Yalnız ölüm

0
113

Televizyonda çok gördük değil mi; hani bir iki balina karaya vuruyor veya buzlar arasında sıkışıyor da; ilgili-ilgisiz heyecanlı bir kalabalık bu hayvanları kurtarmak için nasıl bir gayretle çırpınıyor. Helal olsun adamlara diyoruz, ne hamiyettir bu, nasıl bir sevgidir, insaniyettir.

İyi de…

Şu manzaraya ne diyeceğiz?

Geçtiğimiz bir yaz mevsiminde sıcaklar sebebi ile Fransa’da 10.000 kişinin (Yazıyla: on bin) öldüğü haberi gazetelerde yer aldı. (Adamlar öyle bir felaket karşısında kalmış ki ölüleri sayamamış daha.) Haber “sanılıyor” diye verildi.

Bu tam bir âfet. Bir deprem, bir savaş, bir veba salgını, bir felaket değil mi?

Söyleyin bakalım SARS haberlerinin yüzde biri kadar medyada yer aldı mı?

Hani nerde kameralar, nerde yayıncılar-yorumcular.

Duyarlığa bak, duyarlığa.

Nedir bu sessizliğin sebebi?

Ölenlerin neredeyse tamamının yaşlılardan oluşu mu? Bu yaşlıların korkunç bir yalnızlığa terkedilmiş olmaları mı?

Sessizce ölsünler, kimseler duymasın, panik olmasın, kimsenin keyfi kaçmasın.

Niçin?

E, tatil zamanı şimdi. Herkes bir yıl yolunu gözlediği tatile gitmiş; deniz-plaj-kum ve yaz aşkları içinde fıstık kurutuyor.

Fıstıklar kurumadan bir ölüm haberi ile tatili yarıda kesip dönmek olur mu?

Velev ki bu ölü öz dedeniz, öz nineniz olsun.

Nasılsa ilgilenecek kurum ve kuruluşlar vardır. Fransa medenî-kalkınmış-zengin bir ülke. Bilim ve kültürün harman olduğu yer. Dünyanın sanat merkezi. Bunca bilim, bunca kültür, bunca sanat, örnek diye gösterilen medeniyet bu mu? Fostur, fos. Palavradır hepsi.

Yaşlıların cenazesine bile sahip çıkmıyor.

Le Figaro “Fransız Barbarlığı” diye başlık attı. Sadece Paris’te 300-400 ceset terkedilmiş olarak morglarda bekliyormuş.

Demek ki onca felsefî düşünce, onca bilimsel başarı, onca ünlü ressamın, ünlü bestekarın dünya çapındaki eserleri insanlara şuncacık merhamet, şuncacık insanlık verememiş. Ahlâk sükut etmiş.

Zaten ahlâkı “istenmeyen şey” ilan ettiler “etik” başlara taç oldu.

Alın o etik dediğiniz şeyi yalnızlık içinde ölüme terkettiğiniz yaşlı insanların mezar taşına taç yapın.

Barbarlığın kime has olduğu bu hadise ile çok belli oldu. Yaşlılardan sorumlu devlet bakanı Hubert Falco durumun “ülkede gitgide kopan sosyal bağların bir göstergesi” olduğunu söyledi.

İnsanlara sürekli “kendini sev, kendini sev” diye telkin yapılırsa, “birey olmak” bencil olmakla bir tutulursa; insanların birebir ilişkileri kurum ve kuruluşlara havale edilirse; çocuk yapmak (bakmak) yerine kedi-köpekle tatmin aranırsa, dede ve nineler huzur evlerine, yalnızlıkla dolu ıssız dairelere terkedilirse sonuç böyle olur işte. Adam babasının ölümü sırasında bile “kutsal tatil zevkini” yarıda kesemez. Ceset ortada kalır. Kimsesizler mezarlığına defnedilir.

Bu yazının asıl muhatabı elbette ki Fransızlar-Almanlar-Avrupalılar değil. Onlara olan olmuş zaten. Bu yazının asıl muhatabı o kıtada geçerli olan kültür, ahlâk, medeniyet ve yaşam biçiminin bizde de hakim olmasını isteyenlerdir.

Bizi de şu “barbar Fransızlar”a benzetmek isteyenlerdir.

Ne yazık ki bu yolda çok mesafe katettik.

Medenî olacağız diye merhameti, şefkati, feragati kısası ahlâkı terkettik.

Terkettik mi?

Ne münasebet! “Elhamdülillah Müslümanım” diyenler durdukça korkmayın, bizim insanımız bu çapta yoldan çıkmaz.

Mustafa Kutlu / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.