Yarı-başkanlık ve siyaset – (Etyen Mahçupyan)

0
78

Dolayısıyla madde yazımına geçildiği noktada başkanlık sistemini isteyenlerin bu müdahalesi beklenen bir durum… Ortada epeyce pratik bir neden de var: Erdoğan parti tüzüğü gereği başbakanlığı bırakmak zorunda ve cumhurbaşkanı olmak

Anayasa yazım sürecinin başlaması ile birlikte kendimizi bir anda başkanlık sistemi tartışmasıyla karşı karşıya bulduk. Başbakan`ın bu konuda ısrarlı olduğu biliniyordu. Muhtemelen toplumdan gelecek öneriler arasında bu konunun da olacağı ve böylece kendiliğinden başkanlık tartışmasının açılacağı umulmuştu.

Ancak öneriler esas olarak temel hak ve özgürlükler üzerinde yoğunlaştı ve yönetim sistemi meselesi arka planda kaldı.

Dolayısıyla madde yazımına geçildiği noktada başkanlık sistemini isteyenlerin bu müdahalesi beklenen bir durum… Ortada epeyce pratik bir neden de var: Erdoğan parti tüzüğü gereği başbakanlığı bırakmak zorunda ve cumhurbaşkanı olmak istediği açık. Öte yandan halen cumhurbaşkanlığı yetkileri normal bir parlamenter rejime kıyasla çok daha fazla, çünkü 12 Eylül`ün mantığı bu pozisyonda bir askerin olacağını varsaymaktaydı. Şimdi yeni bir anayasa ile tutarlı bir parlamenter demokrasi ortaya çıkacaksa, cumhurbaşkanı yetkilerinin kırpılması gerekiyor. Ne var ki böyle bir cumhurbaşkanlığı da Erdoğan için cazip değil…

Yönetim sisteminin değişmesini bir kişinin kariyer ve güç beklentisine bağımlı kılmak tabii ki savunulamaz. Ancak yeni anayasayı fırsat bilip, bu konunun tartışılmasında zaten yarar olduğunun altını çizmek lazım. Diğer bir deyişle başkanlık sistemini isteyenin Erdoğan olması, bu alternatife hak ettiği önemi vermemizi engellememeli.

Gerçekçi olup toplumun siyasî ve kültürel arka planını dikkate alacaksak, burada sözü edilenin ancak Fransa benzeri bir yarı-başkanlık sistemi olabileceğini vurgulayalım. ABD`deki veya Latin Amerika`daki çeşitli başkanlık sistemlerinin, Türkiye`nin ne bugüne kadarki demokrasi deneyimi, ne de toplumsal yapısı açısından kullanılabilirliği gözükmüyor. Yarı-başkanlık diye adlandırılan mekanizmanın ise belli başlı özellikleri var: Kabine cumhurbaşkanı tarafından kuruluyor, meclis dışından bakan olunabiliyor ve kabinenin başında da bir başbakan bulunuyor. Hükümetin parlamentodan güvenoyu alması gerekirken, cumhurbaşkanının da elinde parlamentoyu fesih yetkisi bulunuyor. Genelde bu sık kullanılan bir yetki değil, çünkü seçim sonucunda başkanın desteklemediği partiler çoğunluğu oluşturursa, bu başkanı da istifaya zorlayan bir süreci ima ediyor. Dolayısıyla bizdeki siyasî sorunları göz önüne aldığımızda yarı-başkanlık sisteminin parlamenter sisteme göre iki önemli avantajı var: Hükümetin meclis tarafından gerçek anlamda denetlenmesine olanak sağlaması ve cumhurbaşkanını diğer partileri de dikkate alan bir hükümet atamaya teşvik etmesi.

Oysa parlamenter sistemde herhangi bir çoğunluk partisinin iktidarı, bu denetleme imkânını ve `birlikte yaşama` kaygısını yok ediyor. Eğer bir tür başkanlık sistemine geçilirse Erdoğan`ın daha da güçlü olacağı ve bir tek adama dönüşeceği eleştirisi pek anlamlı değil. Çünkü bugünkünden daha büyük bir güç temerküzü oluşturmak çok zor… Bugün Erdoğan her açıdan bir `tek adam` ve nitekim Meclis`in hiçbir konuda belirleyici gücü yok.

Aslında bu durum parlamenter sistemin ne denli yanlış tanıtıldığını da gösteriyor. Çünkü istikrar açısından tek parti çoğunluğu yeğleniyor ama bu sonuç parlamentoyu etkisiz kılıyor. Sonuç, parlamentosu anlamsızlaşan ama parlamentoyu yücelterek koruyan bir hastalıklı yapı olabiliyor. Gerçekte parlamenter sistemin faydası çoğul tercihlerin varlığı ve koalisyon yönetimlerinin oluşmasında ortaya çıkıyor. Çünkü ancak koalisyon süreçlerinde parlamentolar gerçekten de etkin ve etkili olabiliyorlar…

Türkiye`nin önümüzdeki yılları eğer bir AKP çoğunluğunu ima ediyor ve buradan türetilecek iktidarların daha demokratik davranması umut ediliyorsa, yarı-başkanlık sistemi çok daha elverişli gözüküyor. En azından bu sistem, muhalefeti farklı bir enerjiye davet ediyor… Kabul etmek gerek ki, parlamento seçiminde AKP milletvekili çoğunluğunu engellemek zor. Ama muhalefetin başkanlık seçiminde yüzde elliyi geçebilecek bir adayda anlaşabilmesi o kadar zor değil. Dolayısıyla yarı-başkanlık, muhalefeti yeniden siyasete çekecek bir dinamiği de tetikleyebilir. Bu durumda hem söz konusu başkan adayının toplumsal duyarlılıklara açık biri olması gerekecektir, hem de AKP`nin Meclis`e hakim olması durumunda, muhtemel bakanlar kurulunun da birleştirici nitelikte olması beklenir.

Kısacası yarı-başkanlık sistemi, şu anki duruma kıyasla siyasetin önünü açan, farklılıkların gerçek anlamda konuşmasını sağlayan bir zemin oluşturabilir. Parlamenter sistemin çoğunlukçu ve kaba siyasetinin kırılması mümkün hale gelebilir. Öte yandan yarı-başkanlık sistemi yerel yönetimlerin güçlenmesine `de facto` olarak daha açık bir rejimi ifade edebilir. Bu ise katılımcı ve vatandaş denetimine açık bir idari yapının kurulmasını sağlayabilir.

Diğer taraftan bu tartışmanın seçim sistemi, siyasî partiler yasası ve seçim barajı gibi konuları tek seferde ele alıp dönüştürme imkânı da var. Zaten olayı sadece başkanın yetkilerine indirgeyip, diğer reform imkanlarını dikkate almayan herhangi bir başkanlık teklifinin meşru olmayacağı da herhalde açık…

 Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI