YAZMAK ERDEMLİ BİR EYLEMDİR – (Ramazan Kayan)

0
231

Her şeyin metalaştırıldığı, magazinleştirildiği, değersizleştirildiği günümüzde yazmak sadece yazmak değildir… Yozlaşmaya karşı bir duruş… Baskılara karşı bir direniştir… Müslüman için İslami ve insani bir reflekstir…

Kalemi kavi ve kalbi olanlar için yazmak ulvi bir eylemdir…

Çünkü kalemdeki hareketsizlik çürümenin göstergesidir… Kalemi çöpe gitmekten, kelimeleri paslanmaktan kurtarmak için yazmak gerekir…

Şunu da biliyoruz ki; her yazan yazar değildir… Okuyucusuna bir şey katmayan, onu yüce ideallere taşımayan yazar değil, sadece katiptir…

Yazar söyleyecek bir şeyi olduğuna inanan kişidir…

Yazmak sorumluluktur… Yazmak olgunluktur…

Yazmak için yazmak değil, yaşamak için yazmak… İnandığı değerleri yaşatmak için yazmak…

Evet, yazı hayata atılan imzadır… Tarihe tanıklıktır… Zamana müdahaledir… Var olduğunu kanıtlamaktır… Yani yazmak, faniliğin yok ediciliğine karşı var olma çabasıdır…

Her şeyin metalaştırıldığı, magazinleştirildiği, değersizleştirildiği günümüzde yazmak sadece yazmak değildir… Yozlaşmaya karşı bir duruş… Baskılara karşı bir direniştir… Müslüman için İslami ve insani bir reflekstir…

Bu bakımdan “nasıl” yazdığımız değil, “ne” yazdığımız önemlidir…

Kalemin sanat ve edebiyat gücünden evvel, samimiyet ve sadakatı önemlidir…

Gücünü kalbinden alan kalemler yürekler arasında bir köprüdür…

Burada niyetimiz, kalemi kutsamak değil, amacına uygun kullanmaktır…

Kalemi kötüye kullanma hakkımız yok, çünkü kalem bize emanettir…

Kalem yazarın egosunu tatmin etme, görünür kılma aracı değildir…

Aslında yazmak insanın egosunu okşayan bir eylemdir… Kalemin büyüsü ile büyüklenenler de az değil…

Kalem kıskançlıklarımızın kamufle aracı da olmaması gerekir…

Kalemin kaos ve kabus senaryolarını işleyerek umutları boğma hakkı da yoktur…

Kalem korku ve karamsarlık yayarak geleceğimizi karartma yoluna gidemez…

Bize tüm zulümlere, zulmetlere, zilletlere, zorluklara, zorbalıklara alışan değil, bunları aşabilen kalemler lazım…

Sadece yorumlayan değil, yüreklendiren, yönlendiren ve yol gösteren kalem…

Artık karanlığa küfretmemiz gerekmiyor, kelimelerimizle karanlığın kasvetini dağıtmamız gerekiyor… Diri ve duru cümleler kurmanın vaktidir… Hem de yutkunmadan, yüksünmeden, yamulmadan… Sövmeden, söylenmeden ne söyleyeceksek söyleyelim… Sonuçta kelimelerle sınanıyoruz…

Gecemizi ağartacak, karanlığı yırtacak, kararsızlığımızı ve karamsarlığımızı dağıtacak cümleler lazım…

Kalem bazen sönmüş yürekleri ateşleyen kıvılcımlar saçar… Bazen de yanan yüreklere serin sular serper…

Kelimeler kimi zaman iç dünyamızda meltemler, kimi zaman da fırtınalar estirir…

Her kelime bir damla gibi anlam denizine anlam katmaktadır…

Hakikatın ışıltısı, hikmetin kırıntısı yansıyıverir, dimağlara…

Kalem, ne zaman ki, tutarlı ve kararlı bir biçimde ve bir yaşama modeli olarak tezahür ettiğinde kalıcı ve kurtarıcı oluverir…

Bugün bizim kurucu, kuşatıcı, kardeşleştirici kalemlere ihtiyacımız var…

Bunun için de yazılmayanı yazmak ve zor zamanda yazmak erdemdir… Kalemin haysiyetini, kalemlerin asaletini koruyarak yazabilmek…

Kelimeleri dolandırmadan dobra dobur yazmak… İhanet içeren hiçbir kelimeye geçit vermeden bu sorumluluğu sürdürmek, zalimi memnun edecek cümleler kurmaktansa, bu işten
vazgeçmeye göze almak gerekmektedir…

Gücünü, güzelliğini Hak’tan alan, kahpeliklere, kalleşliklere, kaypaklıklara prim vermeyen kaliteli kalemler her çağın yüz akıdır…

Tabii ki, kusursuz kalem yok, yeter ki art niyetli ve kasıtlı olmasın…

Talebimiz temiz kalem… Kerim kalem… Artık kalemim kale’mdir, diyebilmeliyiz…

Çünkü kalem kontrolden çıkınca saldırganlaşıyor… Kalemler kışkırtıcı, kırıcı, kafa karıştırıcı oluyor… Muhterislerin, müstağnilerin elinde kalem kelime kıyımına dönüşüyor…

Sabıkalı, satılık ve sahte kalemler suret-i Hak’tan görünerek zihinleri bulandırmaya devam ediyorlar, hem de sistematik ve sürekli olarak…

İşte sorumluluk da tam o zaman başlıyor…

Bir muharririn dediği gibi: “ Siz bakmayın kelimelerin lugatte öyle masumca durduğuna ustasının eline geçince en tehlikeli silahtan daha etkili olur, onlar.”

O halde kelimelerimiz hangi amaca hizmet ediyor?

Bir zihin inşa ediyor mu? Hayata dokunuyor mu? Okuyucunun dünyasında karşılık buluyor mu? Ortak bir idealin ve duygunun oluşmasına katkı sağlıyor mu?

Kalemin de sorulacak bir hesabı var… Kişisel amel defterimize kalemin yazdıklarının tamamı, noktasına ve virgülüne varıncaya kadar her şeyin kaydedildiğini biliyoruz…Her şey kayıt altında… Kayıt dışı hiçbir şey yok… Şerefli yazıcıların tuttuğu günlük kusursuz…”Hakediş” hilesiz ve şikesiz…

Sakın hesabını veremeyeceğimiz kelimemiz olmasın…

Ve de kalemin hakkını vermek… Velev ki, fincancı katırlarını ürkütmek pahasına da olsa…

Çünkü yazmak bir meslek değildir… Ekmek teknesi değildir…

Yazmak, dertlenmektir…

Yazmak, alınyazımızdır…

O ki, Allah kaleme yemin ediyor… O halde kalemimiz dik, kelimelerimiz duru olmalıdır…

Tekrar hatırlatmakta yarar var : ”İlmin afeti yazmamaktır.”

Evet, sorunların, soruların, şüphelerin izalesi için yazmak görevdir…

Şimdi görev zamanı…

 

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI