Yarı-başkanlık sistemine doğru… – (Ardan Zentürk)

0
88

Cumhurbaşkanını halk seçiyorsa… Türkiye “geleneksel” olarak parlamenter demokrasi ile yönetiliyor. Yani, halkın oyları ile seçilen meclis, içinden, hükümeti ve haliyle başbakanı çıkarıyor, bir de cumhurbaşkanını seçiyor(du).

ANAYASA ÜZERİNE-1

Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun ortaya koyduğu hukuki/siyasi kriterler, Türkiye’nin yeni anayasa çalışmaları sürecinde “yarı-başkanlık sistemine” rotalandığını mı işaret ediyor? Kişisel kanaatim, öyle…

“Yeni Anayasa’nın Çerçevesi” konulu 26.Abant Toplantısı’nın “Yeni Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın Konumu” başlıklı oturum, belki, cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarına dönük görüşler ile gelişti ama işin sonunda ortaya “siyasi sistem tercihi” konusu çıktı!..

Cumhurbaşkanını halk seçiyorsa… Türkiye “geleneksel” olarak parlamenter demokrasi ile yönetiliyor. Yani, halkın oyları ile seçilen meclis, içinden, hükümeti ve haliyle başbakanı çıkarıyor, bir de cumhurbaşkanını seçiyor(du).

2014 yılında cumhurbaşkanı halkın oyuyla seçilecek. Bu, genel anlamda, başkanlık veya yarı-başkanlık sistemlerinde görülen bir tercih. Halkın en az yüzde 51 oyuyla seçilen cumhurbaşkanı, parlamenter demokratik sistemin sembolik yetkilere sahip cumhurbaşkanı karakterinden çok farklı, “yetkileri geniş ve bu yetkileri siyasi kararları doğrultusunda kullanan” yapıya sahip.

Eğer Türkiye, cumhurbaşkanını halk oyuyla seçmekte kararlılık gösterecekse, yeni anayasada cumhurbaşkanının yetki ve sorumlulukları mutlaka yeniden tarif edilmek zorunda.

1982: Bir ucube… Aynı oturumda konuşan Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Köker, 1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanına verilen yetkilerin sorumlulukları ile karşılaştırılması halinde ortaya bir “ucube”nin çıktığını söylemekte haklı. Çünkü anayasanın o maddesi, dönemin askeri lideri Kenan Evren için kaleme alınmış… Şu anda sürmekte olan siyasi yapı, parlamenter demokrasi görünümlü ama, cumhurbaşkanının hükümeti toplantıya çağırıp memlekette olağanüstü hal ilan etme yetkisi bile var!.. Bu maddelerin derhal temizlenmesi gerekiyor.

Eğer, parlamenter demokrasi içinde kalacak ve başbakan yürütmenin esas sorumlusu/ yetkilisi olacaksa, cumhurbaşkanının yürütmeye dönük bütün yetkilerinin yok edilmesi gerekiyor. Devleti protokolde temsil edecek, sembolik yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı bize yetebilir, o zaman, halk oyuyla seçilme uygulamasının derhal durdurulması gerekiyor.

Hayır, cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilecek düşüncesinde kararlıysak, o zaman cumhurbaşkanı-başbakan hattındaki yetki ve sorumlulukların yeniden belirlenmesi kaçınılmaz.

Vesayetten kurtulmak için… Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez’in, 27 Mayıs Darbesi’nden 1982’ye uzanan siyasi serüvende “cumhurbaşkanlığı makamının vesayet sisteminin koruyucusu ve kollayıcısı” olarak tanzim edildiğini söylemesi doğru bir yaklaşım. “Asker-sivil bürokratik oligarşi”nin sistemi istediği yönde tutma sigortası olarak gördüğü bir makam Çankaya… Bu yapıya “ters” gelen iki cumhurbaşkanından Celal Bayar, az daha Yassıada’da asılıyordu, Turgut Özal ise büyük zorluklar ile sürdürdüğü görevini tamamlayamadan aramızdan ayrıldı. “Sistem”in, bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçilmesine nasıl direndiğini, işin 27 Nisan e-muhtıralarına kadar nasıl taşındığını, nihayetinde AK Parti’nin çok yerinde “erken seçim” kararıyla vesayet güçlerinin oyunlarını boşa çıkardığını hepimiz hatırlıyoruz.

Bu nedenle… Cumhurbaşkanı’nın parlamento içindeki aritmetik hesaplar ile değil, doğrudan halkın oyuyla seçilmesi, “oligarşik vesayetin” en güçlü manevra alanının ortadan kaldırılması açısından önemli…

Türkiye, yeni cumhurbaşkanını halk oyuyla seçmekte ısrarcı olmalıdır…

Merkezi Washington’daki “Rethink Enstitüsü” uzmanlarından Dr. Fevzi Bilgin’in, Türkiye ile benzer “vesayet rejimi sorunu” yaşayan Güney Kore’nin tam demokratikleşmesini “yarı-başkanlık sistemi” ile sağladığını vurgulaması, altı çizilecek düşünce…

Türkiye’nin, kendisi gibi, Soğuk Savaş yıllarında sürekli askeri müdahaleler ile karşılaşmış Güney Kore’nin demokratikleşme, askeri vesayeti ortadan kaldırma ve bugünkü demokratik olgunluğa ulaşma deneyiminden öğreneceği çok detay olduğu açık gerçek.

Bu konu çok önemli… Devam edeceğim…

Zamanaşımı…

Hukukçu değilim. İşlenmiş bir suçun neden zamanaşımına uğradığını anlamakta öteden beri zorlanırım. Adamı öldürdün, devlet seni belli bir sürede ele geçiremedi, dosya rafa kalktı, dön eve, normal yaşantını sürdür!.. Anlaşılır gibi değil… Hele, bu, insanlığa karşı işlenmiş bir nefret suçu ise…Madımak 1993 katliamı sanıklarının zamanaşımı gerekçesiyle “temizlenmesi”, toplum vicdanında kapanması mümkün olmayan bir yara açacak… Türkiye bu yarayla yaşayamaz…

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI