı ile yürütülmelidir. Bu nedenle mecliste ortaya çıkacak temsil eksikliğini gidermek üzere, parlamento dışı siyasi partileri ve sivil yapıları da anayasa yapım sürecine katacak mekanizmaların oluşturulması gerekir.

 Anayasada hiçbir kutsiyet, değiştirilmez dogma veya ırkçı-şoven, ötekileştirici, dışlayıcı kavrama ve yaklaşıma yer verilmemelidir. Yapılacak anayasada hiç bir etnik tanımlama olmamalıdır.

Darbe anayasalarının özgürlük maddelerinde yer alan “ama”lar, ‘ancak’lar olmamalıdır.

 Mevcut anayasada olduğu gibi toplumsal sözleşmenin, bir tarafın lehine değişmez maddeleri olamaz. Özgürlük ve toplumsal taleplerin karşılanması devletin varlık nedeni olarak kabul edilmelidir.

 Vatandaşlık, hiçbir etnik kökene bağlı olmaksızın Türkiye toplumunda yaşayan tüm halkları kapsamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan herkes eşit olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı sayılmalıdır.

 İster başkanlık ister üniter devlet yapısı tercih edilsin; siyasal katılım yerelden itibaren, her bir farklılığın kendini kurucu ve değerli olarak göreceği biçimde inşa edilmelidir. Bu minvalde yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı, güçlendirilmeli, siyasal sisteme daha fazla katılımı sağlanmalıdır.

 Vatandaşların eğitim hakları devletin güvencesi altında olmalı; imkânı olmayan ve okumak isteyen vatandaşlara her türlü imkân devletçe sağlanmalıdır. Eğitim, yalnızca bir sosyal hak olarak tasnif edilemez. Bu hakkın sağlanması, devlete, çocukları ve gençleri belirli ideoloji doğrultusunda biçimlendirme yetkisi sunmamalıdır. Devlet eğitim olanağı yaratırken, hiçbir koşulda ayrımcı, dışlayıcı, sorgulama imkânı bulunmayan doktrinleri dayatıcı bir politika takip edemez.

Arzın imarı neslin ıslahı

Doğanın korunması ve doğal felaketlere karşı önlemler almak anayasal olarak devletin görevleri arasında sayılmalıdır.

 

Anadilde eğitim her vatandaşın hakkıdır. Vatandaşların anadillerini öğrenmeleri için örgün eğitimde bunun altyapısı oluşturulmalı ve çok dilli eğitimin önü açılmalıdır.

 Anayasa beş temel hakkı mutlaka güvence altına almalıdır. (Can, akıl, nesil, mal, din / düşünce…) Bu temel haklar açısından her insan eşit haklara sahip olmalıdır. Bu toplumsal sözleşme, hakları tarif etmeli ve evrensel temel değerlere vurgu yapmalıdır.

 Ülke genelinde kabul gören genel ahlaka mugayir olmamak şartıyla, isteyen istediği yerde istediği şekilde kendi kılık kıyafetini belirleyebilmelidir. Bu serbestiyet, “kamusal alan”, “hizmet alan veya hizmet veren” gibi yapay ve anlamsız ayrımlara mahal bırakmayacak şekilde; eğitim, öğretim ve çalışma hayatında engel teşkil etmeyecek tarzda açıkça tanzim edilmelidir.

 Devlet halkına hizmet için, yani halkı için var olmalıdır. Milletine hizmet etmeyen, hükmedince adaletle hükmetmeyen devletler yıkılmaya mahkûmdur. Keza bir bir yıkılıyorlar da. Öyleyse millet devlet için değil; devlet millet için olmalıdır. Prensibimiz; ‘milleti yaşat ki devlet yaşasın’ olmalıdır. Tarihimize baktığımızda da devlet-millet bütünlüğünü sağladığımız dönemlerde başarılı olduğumuz görülecektir.

Bu sözleşmenin gerçekleşmesi ve kalıcı olması için aydın ve entelektüel sermayemizi güçlendirmeliyiz. Sığ ve gelişmemiş toplumlar, içine kapanarak korkularıyla var olmaya çalışırlar. Korkular üzerine bir toplumsal metnin oluşturulmasına fırsat vermemeliyiz.

Bu süreçte ülkenin her bölgesinden ve her kesiminden insanlar ses vermeli, sessiz çoğunluk artık konuşmalı; bu toplumda var olan hiçbir değer görmezlikten gelinmemelidir. Halkı yok sayarak kimse bürokratik, akademik, siyasi vb. fildişi kulelerinde oturarak bu toplumu artık yönetemez.

Yeni anayasa Türkiye’nin bölgesel ve Küresel güç olma mantığını esas almalıdır. Bundan böyle korkularımızın, umudun önüne geçmesini engellemeliyiz. Artık bize çizilen coğrafi ve düşünsel sınırlar dar geliyor. Sınır ötesi düşünmeliyiz. Bu ufku yeni toplumsal sözleşmemize de yansıtabilmeliyiz.

Düşünceye sınır koyamayız. Bulunduğumuz yerden dünyayı kurgulayabilmeliyiz. “Yeni bir dünya kurulur, biz de içinde yer alırız.” teslimiyetçi ve kaderci anlayış yerine  “Yeni bir dünya kurarız ve içinde hak ve adaleti etkin kılarız” devrimci anlayışını taşımalı ve kendimize güvenmeliyiz.

Her alanda yenilenerek, normalleşip, özgüvenimizi tekrar kazanmalıyız. Hayatın her alanında iş birliğine ve eş güdüme açık olmalıyız. Unutmayalım ki; bir millete toplumsal sözleşme yapma yüzyılda bir nasip olur. Hayatta hiçbir zaman fırsatların kazası olmaz. Çok çabalayıp az konuşup, çok dinleyip risk almalıyız. Toplumu merkeze alan, az maddeli bir toplumsal sözleşme için, çabalamalıyız. İç barış ve huzuru sağlayıp güven ortamını bu sözleşme ile tıpkı Hudeybiye’deki gibi sağlayabiliriz.

İnsanoğlunun kadim adalet, özgürlük, eşitlik, ahlak ve onur arayışına mütevazı bir katkı yapabilir ve gök kubbede hoş bir sada bırakabilirsek ne mutlu bize…