Yeni anayasa 4×4 gücünde olmalı

0
114

Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Osman Can, Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacının 4×4 arabaya benzetti. Can, “Öyle bir arabanız olmalı ki o riski kaza yapmadan güvenle atlatmalısınız.

Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Osman Can, Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacının 4×4 arabaya benzetti. Can, “Öyle bir arabanız olmalı ki o riski kaza yapmadan güvenle atlatmalısınız. Engebeli arazide gittiği zaman bütün o arazi şartlarına göre kendinizi uyarlayabileceksiniz ve çok hızlı bir şekilde sonuca ulaşacaksınız. Anayasa da tam anlamı ile bu 4×4 arabadır” dedi.

 Türkiye’de bazı tartışmalar bazı sembolik isimlerle anılır. 2008 yılında Meclis’te 411 oyla kabul edilen başörtüsü düzenlenmesinin CHP tarafından iptali, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AK Parti’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesine (AYM) açtığı davalar, mahkeme tarafından aynı raportöre görev verdi: Doç. Dr. Osman Can. Can her iki dava içinde davayı açanların mutlu olmayacakları raporlar sundu mahkemeye. Artık bu davaları Osman Can ile birlikte anıyoruz. Can AYM’deki görevinden istifa ederek akdemiye döndü ve son yıldır da Yeni Anayasa Platformu’nun sözcülerinden birisi.

Bu hafta Söyleşi-Yorum’da Can ile önceki gün açılan Meclis’in en önemli işlerinden biri olan yeni anayasayı konuştuk. Can, Yeni Anayasa Platformu’nun bir yıldır Türkiye çapında sürdürdüğü çalışmanın Meclis için model olabileceğini söyledi. Can, yeni anayasanın zorunluluğunu ise Türkiye’nin girdiği zorlu süreci arazi yoluna benzetip, “Anayasa, bu yolda bizi hedefe ulaştıracak 4×4 otomobildir” dedi.

Önceki gün Meclis açıldı ve bu meclis’in ilk ve önemli işlerinden birisi anayasa. Geçtiğimiz hafta AK Parti ilk adımı attı ve partileri ziyarete başladı. Bu kez olacak mı?

Olacak. Çünkü sağlıklı bir süreç başladı ve bu süreçte çok ciddi bir hata yapılmazsa ya da olağanüstü koşullar ortaya çıkmazsa başladığı gibi sonuçlanacak. Bakıldığında yeni anayasa, karşı çıkan aktörlerin dahi mecbur kaldıkları bir istek haline geldi. AK Parti, 2007’de bu süreci başlattı ama sonu gelmedi. Çünkü yanlış bir başlangıçtı. Akademisyenleri toplayıp hadi Anayasa yapın dedi. Böyle olmaz. Referandum gecesi de aynı hata tekrarlanır gibi oldu. Şu an itibariyle, kendisi açısından, seçmenleri açsından bunun daha fazla ertelenemeyeceğinin farkında. Şunu da ifade eldim; AK Parti’nin hedeflediği Türkiye 2023 vizyonunun hayata geçmesi, Türkiye’nin bölgesinde ve uluslararası sistemde önemli bir aktör olması bile anayasa ile ilgili ve yeni anayasa olmadan bu hedefin gerçekleşmesi zor.

Neden?

Çünkü hedeflenen politika sadece bir vizyonla, kadroyla hayata geçirilemez.. Her temel politikayı hayata geçirebilmeniz için aynı zamanda çok iyi kurumsal araçlara ihtiyacınız vardır. Kısacası, devletin temel yapılanması, örgütsel yapılanması, devletin hiyerarşik kurgusu, anayasal düzenin kendisinin, sizin bu hedefinize izin vermesi lazım. Bu yüzden şu anki anayasal düzen, AK Parti’nin Türkiye’yi yukarı taşıma hedefini ayaklarından tutup aşağı çekebilecek bir yapı. Bu kesin.

Türkiye zorlu bir araziye girmiş durumda ve başka ülkelerle rekabet etmek durumunda. Bu yolda Türkiye’nin bir 4×4 arazi arabasına sahip olması gerekiyor. Gerektiğinde otobanda hız yapacaksınız, mesafe kazanabilmek, bir sıçrama yapabilmek için bazı virajlara daha hızlı girmek zorunda kalacaksınız. Öyle bir arabanız olmalı ki o riski kaza yapmadan güvenle atlatmalısınız. Engebeli arazide gittiği zaman bütün o arazi şartlarına göre kendinizi uyarlayabileceksiniz ve çok hızlı bir şekilde sonuca ulaşacaksınız. Anayasa da tam anlamı ile bu 4×4 arabadır. Bu durum AK Parti açısından anayasanın mutlaka değiştirilmesini zorunlu hale getiren nedenlerin başında geliyor. Yani yeni Türkiye hedefini eski anayasa ile sürdüreme imkânı yok.

MERKEZDE TOPLUM OLACAK

Nasıl bir süreç izlenecek, toplum neresinde olacak bu sürecin?

İlk defa toplum diyoruz biz, ki bu çok trajik. Türkiye anayasacılık tarihine baktığımız zaman orada toplum hiçbir koşulda yok. 1876’da yok. 1921 Anayasası tabii olağanüstü bir dönemdir, 1924 Anayasası’nda toplum zaten yok: Keza 1961 ve 1982 Anayasalarında da toplum yok. Aslında AK Parti’nin 2007’de hazırladığı anayasa taslağında da, 2000’lerin başında ve son yıllarda hazırlanan taslaklarda da toplum yoktu. AK parti dışında hazırlanan taslaklara bakıldığında hazırlayanlar STK’lar değil, devletin uzantıları olan yarı kamu kurumları, meslek odaları, barolar, odalar gibi. Ama bunlar toplum değil korparatist yapılar, devletin uzantılarıdır, başka bir şey değil.

Toplumun içinde olduğu bir deneyim yok mu?

Toplum aslında sessiz bir devrimin aktörü. Sesli bir şekilde ilk defa geçtiğimiz yıl referandum sürecinde devreye girdi diyebiliriz. Aslında toplum Meclis’te kabul edilen değişikliğin kendi lehine olduğunu genel hatlarıyla bildiği için sürece güçlü bir şekilde müdahil oldu. İşte yeni anayasa bu açıdan bir şans. Ama toplumu bu sürecin aktörü haline getirmeden ya da toplum bizahati bu sürecin aktörü rolünü üstlenmeden, bir anayasal süreci başarı ile götürebilme imkânına sahip değiliz. Bir kopuş yaşıyor Türkiye. Eski ile yeni arasında bir kopuş. Siyasi aktörler arasında eski düzenin dilinden ve siyasal alışkanlıklarından kaynaklanan keskin hatlar varken, başka bir aktörü devreye koymadan, yeni bir anayasa süreci başlatamazsınız.

ARTIK YENİ AKTÖR TOPLUM

O baş aktör toplum mu?

İşte o baş aktör toplumdur. Ki, son birkaç yıldır toplum aktif olarak anayasa tartışmasının içinde. Aslında bugün eğer yeni anayasa siyasi partilerin vazgeçilmezi ise bunun en önemli nedeni halkın yeni anayasa isteğidir. Siyasi partiler de bu gerçeği gördüler. O yüzden siyasi partiler “yeni anayasayı halk yapacak” diyorlar. Toplum tarihte ilk defa “bu karar bana aittir ve ben bu kararı kullanmak için gerekli bütçeye, ödeneğe, kapasiteye, karar ehliyetine sahibimdir artık.

Toplum bu sürece nasıl katılacak?

Bunun çeşitli yöntemleri bulunabilir. Mesela medyaya yansıdı, insanlar hazırlanacak bir web sitesine vatandaşlık numaralarını girerek taleplerini iletebilirler, belli yerlere standlar açılarak insanlar buralara taleplerini iletebilir. Sosyal medya araçları güçlü bir şekilde kullanılabilir. Bunların hepsi teknik meseledir ama bu konuda önemli olan bir şey vardır: O da bu konuda ciddi bir mühendislik çalışmasının yapılmasının zorluluğudur.

BİR MODEL: YENİ ANAYASA PLATFORMU

Sizin içinde olduğunuz bir grup sanırım bir yıldır toplumun merkezinde olduğu bir çalışma var. Onu biraz konuşalım. Ne yaptınız?

Yeni Anayasa Platformu olarak biz halka gittik, Anadolu’nun otuzu aşkın bölgesinde halk toplantıları, anayasa toplantıları yaptık. Bu anayasa toplantılarında oradaki insanlar konuştu. Her birisi anayasayla ilgili talebini zehirlenmiş kavramlar, çatışma kaynağı olan semboller üzerinden değil de daha hayatın içinden dile getirmeye çalıştı. Mesela laiklik meselesini insanlar tartışmadı ya da başkanlık ya da iki meclis olsun, olmasın konularını tartışmadı. Zaten bunlar halkın oturup üzerinde karar vermek zorunda olduğu şeyler değil, bir nevi Ev inşaatında kolonların nasıl inşa edilmesiyle ilgili bir uzmanlık bilgisi. Halkın hayatın içinden talepleri ortaya çıktığı zaman o taleplere uygun formları uzmanlar geliştirmek zorunda. Burada sorun bu taleplerin nasıl toplanacağı nasıl sınıflandırılacağı, nasıl değerlendirileceği.

Sizin deneyiminizi anlatsanız adım adım…

Çok tartışmalı kavramlar yerine, az önce dile getirdiğimiz gibi, anayasanın halkın hayatıyla nasıl doğrudan bağlantısı olduğunu anlattık. Onlar da 367 ve benzeri krizle nedeniyle çok ilgili. Böyle olunca akademisyenlerin ya da siyasi partilerin kendi aralarında yaptıkları ideolojik ya da kavramsal tartışmalara artık girmiyor. Başkanlık mı, iki meclis mi, efendim laiklik ilkesi tanımlansın mı tanımlanmasın mı tartışmalarına falan girmiyor. Ama verdiği cevap bunların ne olması gerektiğini size çok net olarak anlatıyor. Biz bunları bir kere sağladık. Sağladığımızda bununla birlikte bir anayasal diyalog süreci başlattık. Anadolu’nun otuza yakın bölgesinde ve aynı zamanda medya üzerinde yürütülen bu çalışmalarla, seçim arefesine de denk geldiğinden, bütün siyasi parti adaylarının bu yaratılan dalgayla bir anayasal talebiyle karşılaşması sağlandı. Şimdi bu talepleri okuyan insanlar mecliste ve bu konularda biraz daha duyarlı olacaklar. Böyle bir anayasal diyalog sürecini de biz başlatmış olduk. Biz bu talepleri topladık.

Talepleri nasıl sınıflandırdnız?

Talepleri topladıktan sonra alt komisyonlarla bir anayasanın ne tür işlevi olabilir ne tür işlevi olabilir, buna yönelik anayasal başlıklar belirledik, o talepleri ilgili başlıklar altında tasnif ettik. Sonra birbiriyle bağdaştırmaya çalıştık, hiçbir talebi dışarıda bırakmadık mesela. Bütün talepler meşrudur dedik. Çoğunluk oluşturan talep karşısında azınlıktaki talebi bir kenara itelim demedik. Öyle bir üst formülasyon bulalım ki hepsini kapsayıcı olsun. Hiçbirisinin tam dediği olmasın ama hepsini kapsayıcı olsun. Hepsi kendini orada ifade edebilsin mesela. Böyle formülasyonlarla bir uzlaşma denemesi yaptık ardından anayasa çalışma grubunun anayasal direktifler, anayasal ilkeler listesini hazırladık. Her bir anayasal işleve ilişkin olarak.

Bir örnek verseniz?

Örneğin Anayasanın felsefesine, kurumlara, özgürlüklere, anayasal kültüre, devlet kültürüne ilişkin, bu alanlara yönelik somut anayasal talepleri belirledik. Bu şekilde raporumuzu oluşturduk. Bu test edilmiş ve başarılı olduğu kanıtlanmış bir yöntem. , yeni anayasa platformunun bir sene öncesinden başlayıp ortaya koyduğu yol haritası ile ulaştığı sonuçlar bugün Türkiye’nin bütün akademisyenleri, siyasi partilerinin üzerinde uzlaştıkları ilkeler haline geldi. Bugün meclisteki partilerin önkoşulsuz komisyona üye vermeleri, meclis çalışmalarını zora sokucu parti politikaları yapmama taahhüdü dile getirmiş olması, hiçbir partinin kendi taslağıyla ortaya çıkmaması ve halkın talepleri ekseninde yeni anayasanın hazırlanması söylemleri, bu yol haritasının bir iz düşümü niteliğinde. Tabii bundan da ciddi bir mutluluk duyuyoruz.

Yani sizin deneyiminiz bir model olabilir…

Olabilir…

MUHALEFET DE ANAYASANIN ZORUNLULUĞUNU GÖRÜYOR

Muhalefet partileri neden mecbur yeni anayasaya?

Eğer 2010’da anayasa değişikliği gerçekleşmemiş olsaydı, CHP ve MHP muhtemelen yeni anayasaya çok fazla sıcak bakmayabilirlerdi. Ama 2010’daki değişikliği çok ciddi bir kırılma meydana getirdi ve bu kırılma, her bir siyasi parti için yeni bir denge arayışını zorunlu kıldı. Yani bu partiler kerhen de olsa yeni anayasayı desteklemek zorunda kalacaklar. Çünkü 1982 Anayasasının öngördüğü militarist hiyerarşik düzenin mantığı, düzenin tepesindekilerin ötekileri hiçbir fren ve denge mekanizması olmaksızın ezmesine imkan sağlıyor. Şimdi roller değişmeye başladı ve sistem artık eski sahiplerini aynı hoyratlıkla ezmeye başlıyor. Bu nedenle yeni, demokratik, katılımcı, ideolojik yönden tarafsız bir Anayasa her şeyden önce onlar için bir garanti anlamına geliyor.

AK Parti ve Meclis Başkanı’nın başlattığı süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her ikisi de bence şu anda doğru olanı yapıyorlar. AK Parti’nin, kendi içinde A-Kadrodan bir komisyon kurması ve muhalefet partilerini ziyaret etmesi, BDP’yi de ziyaret edecek olmaları çok olumludur, CHP ve MHP’nin anayasa uzlaşma komisyonu konusunda mutabakata varması önemlidir. Görülüyor ki, yeni anayasa konusunda bütün partiler sorumlu davranıyorlar. Bu çok olumlu.

ÖN ŞARTSIZ UZLAŞMA BİR ŞANS

Partilerin ön koşulsuz uzlaşma komisyonuna gelmesi de önemli sanırım…

Elbette. Ön koşulsuz olarak bir uzlaşma komisyonuna geliyorsanız, bizim ön koşulumuz şudur diyebilmek çok fazla mümkün değil. Önemli olan siyasi partilerin ön koşulsuz olarak oraya geldiklerini deklare ediyor olması, önemli olan bu. Bir de şu soru soralım kendimize; Son tahlilde insanlar niye bir anayasa yapar? Bir politik birliği sağlamak için, politik birliği etkin hale getirmek ve güçlendirmek için. Sağlam, barışını sağlamış ve özgürlük garantileri kurumsal güvencelere kavuşmuş bir siyasal yapı tabii ki tüm siyasal partiler ve toplumsal kesitlerin çıkarınadır. Önkoşulla gelindiğinde bunu sağlama imkanı yok ve birileri bunun kaybedeni olacak Şimdi partileri bir araya getiren bu.

Meclis Başkanı önde gelen anayasacılar ile görüştü ilk önce. Bu doğru bir yöntem midir?

Meclis başkanının anayasa profesörlerini toplamış olması anayasa yapımının yönteminin bir parçası değil. Henüz hiçbir şeye başlamadan, anayasa uzmanlarıyla ısınma turu niteliğinde bir fikir turu yapılmak istenmiş olabilir. Bu daimi danışmanlık gibi bir şey değil gördüğüm kadarıyla. Dolayısıyla meclis başkanının bu yönde öncelikli bir adım atmış olması ve hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun bütün anayasa hukukçularını bir araya getirmesi ve onları dinlenmesi doğru bir adımdı.

BU KEZ OLACAK

Bu kez olacak mı?

Ben başından beri bu dönemde yeni anayasa yapılacağına inandım. Ve son gelişmelerle bu umudum daha da arttı. Geçtiğimiz yıl yapılan anayasa değişikliğinden, halkın bu sürece katılımından sonra geri dönüş imkânsız. Kaldı ki, geçen yıl yapılan değişikleri yeni anayasayı artık zorunlu kılıyor. Bakın daha büyük resimden bakalım. Siz cebinizdeki bir kuruşu, iki kuruşa çıkarma gibi çok basit bir rasyonellikle hareket eden insanlarsanız o anayasal düzeni değiştirmek zorundasınız. Bununla yolunuza devam edemezsiniz. Bu çok çok açık ve net bir ihtiyaçtır. Ekonomi ve uluslararası parametreleri iyi saptar ve, toplumsal gelişimi okursanız, devletin yapısını sağlam ve dikkatli bir şekilde analiz ederseniz ve son olarak da yeni toplumsal sınıfların beklentilerini okursanız, aşağı yukarı neyin gelmekte olduğunu görürsünüz zaten.

BDP SİYASETİ REDDEDEREK HATA YAPTI

Yeni anayasa ile Kürt sorunu arasında sıkça bağlantı kuruluyor. Anayasa ile Kürt sorunu arasında bir bağlantı var mıdır?

Kürt meselesinin yeni anayasa ile bağlantılandırılması ciddi sorunlar içeriyor. Yani Kürt meselesini çözmek için yeni anayasa yapmıyoruz. Çünkü Kürt meselesinin çözümlenmesi bütünüyle anayasal sorun değildir. Yukarıda 4×4 araba metaforunu örnek verdim. Kürt sorunu arabanın içinde şöföre zarar verebilecek bir sorun sadece, arabanın parçası/aksamı değil. Biz toplumsal sorunların çözümlenmesini anayasanın içinde aradığımız için Kürt meselesini de çözeceğiniz sanıyoruz. Değil.

Nasıl değil?

Yani ne Kürt meselesinde şiddet anayasanın yapımına engeldir ne de Öcalan’ın dediği gibi 1924 Anayasasındaki vatandaşlık tanımı Kürt meselesini çözer. İkisi de gerçek dışı. Kü