Vahdete Çağrı: Kudüs Günü

0
141

Yeryüzünün işgal edilmiş en kıymetli ve mukaddes toprakları olan Kudüs’ün Siyonist İsrail’in işgalinde kurtarılması amacıyla İmam Humeyni tarafından 7 Ağustos 1979 yılında Dünya Kudüs Günü ilan edildi.

İmam Humeyni İslam İnkılâbı zaferinden birkaç saat sonra İsrail elçiliğinin ele geçirilmesi emrini verdi. Birkaç saat içerisinde İslam devrimcileri tarafından Siyonist rejiminin elçiliği ele geçirildi. İslam inkılapçıları tarafından duvarlara pankart asıldı. Pankartın üzerinde şöyle yazıyordu:'' Bu bina İran halkının Filistin halkına hediyesidir'.

 

Devrimciler, siyonist İsrail elçiliğinin tabelasını, ''Filistin Elçiliği'' olarak değiştirdiler. 

 

İmam Humeyni 7 Ağustos 1979’da Dünya Müslümanlarına şu hitapta bulunmuştu: ''Ben uzun yıllar boyunca İsrail tehlikesini Müslümanlara hatırlatıp durdum; bugünlerde Filistinli bacı ve kardeşlerimize karşı saldırılarını artırmış durumda. Bilhassa Güney Lübnan'da; Filistinli savaşçıları ortadan kaldırabilmek için evleri teker teker bombalıyorlar. Ben bütün Müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum. Keza bütün dünya Müslümanlarına; Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve Kadir günlerinden de sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü ‘Kudüs Günü’ olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum. Allah Teâlâ'dan Müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.''

 

İslam İnkılabından hemen sonra Siyonist diplomat ve görevlilerinin çalıştığı elçilik binası kapatıldı. Elçilik binası artık Filistinlilere devredilmişti. 

 

Müslümanların ilk kıblesi ve üçüncü mukaddes mekânı olan Mescid-i Aksa'nın, aynı zamanda peygamberler şehri olarak Müslümanlar için ayrı bir öneme ve kutsiyete sahip Kudüs, bir bakımdan uzun yıllar gaspçı, zalim ve işgalci bir rejimin Ortadoğu bölgesinde izlediği soykırım ve sultacı politikalarının esiri olan mazlum Filistin milleti ile dayanışma günüdür Dünya Kudüs Günü.

Dünya Kudüs Günü ışığında Müslüman milletlerin mazlum Filistin milletinin gasp edilen haklarının geri alınması ve Siyonist İsrail’in işgal ettiği toprakların kurtarılması için verilen mücadele dünya kamuoyunun odağına oturmuştur.

 

İslam ümmetinin ortak noktada buluştuğu Ramazan’ın son Cumasının "Dünya Kudüs Günü” ilan edilmesi, ayrılmaz bir şekilde Kudüs’ün İslam’ın bir parçası olduğu mesajını verildi. Filistin meselesi ümmetin ana davası olduğu siyasi literatüre geçti.

 

İsrail'in Kudüs'ü İşgali

 

 7 Haziran günü İsrail askerleri Kudüs’e girdi. Şehir sokak savaşları ile savunulmaya çalışıldıysa da birkaç saat içinde İsrail askerleri Ağlama Duvarının önüne gelmişlerdi. Böylece 1917 yılında Osmanlı Devletinin egemenliğinden çıkmış olan Kudüs şehri 50 yıl sonra Yahudilerin eline geçmiş oldu.

 

ilistin cephesinde görevli İngiliz General Allenby: "Türkler ürküten, delice bir mücadele gücüne sahipler. Savaş kabiliyetlerini tamamen yitirmelerine karşı; hala çarpışmaya devam ediyorlar. Bir avuç Türk siperlerde mahpus kaldıklarını bilmelerine rağmen savaşı ısrarla sürdürüyorlar. Bu yüzden zaman kaybediyoruz" dedikten kısa bir süre sonra 11 Aralık 1917’ de Kudüs şehrine girmişti. İngiliz ordusunun Kudüs’ü işgali yaklaşık 1300 yıllık Müslümanların egemenliğini sonlandırırken aynı zamanda İsrail devletinin kuruluşuna giden yolu açıyordu.

 

İngiliz mandası altında yönetilmeye başlayan Filistin’e özellikle 1920’lerden itibaren başlayan Yahudi göçü bölgedeki nüfus dengesinde önemli değişikliklere sebep olmaya başladı. 1922 yılında Filistin’deki Yahudi nüfusu 83 binden 467 bine çıktı. Nüfus değişimine paralel olarak Yahudilerin sahip oldukları topraklar da 60 bin hektardan 155 bin hektara çıktı. Yahudi nüfusunun ve denetimleri altındaki toprakların genişlemesi Filistin bölgesinde bir Yahudi sorununun da doğmasına sebep oluyordu. Bu sorun yalnızca toplumsal ya da siyasi bir sorun değildi. Aynı zamanda bölgede çatışmaları da beraberinde getiren bir terör sorunuydu. 1947 yılına gelindiğinde bölgeyi yöneten İngiltere Filistin toprakları üzerindeki çatışmaları sonlandırmak yani sorunu barışçıl bir yöntemle çözmek için Birleşmiş Milletlere talepte bulundu. Kurulan Filistin Özel Komisyonu Filistin’in Yahudiler ve Araplar arasında ikiye bölünmesini Kudüs’ün ise hiçbir yere bağlı olmayan özel bir statüye Corpus Separatum ( ayrı beden ) sahip olmasını kararlaştırdı. Filistin’in en verimli kısımlarını oluşturan % 55 kısmını Yahudilere, verimsiz topraklardan ve çöllerden oluşan % 45 kısmını ise Araplara bırakan bu planı Araplar kabul etmediler. Bu anlaşmazlık üzerine 14 Mayıs 1948 tarihinde Yahudiler İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiler.

 

İsrail devletinin kuruluşunun ilanı bölgedeki Arap ülkelerinin İsrail’e savaş açmasını beraberinde getirdi. Ve böylece ardı arkası kesilmeyecek Arap İsrail gerilimi ve savaşları başlamış oldu. Mısır,Ürdün,Suriye ve Irak kuvvetleri İsrail’in bağımsızlık ilanından birkaç saat sonra saldırıya geçtiler. Ancak batılı devletlerin desteğini alan İsrail’e karşı fazlaca bir başarı sağlayamadılar. İsrail savaş sonrasında Filistin’deki toprağını %55’ten % 78’e çıkardı. 700 bin kadar Filistinli Arap ise ülkelerini terk ederek komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

 

1956 Süveyş Krizi sonrası yaşanan Arap İsrail-Fransa,İngiltere savaşı da farklı bir sonuç getirmedi. Ancak askeri olarak mağlubiyetle sonuçlanan bu savaştan siyasi bir zaferle çıkan Mısır ve onun lideri Cemal Abdünnasır Arap dünyasında önemli bir lider olarak gözükmeye başladı. Cemal Abdünnasır milliyetçi sosyalist bir çizgide ülkesini kalkındırmaya çalışırken aynı zamanda da sosyalist ülkelerle kurduğu iyi ilişkilerin neticesinde önemli bir askeri bir güç oluşturmaya başladı. Onun hedefi Arap devletlerini sosyalist bir çizgide birleştirmek, bu birliktelik ile de Filistin meselesini askeri yollarla çözmekti. 1967 yılına gelindiğinde başta Mısır olmak üzere diğer Arap devletleri ( Suriye,Ürdün,Irak,Kuveyt ) ülkelerinde olağanüstü hal ilan ederek savaş öncesi son hazırlıklar yapıldı. Arap devletleri kendi aralarında ittifak kurarken İsrail’de de durum farklı değildi. Arap milliyetçiliğini daha büyük bir tehlike haline gelmeden yok etmek isteyen radikallerin de harekete geçmesi ile İsrail’de milli birlik hükümeti kuruldu. İsrail Birleşmiş Milletler müdahalesinin yaşanmasına fırsat vermeyecek şekilde kısa süreli ve kesin başarı getirecek bir savaşın kendileri için gerekli olduğunu düşünüyorlardı ve tüm hazırlıklarını da buna göre yaptılar. İsrail Savunma Bakanı Moshe Dayan kesin bir galibiyet için yapılan istihbarat hazırlığını şu cümlelerle ifade ediyordu : Bu savaş için söyleyebileceğim tek şey, istihbarat birimlerinin rolünün en az Hava Kuvvetlerimiz ve Kara Kuvvetlerimiz kadar önemli olduğudur.”

 

1967 yılının 5 Haziranında saat 7’yi 10 geçe İsrail’den kalkan savaş uçakları alçak bir uçuş ile Mısır üzerine ulaştı. 17 ayrı üste bulunan Mısır hava kuvvetlerine ait yüzlerce savaş uçağını birkaç saat içinde imha ettiler. İsrail’in bu ani saldırısıyla Mısır hava kuvvetlerinin beşte üçü yok oldu. Ertesi gün Mısır’ın elinde bulunan Gazze ve Sina yarımadası da İsrail’in eline geçti. Böylece birkaç gün içinde Arap devletleri büyük yıkıma uğradı. Asıl büyük darbe ise savaşın üçüncü günü yaşandı. Savaşın başında İsrail Kudüs şehrinin işgalini planlanmamıştı. Ancak savaş kısa sürede büyük bir zaferi beraberinde getirince İsrail yönetiminin fikri de değişti ve Kudüs’ün işgali kararlaştırıldı. 7 Haziran günü İsrail askerleri tarihi şehre Kudüs’e girdi. Şehir sokak savaşları ile savunulmaya çalışıldıysa da birkaç saat içinde İsrail askerleri Ağlama Duvarının önüne gelmişlerdi. Böylece 1917 yılında Osmanlı Devletinin egemenliğinden çıkmış olan Kudüs şehri 50 yıl sonra Yahudilerin eline geçmiş oldu.

 

Doğu Kudüs’ü işgal eden İsrail Kudüs’ü İsrail devletinin sonsuza kadar bölünmez başkenti ilan etti. Altı gün süren savaşın sonunda başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarının büyük kısmı, ayrıca Ürdün, Suriye ve Mısır topraklarının bir kısmı İsrail tarafından işgal edildi. İsrail bu savaşın sonunda topraklarını iki buçuk kat genişletmiş oldu. 1967 savaşının başlamasına sebep olan Cemal Abdünnasır büyük bir prestij kaybına uğrarken Pan-Arabizm fikri de çöktü. Filistinliler bu savaşın ardından kendi mücadelelerini vermeye başladılar. Filistin Kurtuluş Örgütü ise bu savaştan sonra etkinliğini artırmaya başladı.