`Wall Street İşgali`: Yeni bir `ethos`un doğuşu mu? – (Kürşat Bumin)

0
137

Hızla yayılan bu yeni başkaldırı nasıl gelişip nerelere varacak acaba? Yani, yazının başlığında yer alan soru nasıl cevaplanacak?

“Kitlesel adaletsizlik hissini ifade etmek üzere dayanışırken, neyin bizi bir araya getirdiğini unutmamalıyız” diyerek başlayıp “Biz, kârlarını insalarla, çıkarlarını adaletle ve baskıyı eşitlikle değiştiren şirketlerin hükümetlerimizi idare ettikleri bir zamanda geliyoruz size. Biz bu gerçeklerin bilinmesi için barışçıl usullerle toplandık, ki hakkımızdır” diyerek devam eden “Wall Street`i İşgal Et”eyleminden söz ediyorduk…

Hızla yayılan bu yeni başkaldırı nasıl gelişip nerelere varacak acaba? Yani, yazının başlığında yer alan soru nasıl cevaplanacak?

Bugün dünyada yeni bir “ethos”a ihtiyaç olduğu muhakkak; “Arap baharı”ndan “Wall Street İşgali”ne uzanan biçimde pek çok toplumda kendini gösteren bir ihtiyaç ve talep bu. Büyük dönüşümlerin yeni bir “ethos”suz, yani yeni değerler, inançlar ve duygulardan oluşan bağlar olmadan gerçekleşmedikleri bir hakikat ise, “Wall Street İşgali” vakti nihayet gelmekte olan ve eskilerden çok önemli bir farkı, yani “etnik” aidiyete atıfta bulunmama farkıyla yeni bir “ethos”u yaratabilecek mi acaba?

“Yeni ethos-Eski ethos” olarak basitleştirebileceğimiz bu geçişe ilişkin iyi bir örnek Fransa`da halkoylaması sonucu reddedilen AB Anayasası etrafında gelişen bir tartışmada karşımıza çıkmıştı. Söz konusu metni destekleyen Haberbas`a katılmayan düşünürler, filozofun önerdiği yeni Avrupa`nın “ethos”unu sorgularken, politikayı modern zamanlarda mümkün kılan tek olgunun “ulus-devlet” olduğuna dikkat çekiyor ve özetle yakın tarihlere kadar Almanlara karşı savaşan Fransızların “Fransız olmak” ethosundan hareketle bu işe koyulduklarını hatırlatıyorlardı. Oysa filozof, Avrupa Birliği çatısı altında ulus-devletlerin etnik aidiyeti şart koşan bu iki yüz yılda oluşmuş ethosunun yerini yepyeni bir başka ethosa ve dolayısıyla bunu temel alan yeni bir politika tanımına bırakabileceğini belirtiyordu.

“Wall Street`i İşgal Et” eyleminin bu çerçevede bir oluşuma ulaşabilme aşamasında nasıl bir rolü olacağını henüz bilmiyoruz. Bugün için karşı karşıya olduğumuz olgu, kapitalizmin küreselleşme aşamasındaki yeni formuna yönelik “küresel bir muhalefet”in filizlenmekte olduğunun habercisi olmaktan ibaret.

Slavoj Zizek, iki yıl kadar önce bugün New york`da başlayan “Wall Street`e İşgal Et” eyleminin topa tuttuğu uygulamaların başında gelen “Onlar, tek bir ceza dahi almaksızın vergi mükelleflerinin paralarıyla şirketleri kurtardılar ve yöneticilerine fahiş ikramiyeler vermeye devam ettiler” eleştirisi hakkında şöyle yazıyordu:

“Bu kurtarma planı gerçekten `sosyalist` bir önlem mi, yoksa bu devlet sosyalizminin ABD`de başlangıcı mı? (…) Eğer durum böyle ise, bunun benzersiz bir örneğiyle karşı karşıyayız: `sosyalist` bir önlem ama birinci amacı yoksulların değil zenginlerin yardımına koşmak: borçlananların değil borç verenlerin yardımına koşmak.”

Zizek, “kurtarma” harekatına ilişkin şu “ironi”yi de hatırlatıyordu: “Bankacılık sisteminin `sosyalizasyonu” kapitalizmi kurtarmaya yarayınca kabul edilebilir. `sosyalizm”, kapitalizmi stabilize etmek dışında kötü ve zararlıdır.”

O dönemde önce ABD`de karşımıza çıkan bu “kurtarma” operasyonlarına ilişkin yayımlanan pek çok yazı arasından birisinde de, “Siyasete ve onun temel meselesine dönmek gerekiyor” hatırlatmasından sonra “Ulusların zenginliği neye yaramalı, kime hizmet etmelidir? Halkların daha iyi yaşamasına mı, yoksa dün “doğum” bugün ise “para” ile hüküm süren bir avuç aristokrasinin zenginleşmesine mi?” sorusu soruluyordu. Bugün Amerikalıları isyan ettiren bu uygulamalar, çok değil on yıl kadar önce kendi başına bırakılan “piyasa”yı yedeğine almış liberal demokrasi ile insanlığın ideolojik evriminin sonuna ulaştığını ve bu anlamda “Tarihin sonu”nun geldiğini ilan eden düşünür Fukuyama`ya bile işlerin hiç de öngörüldüğü gibi gelişmediğini söyletiyordu. Fransa`da son başkanlık seçimlerinde sosyalist parti`nin adayı olarak yarışan Segolene Royal`ın “Finansal sistemi ekonominin hizmetine sokmak” başlığıyla haber yapılan açıklamasında, -geçenlerde Ümit Boyner`in konuya ilişkin sözlerini çağrıştırır biçimde -“yangına” karşı alınan önlemlerin küller içinde uykuya yatacak olan ateşi söndürmeyeceğini, alınması gereken asıl önlemlerin bugünün yoldan çıkmış kapitalist finans sisteminin değiştirilmesi olduğunu söylediğini de hatırlayalım.

Söylediğim gibi küresel bir mahiyet kazanmakta olan “Wall Street`i İşgal Et” eyleminin bu mahiyetini ne derece koruyacağı ve geliştireceği sorusunun cevabı henüz meçhul. Bu eylemlerin insani olandan giderek uzaklaşan ve “insana korku veren biçimde organik, canlı bir şey”mişcesine zenginliklerin kaynağını “piyasalar”a bağlayan yeni kapitalist sistemi ne derece sindirebileceği ise apayrı ve cevabı daha da zor bir soru.

Eylemlerin krizden daha az zarar gören ülkelerde um
ut edilen güce ulaşmayacağını söyleyenler de eksik değil. Bazı uzmanlar bu protestoların Avrupa ülkelerinde liberal ekonomiye fazla bel bağlayan ABD ve İngiltere`ye nazaran daha güçle olacağına işaret ediyor. Hatta Fransa ve İspanya karşılaştırmasında olduğu gibi söz konusu eylemlerin gelişebilme ihtimalini Avrupa ülkelerinin krizden etkilenme büyüklüğüyle ölçenler de mevcut. İspanya`da gençlerin % 45`ini içine alan işsizliğin –mesela- Fransa`ya nazaran çok yüksek olduğu hatırlatılıyor.

Sonuç olarak her ne ise de, öyle ya da böyle, bugün olmazsa yarın, yeni bir “ethos”un ucunun göründüğünüo söylemek yanlış olmasa gerek…

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI