Uzun ince yola mahkûm… – (Etyen Mahçupyan)

0
163

AKP onbir yılın sonunda bu sorunları tek başına çözemeyeceğini anladı. Bunu yapabilmek için hem düzeni gerçek anlamda değiştirme niyet ve cesareti, hem de kendi iktidarını toplumsal zeminde paylaşma basireti lazım. Ne var ki AKP`nin

Türkiye`nin tüm yapısal sorunları kimlikseldir. Osmanlı mirası olan bir `sürüncemede kalma` hali hem devletle toplum, hem de toplumun içindeki ilişkileri kimlikleştirme ve kemikleştirmede çok etkili oldu.

Çözümler ise her zaman korkutucuydu, çünkü düzenin değişmesini ima ediyordu ve bizler fazlasıyla uzun sürmüş bir düzenin bozulması halinde yeniden inşayı neye göre yapacağımızı bilmiyorduk. O nedenle her reform girişimi, kısa bir süre sonra değiştirmeye çalıştığı şeyle bütünleşen iktidarlar üretti. Kendimize en güvendiğimiz anda bile aslında olgunlaşmamış çocuklardık ve hâlâ da öyleyiz… Dolayısıyla bu ülkenin sorunlarını hiçbir kimlik tek başına çözemez. Geçmişte Kemalistler ellerindeki fiziksel güce dayanarak kendilerince bir çözüm bulduklarını sanmışlardı. Ama nihayette burunlarını sürttüler. Bugün de İslami kimliği taşıyanlar ellerindeki çoğunluk gücüne dayanarak yine kendilerince bir çözüm peşindeler, ama onlar da benzer bir kadere doğru yürüyorlar. Kemalistler ideolojik hegemonya sayesinde yeni bir imtiyazlı cemaat oluşturmuşlardı. İslami kimliği taşıyanlar ise, kendi cemaatlerini imtiyazlı bir konuma oturtarak ideolojik hegemonya oluşturmaya çalışıyorlar. İkisinin aynı şey olduğunu söylemek doğru olmaz: Bugün aksak da olsa bir demokrasi yaşıyoruz. Ne var ki tarih açısından bu pek de önemli olmayan bir detay. İş kimliksel meseleleri çözmeye geldiğinde kısır demokrasilerin diktatörlüklerden pek de farkı yok.

AKP onbir yılın sonunda bu sorunları tek başına çözemeyeceğini anladı. Bunu yapabilmek için hem düzeni gerçek anlamda değiştirme niyet ve cesareti, hem de kendi iktidarını toplumsal zeminde paylaşma basireti lazım. Ne var ki AKP`nin hamuru buna uygun değil. Bu partinin ufku ancak Türkiye`deki Müslümanların belki yeni nesiller üzerinden demokratlığa doğru açılmasıyla genişleyebilir. O zamana kadar AKP `uzun ince bir yolda` gitmeye mahkûm gözüküyor. Âşık Veysel`in türküsü AKP`liler için muhtemelen uzun sürecek zorlu bir iktidarı ima ettiği ölçüde övünülecek bir ruh haline tekabül ediyordu. Ama onbir yıldan sonra gelinen nokta, o `uzun ince yolun` bir kadere dönüştüğü ve bunun aslında sorun çözmede yaşanan tıkanmaya da karşılık geldiğidir. Başbakan`ın kongre konuşmasında CHP`ye ve Kürtlere yaptığı çağrılar, iktidarın en azından Kürt sorununu kendi başına çözemeyeceğini idrak etmiş olduğunu gösteriyor. Ancak aynı iktidar partisi `tek başına` olmaktan büyük bir haz da alıyor ve bunu kendi seçmenine sirayet ettiriyor. Cumhuriyet dönemi boyunca iktidarın ve genelde kamusal olanın dışına itilmenin getirdiği bastırılmış hırs ve heveskârlık, şimdi `asıl aktör` olmanın, her şeyin `bizden` sorulmasının, adaletin yerini bulmasının getirdiği coşkuyla yer değiştiriyor.

Devamı için Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI