Yansımayı Yitirirken…

0
231

‘Malatya Ekolü’ ve ‘Konya Ekolü’ nedir? ‘Malatya Ekolü’ yansıma üzerine bina edilmişken, ‘Konya Ekolü’ direkt aydınlatmayı esas alan bir eğitim ve irşad yöntemidir.

İslami hassasiyet taşıyan insanların, İslam tarihi boyunca, eğitim ve irşad çalışmalarının, usul yönünden, ‘Yansıma’ ve ‘Direk Aydınlatma’ diye nitelendirebileceğimiz iki farklı usulde hayat bulduğuna şahit olmuşuzdur. Esastaki fikriyatı ne olursa olsun, usulde bu iki yöntem hep var olagelmiştir. Ben bu iki usulü, ülkemiz tarihinin, son 40-50 yıllık döneminde, söz konusu iki şehirde daha fazla hayata geçirildiği için, ‘Malatya Ekolü’ ve ‘Konya Ekolü’ olarak isimlendirerek devam etmek istiyorum yazıma. Daha önceden, söz konusu şehirlerin isimlerini, bu eğitim ve irşad usulleri için kullananlar oldu mu bilmiyorum, ancak benim bu isimleri kullanmamın, bu şehirleri sevmek ya da sevmemek ile alakası olmayıp, söylediğim gibi, son dönemde bahsi geçen usullerin bu iki şehirde daha fazla ete kemiğe bürünmesidir.

Peki, nedir ‘Malatya Ekolü’ ve ‘Konya Ekolü’? Yazının başında da söylediğim gibi, ‘Malatya Ekolü’ yansıma üzerine bina edilmişken, ‘Konya Ekolü’ direk aydınlatmayı esas alan bir eğitim ve irşad yöntemidir. Birinci olarak, son 40-50 yılda, ülkemizde daha çok, Konya’da ete kemiğe büründüğü için burada ‘Konya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim, ‘Direk Aydınlatma’ yöntemi üzerinde duracağım.

Bu yöntemde İlim ehli olan Eğitici (Hoca/Üstad/Alim) genel olarak büyük kalabalıklara hitap eder. Eğitim ve İrşad çalışmalarını konferans salonlarında, cami kürsülerinde, panellerde, geniş katılımlı sohbet ortamlarında ifa etmeye gayret gösterir. Bu dersler bazen seri dersler şeklinde olmakla birlikte, bazen de birbirinden bağımsız konu başlıklarında icra edilir.

Bu çalışmaları takip eden katılımcıların, çoğunlukla bir standardı yoktur, her seviyeden herkes, aynı sohbete katılabilir ve de katılması beklenir. Zaten her katılımcıdan düzenli bir şekilde tüm ders veya sohbetlere mutlak katılımı da istenmez.

Derslerde işlenecek konuların detayı katılımcılar tarafından çoğunlukla, önceden bilinmez, zaten katılımcılardan ön hazırlık da istenmez. Derslerde çoğunlukla katılımcıların soru sormasına müsaade edilmez, edilse de ders/sohbet bitiminde, ancak orada anlatıldığı sırada, katılımcıların aklına takılan sorulara, yanıt vermek için kısa bir süre ayrılır.

Bu yöntemde Eğitici (Hoca/Üstad/Alim) katılımcıların yürüyeceği yolu aydınlatma konusunda çok önemli katkılarda bulunur. Katılımcıların yürüdükleri yolda, karşılarına çıkabilecek yol ayrımlarında takınmaları gereken tavırlar açık, net, ari bir şekilde kendilerine direk aktarılır. Bu sebeple ‘Konya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim bu yöntemin ‘Direk Aydınlatma’ üzerine bina edildiğini yukarıda söylemiştim. Bu yöntem kullanılarak geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bir çok değerli Eğitici (Hoca/Üstad/Alim) insanların/toplumun yolunu aydınlatmakta ve çok değerli irşad çalışmaları yürütmektedirler ki, Rabbim gayretlerinden dolayı hepsinden razı olsun ve gayretlerini boşa çıkarmasın inşallah.

Gelelim yukarıda ikinci olarak bahsettiğim, ‘Yansıma’ yöntemini kullanan, geçmişte ve günümüzde çok yaygın kullanılmakla birlikte, ülkemizin son 40-50 yıllık yakın tarihinde, en çok Malatya’da icra edilmesi dolayısıyla ‘Malatya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim yönteme.

Daha anlaşılabilir olması açısından özellikle ‘Yansıma’ kavramı üzerende biraz durarak detaylı bir açıklama yapmak istiyorum. Nedir ‘Yansıma’dan kasıt?

Âlemlerin yaratıcısı olan Allah Teâlâ kâinatı bir sistem üzerine kurmuş, Doğa olaylarını bir takım sebeplere bağlamış ve yaratıcıyı inkâr edenlerin ‘Doğa Kanunu’ adını verdiği bu sistem, bizim literatürümüzde ‘Sünnetullah’ ismiyle yerini almıştır.

Sünnetullahta öyle bir kural vardır ki, Dünya için hayati önem taşıyan birçok şey, yansıma üzerine bina edilmiş ve yansıması olmadan bir hiç anlamına gelmektedir. Hatta ısı, ışık ve renk gibi olmazsa olmazlarımız bile bu yansıma sisteminin bir parçasıdır. Isı da, ışık da, renkler de, ancak yansıdıkları kadar hayatın içindedirler ve yansımadıkları sürece onları görmek ya da hissetmek neredeyse mümkün değildir.

Örneğin, dünyamızın ısı kaynağı olan güneşin, dünyayı ısıtabilmesi için, güneş ışınlarının önce yerküreye çarparak, yer küreyi ısıtması gerekmektedir ki, yerden yansıyan ısı ile hava sıcaklığının arttığını hissedebilelim. Bu sebepledir ki, günün en sıcak saati güneşin en tepede olduğu saat değil, bu saatten 2-3 saat sonrasıdır. Tepeden dik vuran güneş önce yeri ısıtacaktır ki, yerden yansıyan ısı ortamı, havamızı ısıtsın. Yine bu sebepledir ki yerden uzaklaştıkça güneşe yaklaşsak da havanın soğuduğunu hissetmekteyiz.

Işığın bir ortamı aydınlatması için de bir zemine çarparak oradan yansıması gerekmektedir. Yansıyacak bir zemin bulamayan ışık kaynağı, içinde bulunduğu ortamı aydınlatamayıp sadece karanlığın içinde parıldayan (en fazla bir yön gösterebilen) bir ışık olarak görülebilecektir.

Renklerde ise diğer ikisine benzemekle birlikte, çok daha mucizevi bir yansıma sistemi yaratmıştır Rabbimiz. Üzerine ışık çarpan her cisim kendine lazım olan rengi absorbe ederken, kendisi için lüzumsuz olanları dışa atmakta, ancak insanlar onu dışa vurduğu renklerle anmaktadırlar. Bunun en güzel örneğini doğadaki yeşil yapraklarda görmekteyiz. Işığın içerisindeki üç ana renkten, fotosentez için kendisine lazım olan, kırmızıyı içine alan yaprak, lazım olmayan sarı ve mavi rengi ortak bir şekilde yansıtarak yeşil olarak anılmaktadır.

Özetle Yansımanın, Sünnetullah’ın bir parçası, hatta dünyamızın olmazsa olmazı olduğunu, anlatmak gayretindeyim. Belki buradan, ‘Malatya Ekolü’ne nasıl geleceğim sorusu sorulabilir. Yukarıda da söylediğim gibi ‘Malatya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim bu yöntem, ‘Yansıma’ üzerine bina edilmiştir. Yani ‘Konya Ekolü’nün aksine, yolu aydınlatma yerine, öğrenciyi aydınlatma daha doğrusu öğrenciyi bir ışık kaynağına dönüştürme, usulünü takip etmektedir.

Bu ekolde sohbetler/dersler büyük kalabalıkların aksine, küçük ders halkalarında yapılır, en az 5, en fazla 9 kişiden oluşan bu ders halkalarında, öğrenciler aynı ilmi seviyededir ve belirli bir ders programı takip edilir. Eğitici, her derste, bir sonraki konuyu, çalışılacak kaynakları ile birlikte önceden öğrencilerine bildirir. Dolayısıyla derslere katılan tüm öğrenciler, hemen hemen eğitici kadar, ön hazırlıkla derse katılır ve de katkıda bulunur. Bu yöntemde Eğitici, ilgili konulardaki tüm ilmini öğrencilerine aktararak, onların da bu konuya en az kendisi kadar vakıf olmasını sağlar. İşte bu yöntemi doğadaki ‘Yansıma’ kuralına benzetmemin sebebi tam olarak da budur. Zira bu yöntemde Eğitici kişi, ilminin yansımasını öğrencilerinde görür ve sadece onların yolunu aydınlatmakla kalmış olmaz, aynı zamanda onları da birer ışık kaynağı olarak yetiştirmiş olur.

‘Malatya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim bu yöntem ne Malatya’da icad edilmiş ne de sadece Malatya’da uygulanmıştır. Hatta Ashabı Suffa’dan bu yana, İslam Tarihi boyunca tüm fikir akımları tarafından uygulana gelmiştir. Bu yöntem İslam Tarihine damga vuran birçok Âlimi yetiştirmiş ve hep büyük Âlimlerin öğrenci yetiştirme yöntemi olmuştur. Mezhep Âlimleri başta olmak üzere, birçok büyük Âlimin, öğrencileriyle küçük ders halkalarında ilmi sohbetler, hatta tartışmalar yaptıkları bu yöntemle o öğrenciler arasından da büyük Âlimler yetiştiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Şüphesiz ki eğitimde ‘Yansıma’ yöntemi sadece İslami ilimlerde kullanılmamıştır. Örneğin; Ahilik geleneğinde denir ki; “Bir kişiye ‘Usta’ denilmesi için, önce mesleğinde kendi ustasını geçmesi, sonra da kendisini geçen bir usta yetiştirmesi gerekir.” Aksi taktirde zanaat ehli olan kişi, ne kadar bilgili olursa olsun ‘Usta’ olarak kabul görmez.

Hiç şüphesiz, İmamı Azam’ı, Büyük İmam yapan, ilminin çok fazla olması değil, otuz tane büyük Âlim yetiştirmesidir ki, bu Âlimlerin üç tanesi ilimde kendi seviyesine ulaşmış İmamlarımızdandır. Numan Bin Sabit’i İmamı Azam yapan, İmamların İmamı olmasıdır. İmamı Azam gibi tarihteki filozoflar da ‘Yansıma’ usulü ile öğrenci yetiştirmeyi tercih etmişlerdir. Ayrıca, gerek İstanbul Fatih bölgesinde bulunan, gerekse de Güneydoğu Anadolu Bölgemizdeki Medreselerde de bu ekol uzunca bir süre başarılı bir şekilde uygulanmış, (hatta kısmen uygulanmaya devam etmekte olup) bu yöntemle çok sayıda ilim ehli insan yetiştirilmiştir. Bu örnekleri çok daha fazla çeşitlendirmek mümkün olmakla birlikte maksadın hâsıl olduğu kanaatindeyim.

Özetle ‘Malatya Ekolü’ olarak isimlendirdiğim bu, ‘Yansıma’ usulünde Eğitici, daha az sayıda öğrenciye ulaşmakla birlikte, çoğunlukla bu öğrencilerin tamamına yakınının, ilgili ilimlere en az kendisi kadar vakıf olmasını sağlamaktadır. Bunun en iyi ispatı ise, bu ekol ile yetişen birçok kişinin, sonradan kendi Hocasını beğenmemesidir ki, bu durum bu ekolden yetişenlerin Hocalarına yaptıkları en büyük vefasızlıktır diye düşünüyorum.

Bahse konu olan iki ekolü kısaca karşılaştırmak gerekirse, Konya Ekolü kitlelere hitap ederken, Malatya Ekolü daha dar kapsamlı ve özel ortamlarda faaliyet gösterir. Konya Ekolü daha popüler/medyatik iken Malatya Ekolü içe dönüktür. Konya Ekolü konferans, sohbet, seminer ve sohbetlerine ‘Katılımcı’ ararken Malatya Ekolü derslerine ‘Öğrenci’ arar. Konya Ekolünde Eğitici, katılımcılar için ulaşılması kolay olmayan bir liderken, Malatya Ekolünde Eğitici ile öğrenci yakın dostluk kurar. Belki biraz fazla iddialı olacak ama Konya Ekolü ‘Nicelik’ ararken, Malatya Ekolü ‘Nitelik’ peşindedir. Konya Ekolü insanların/grupların yürüyeceği yolu aydınlatırken, Malatya Ekolü yürüdüğü yolu aydınlatan insanlar yetiştirir.

Dolayısıyla hangi fraksiyondan olursa olsun, fikirleri gelecek nesillere taşınacak olanlar, eğitim usullerinde ‘Yansıma’yı esas alanlar olacaktır. ‘Direk Aydınlatma’ yöntemi ile aktarılan fikirler ise bir nesil sonra, yok olmaya mahkûmdur. Bahsettiğim, Konya ve Malatya Ekolleri, tamamen birbirinin muadili olmamakla ve zaman zaman her ikisinin de kendi yerinde kullanılmasının zorunluluğu olması ile birlikte, fıtrata ve Sünnetullah’a en uygun olanın ‘Yansıma’ usulü olduğu kanaatindeyim.

Ülkemizdeki, İslami hassasiyetlerle bir araya gelen cemaatlerin hemen hemen tamamı, doksanlı yılların sonunda yaşadığımız, 28 Şubat darbesinden sonra, bir STK’laşma sürecine girdi. Her biri ayrı bir STK etrafında toplanmaya başlayan bu cemaatler, artık ‘Yansıma’ usulünü neredeyse tamamen bırakıp, ‘Direk Aydınlatma’ usulünü benimsemiş durumdadırlar. Bu eski cemaat, yeni STK’lar, bu yöntem ile daha geniş kitlelere hitap ettiklerini düşünseler de kendi geleceklerini bitirdiklerinin farkında değiller diye düşünmekteyim. Fikirlerin, düşüncelerin gelecek nesillere taşınabilmesi için ‘Yansıma’ usulünün tekrar canlandırılmasının, olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu kanaatindeyim.

Normalde bu yazıyı burada bitirmem gerekirdi, ancak bu konuda, yakın bir gelecekte bizleri bekleyen daha vahim bir tehlikeye dikkat çekmek devam etme gerekliliği hissediyorum. Zira yakında, ‘Yansıma’ usulü şöyle dursun, ‘Direk Aydınlatma’ usulünü bile mumla aramak durumunda kalabileceğimiz kanaatindeyim.

Diğer İslam Ülkelerini bilmiyorum, ama ülkemizde hızla yayılmaya başlayan ve ‘Yönlendirme ve Gaz Alma’yı esas alan, ‘Medya Ekolü’nden bahsediyorum. Her biri ayrı bir ‘Toplum Mühendisliği Projesi’ olduğu gün gibi ortada olan dizi filmler, son dönemde çok hızlı bir şekilde hayatımıza girdi. Sosyal medyanın da desteği ile bu dizi filmlerde verilmeye çalışılan mesajlar birçoklarımız tarafından kendini ifade etme, anlatma aracı olarak kullanılmaya başlandı bile. Verilen mesajların içeriği doğru ise, ilk bakışta çok masum, hatta çok geniş kitlelere ulaşması açısından, çok faydalı gibi gözükse de bu yöntem, gelecek nesiller için bir facia niteliğinde olacaktır diye düşünüyorum.

Başta ABD olmak üzere, batılı ülkeler tarafından, on yıllarca kullanılan bu yöntem, diğer toplumlara karşı, kültür ihracı ve yönlendirme için, kullanılabilecek etkin bir silah olabilir. Ancak mevcut durum göstermektedir ki, bu silah, toplum mühendisleri tarafından, diğer toplumlardan ziyade kendi toplumumuz için kullanılmaktadır ve toplum katmanları arasında en çok, gerek Konya gerekse Malatya Ekolleri içerisinde yetişen kesimler tarafından sahiplenildiği izlenmektedir. İşte asıl içler acısı olan durum da budur ki, okuması, araştırması ve sorgulaması beklenen kesimlerin bile bu ‘Yönlendirme ve Gaz Alma’ sistemine teslim olduklarına şahitlik etmekteyiz.

Bugün söz konusu proje yapımlar aracılığı ile verilen mesajlar belki doğru içerikli de olabilir. Ancak bu ekolün içselleştirilmesi durumunda gelecekte, artık analiz yeteneğini hepten kaybetmiş, okumayan, araştırmayan, tartışmayan, hatta dinlemeyen bir nesil yetişecektir ki, bu nesil artık sadece ‘Takipçi ve Hayran’ bir nesil olacaktır. Esasen, toplum için yapılacak irşad çalışmalarında, bu ‘Medya Ekolü’nden medet ummak, geçmişte bazı medreselerde bir takım müsteşriklerin kitaplarının kaynak eser olarak okutulması kadar, acı bir durum olup, düştüğümüz zelil hali ifade eder diye düşünüyorum.

Sonuç olarak ‘Yansıma’ ile hareket eden ‘Malatya Ekolü’nün ‘Öğrenci’lerinin, ‘Direk Aydınlatma’ ile yol alan ‘Konya Ekolü’nün ‘Katılımcı’larına dönüştüklerini gördüğümüz gibi, bu katılımcıların, ‘Yönlendirme ve Gaz Alma’ esaslı çalışan ‘Medya Ekolü’nün ‘Takipçileri ve Hayranlarına’ dönüştüğünü de görmemiz yakın bir tehlikedir diye düşünüyorum.

Takdir Sizlerindir.

Veysel Tay