Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor? – (Zekeriya Kurşun)

0
112

Üniversitelerimiz birçok sorunla boğuşurken bir zihniyet devrimi yapamadığı için ihtiyaç duyulan alanlarda araştırmalar yapacak kurumları oluşturamamıştır.

Türkiye’nin Ortadoğu ve Afrika coğrafyası ile hem fiziki hem de gönül bağları bulunmaktadır. Türkiye’nin bu coğrafyalar ile olan tarihi bağları yeni ilişkileri destekleyecek olumlu hatıralar üzerine kurulmuştur. Türkiye bu bölgelerden müstağni kalamaz hatta bu coğrafyalara mecburdur. Ortadoğu ve Afrika Türkiye için bir alternatif değil bir zorunluluktur. Ama gelin görün ki ülkemizin en rafine kuruluşları olan üniversiteler bu coğrafyadan habersiz durumdadır. Yaşanan bunca gelişmelere rağmen üniversitelerdeki kısık ses dikkate değerdir. Elbette üniversiteden beklenen ses sokaktaki ses gibi olmayacak. Üniversite bilimsel çalışmalarıyla, raporlarıyla, geliştirdiği projeleriyle siyasete rehberlik edecek, uygulayıcılara yön gösterecek. “Nasılsa kimse dinlemez” mazeretine sığınmayacak. Yaptığı çalışmalar bugün kullanılmazsa bile yarına katkı sağlayacak.

Ata yurtlarından Batı’ya doğru göç eden Türkler ilk siyasi teşkilatlarını Kuzey Afrika, akabinde Irak-Suriye’de kurdular ve sonrasında Anadolu’ya yerleştiler. Yani Türk Milleti Anadolu’da tutunma gücünü bu coğrafyalardan toplamıştır. Buradan aldıkları ile Anadolu merkezli bir dünya devleti kurabilmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken de asıl destek buralardan gelmişti. Bu coğrafya Türkiye’nin tabii müttefikidir. Siyasette, bilimde ve hemen her alanda uzun zaman ihmal edilen bu coğrafya son yirmi yılda yeniden keşfedilmiştir. Peki bu keşfe rağmen bu coğrafyada kimler yaşamakta, hangi diller konuşulmakta, inançları, sosyal hayatları nasıldır, siyasi yapıları nedir gibi soruların cevabını kaç kişi bilmektedir ülkemizde. Ya da ne kadar doğru bilinmektedir. Kütüphanelerimizde bu konularda ürettiğimiz ne kadar kitap mevcuttur. Bu coğrafya ile ilgili bir bilgi bankamız var mıdır? Bu sorulara cevapların üniversitelerimiz tarafından hazırlanmış olması gerekmez miydi?

Türkiye son yıllarda başta Filistin meselesi olmak üzere Ortadoğu’daki hemen her gelişme ile ilgilenmiştir. Bu ilgi kimi yerde Türkiye’nin umut haline gelmesine imkan vermişken kimi yerde de bölgesel çekişmelerin rekabet aracı haline gelmiştir. 2005’ten itibaren Afrika’ya açılım kararı alan Türkiye, Afrika Birliği ile Stratejik ortaklık belgesi de imzalamıştır. Bu gerçeğe rağmen Türkiye kamuoyu bu coğrafyaları gerçekten tanımamaktadır. Zaten az olan okuma alışkanlığının yanı sıra Türkçe kaynakların azlığı da ayrı bir engeldir. Bu zaafımızda bilimsel araştırma merkezlerimizin hiç mi rolü yoktur?

Üniversitelerin Alan Çalışmalarındaki Yetersizliği

Uzatmadan söyleyelim; ülkemizde bu alanda yapılan bilimsel araştırmalar yetersiz hatta yok mesabesindedir. Üniversitelerimiz birçok sorunla boğuşurken bir zihniyet devrimi yapamadığı için ihtiyaç duyulan alanlarda araştırmalar yapacak kurumları oluşturamamıştır.  Belki birkaç iyi niyetli girişim ile açılmış olan sınırlı sayıdaki Enstitü, Araştırma ve Uygulama Merkezleri ise ya ehil olmayan ellerde veya imkânsızlıktan iş yapmaktan uzaktır. Oysa bu konuları öğrenme arzusu duyan ve araştırma yapmak isteyen binlerce genç bulunmaktadır. Tamamen bireysel gayretlerle bazı üniversite programlarında Ortadoğu ve Afrika ile ilgili çalışmalar olsa da kurumsallaşma imkanı verilmediğinden beklenen sonuçlar alınamamaktadır. Lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde birbirini takip edecek programlar ve doçentlik aşamasında Ortadoğu ve Afrika ile ilgili uzmanlık alanları açılmadığından bireysel gayretler de heba olmaktadır. Bu konularda sadece beşeri bilimlerde anahtar kelimeler koymak yöntemiyle uzman yetiştirmek imkansızdır. Bu alandaki bilimsel düzeyimizin Türkiye’nin Ortadoğu ve Afrika’daki algısının çok gerisinde olduğunu itiraf etmek gerekir. Tabi ki bunun bir de medya ve STK’lar ayağı bulunmaktadır. Aynı yetersizlikler orada da mevcuttur.

 

Sahada uygulanabilecek bilginin üretileceği yer üniversitelerdir. En prestijli Batı üniversiteleri prestijlerini Şarkiyat araştırmaları ile Ortadoğu ve Afrika konularında ürettikleri bilgi ile elde ettiler. Türkiye’de bu konuların bırakın ana eğitim programlarına alınmasını, anabilim dalı veya yandal bazında bile düşünülmemesi oldukça can sıkıcıdır. Oysa Batı’daki ders programlarında bölgeyi ilgilendiren dil, kültür, siyaset, güvenlik ve istihbarat dersleri en ayrıntılı biçimde ve güncellenerek verilirken, Türkiye’de bu dersleri teklif edenler  yadırganmaktadır.

Bu sorunun çözümünde ülkenin rafine kurumları olan üniversiteler inisiyatif üstlenmelidirler. MEB son yıllarda yurt dışına alan araştırmalarına öğrenci gönderme girişimi ile büyük bir projeye imza atmıştır. Fakat bu inisiyatifin veya projenin üniversiteler tarafından ne kadar algılandığında kuşku vardır. Seçilen adaylar dönüşlerinde yurdun çeşitli üniversitelerinde çalışmak üzere gönderilse de çalıştıkları alanlar ile ilgili olarak üniversitelerin imkan ve kabiliyetleri özellikle de niyetleri uyuşmadığından bu projenin istenen sonucu vermesi oldukça zor görülmektedir. Türkiye’deki büyük kamu üniversiteleri ile imkan ve konumları uygun vakıf üniversiteleri bir araya gelerek alan çalışmalarına sunabilecekleri imkanları tartışmalıdırlar. Özellikle eksiklik duyulan Ortadoğu ve Afrika çalışmalarının gelişmesine nasıl katkı verebileceklerini ortaya koymaları gerekmektedir. Türkiye’nin geleceği için yapılabilecek en önemli yatırım bu olacaktır.

Programların içine bazı alan/bölge derslerinin yerleştirilmesi, her yıl birkaç tezin yaptırılması veya işlevsiz bazı araştırma merkezlerinin kurulması ile üniversitelerin sorumluluktan kurtulmaları mümkün değildir. Bugün ülkemizde hiçbir üniversitenin lisans düzeyinde Ortadoğu ve Afrika programı olmadığı gibi, bu alanların lisans programları içinde de kurumlaşmış bir yeri bulunmamaktadır. Lisansüstü programlar için sınırlı sayıdaki enstitüler de bu ihtiyaca cevap vermekten uzaktır.

Hazır MEB müfredatı tartışılırken üniversiteler de kendilerini yeniden gözden geçirsinler. “Evet, bizim programımız var, bazı bölüm derslerine Ortadoğu ve Afrika’yı ilave ettik” demek sorumluluktan kaçmaktır. Türkiye’nin etrafında yaşanan güncel meselelerin sadece tarih ve ilahiyat ekseninde okunmasının sebebi de bu sorumsuzluktur. Oysa siyasete her alanda veri sağlayan raporlar, araştırmalar, tezler olsaydı bugünümüz daha iyi olurdu. Kuşkusuz henüz fırsat kaçmış değildir. Üniversiteler öğrencilerini reklam panolarında aramak yerine enstitüler, araştırma merkezleri kurmaya; akademisyenler de yükseltilme kriterleri ve teşvikler ile uğraşmak yerine alan araştırmalarına yönelmeye başladıklarında Türkiye gerçek rayına oturacaktır.

Yeni Şafak

———————————-

Zekeriya Kurşun

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI