Uludere halkının gerçek düşmanları, Uludere’den ne istiyor? – (Ayşe Doğu)

0
131

Uludere provakasyonuyla bütün Türkiye gibi Erdoğan da -yakınlarını feci şekilde kaybeden Uluderelilerle beraber- mağduriyet psikolojisine sokulmuş ve üstüne üstlük suçlu ilan edilip cezası çoktan kesilerek meşru savunma hakkı gaspedilmiştir

Devlet ve millet düşmanı bürokratlar hakkında yazmak için oturdum zihnim Uludere’ye kaydı.

Artık birkaç yıl önce İsrail’le kavramlaştırdığımız gücün yerini başka kelime ve kavramlar aldı.

Gizemli her şeye kadir ve yenilmez güç..

Ama adı değişse de bu gücün bünyeye yabancılığı, işlevi ve etkisi değişmiyor.

Bir kökü dışarıdalık, bir millete ve milletin bağrından çıkmış aktörlere ve bir devlete hasımlık barındırıyor bağrında.

Türkiye’yi dünya kamuoyu önünde rezil etmek, Türkiye’nin iddialarını etkisizleştirmek, içsel pozitif gücünü gizlemek ve tarih sahnesine çıkışını engellemek bu mümkün olmazsa geciktirmek, Türkiye’nin büyük değişimi perdelemek istiyor. Bu amaca matuf yoğun bir psikolojik harbin güçlü ögelerini barındırıyor içinde.

Uludere provakasyonuyla bütün Türkiye gibi Erdoğan da -yakınlarını feci şekilde kaybeden Uluderelilerle beraber- mağduriyet psikolojisine sokulmuş ve üstüne üstlük suçlu ilan edilip cezası çoktan kesilerek meşru savunma hakkı gaspedilmiştir. Bu resimde en alttaki ile en tepe noktada duranlar kurban konumundadır ve kaderdaştır. Kamuoyu, hükümetin böyle bir kasdı olmadığını ve bu bahaneyle oluşan güven ve kardeşlik ruhunun boğulmak istendiğini hissetmektedir.

Başbakan -etrafı sarılmış ve üzerine flaşlar patlatılarak- kamuoyuna teşhir edilmiş ve o da bir ‘kurban’ gibi davranarak hasımlarının ekmeğine yağ sürmüştür. Farkında olmadan yansıtma yapmış ve asıl kızması gerekenlere değil, kendisiyle aynı gemide olanlara kızmaktadır. Konumu ve sorumluluk anlayışı gereği kendine yönelen saldırılara sade bir vatandaş gibi açık açık cevap verememektedir. Bu konunun gündemde tutulmasına karşı aşırı kızgınlık belirtileri göstermesinin sebebi gerçek suçlu olması değil sorumluluğun üzerine yıkılmak istenmesidir. Özal gibi kendisini ortadan kaldırmaya azmetmiş bir iradeyle karşı karşıyadır. Bu bilinç onda iyi niyetinin kötüye kullanıldığı yani istismar edildiği duygusuna ve vefasızlık algısına sebep olmaktadır.

Facianın asıl sorumluları ise (BDP-CHP kutsal ittifakı yada kutsallık tanrısının aktörleri) düşünülmüş ve planlı bir biçimde fotoğrafın doğru yerinde kareye girmişler, cenazeleri kaldırmışlar ve taziye çadırında yerlerini almışlardır. Yani amaçladıkları toplumsal algıyı yaratacak şekilde gerçeğin tahrif edilmesi sürecini başarıyla tamamlayarak fotoğrafta yerlerini almışlar ve amaçlarını gerçekleştirmişlerdir. Olayın vehameti ve doğuracağı olası riskler yüzünden hepimizi ilk anda saran panik havasının sebebi bu yanıltıcı algının oluşturulmasının önüne geçilememiş olmasıdır.

Olayın gerçekleşmesinden sonra yani ilk 24 saatte bu algıyı dağıtmak, hükümet açısından çok daha kolay olacaktı. Başbakan ve bazı Bakanlar, Van depremi sonrası yaptıkları gibi atlayıp Uludere’ye gidebilselerdi, provakasyonun yani okun mecrası kolayca değiştirilebilecekti. Hala da Başbakan ve hükümetin durması gereken yer budur. Uludere provakasyonunun asıl ve görünürdeki faillerinin karşısıdır ve onların cezalarının kesilmesi sivil otoritenin hem görevi hem de sigortasıdır.

Uludere’de doğru fotoğraf; kaymakamın ve onu korumasına almaya çalışan köylünün ortaya koyduğu fotoğraftır ve doğru refleks budur.

Cenazelerine sahip çıkan binlerle her türlü riski göze alarak taziye çadırına giden kaymakamı korumaya çalışan Uludereliler aynı refleksle hareket eden milleti temsil etmekte ve Erdoğan’la milletin aynı yerde durduğunu simgelemektedir. Hem cenazelerine hem de liderlerine sahip çıkacak olan, liderlerini bağrına basacak olan ve onu koruyup kollayacak olan merci millettir. Askeri ve sivil bürokrasi değil!

Uludere’nin bu kadar inatla bazı çevrelerce üzerinde durulmasının amacı geçmiş otuz yılın hatalarının AKP hükümetine fatura edilmesi niyeti ve geçmiş acıların üzerine tuz biber ekmiş olmasıdır. Ve devlet dediğimiz aygıtın yani askeri ve sivil bürokrasinin; AKP hükümeti öncesi olduğu gibi sonrası da hükümetin ve başbakanın bütün iyi niyetli çabalarına rağmen Kürt halkını ve Türkiye’nin bütünlüğünü hedef alan yanlışları tekrarlamaya devam edegelmesidir. Bütün toplumu paniğe ve düş kırıklığına sürükleyen duygu, ona geçmişte yaşattığı ve gelecekte yaşatabileceği olası bedellerdir. Uludere’den sonra da her gün ihmal ve kasıtlar silsilesi sonucu bedeller ödenmeye devam edilmektedir. Planlı ve kötü niyetli bir şekilde, Kürt halkı ve ona hak ettiği şekilde -insani- davranan devlet görevlilerine yönelik cezalandırma eylemleri kesintisiz sürmektedir. Millet karşıtı ve gücünü kutsal devlet mitinin arkasına sığınarak devşiren bir iradenin varlığı ve etkinliği ortadadır. Ve şehit haberleri gelmeye devam etmektedir.

PKK’yı ve Kürt sorununu Türkiye’ye karşı şantaj malzemesi olarak kullanan ülkeler ve güçler ise Uludere’de çekilen fotoğrafla Türkiye’yi de gayri hukuki katliamlarına ortak göstererek, küresel ve bölgesel iddialarından vazgeçirmek istemektedirler.

Bu kusursuz (!) provakasyonla halkın devletiyle barışması hakikati dinamitlenerek, tekrar eski ağababalarının (PKK; BDP, CHP ve küresel emperyalist odaklar) hegamonyasına dönmesi için icbar edildiği zorunlu yolun yön tabelaları döşenmiştir.

BDP’li Sırrı Süreyya Önder’in eşcinsel hakları diye anayasa komisyonunda dillendirdiği; “Lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel bireylerin durumunun anayasada net olarak belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz” açıklaması da bu yol işaretlerinden biridir. Bu talep ve tartışma da makul ve masum bir talep değildir. Çünkü Türkiye’nin gerçek gündemini ve milletin taleplerini yansıtmamaktadır. Bu sahte gündem de, hafta içinde Uludere katliamı görüntüleriyle ilgili WSJ kaynaklı haber ve tartışmalarla aynı kaynaktan ve aynı nedende
n ortaya atılmıştır. Seçim öncesi İsrail lobisinin siyasi şantajları sonucu bu konuda taviz vermek zorunda bırakılan Obama gibi Türkiye de bazı siyasi aktörler vasıtasıyla İsrail lobisine teslim olmaya zorlanmaktadır.

Türkiye’de siyasi alanı belirleyen çelişki, faşist eski düzenle karşısına aldığı kesimler tarafından şekillenmiştir. Demokrasi mücadelesine omuz veren kesimler de hangi siyasi yada etnik kesimden olursa olsun bu kesimlerin istek ve talepleridir.

Miadları dolmuş eski rejimin aktörleri, millet tarafından referandumla ilga edilip, millet nezdinde meşruiyetini kaybetmiştir.

Küresel emperyalist odakların Türkiye temsilcileri gibi hareket etmeyi alışkanlık edinen bu siyasi aktörler, Türkiye’deki ve bölgedeki millet ve demokrasinin güçlenmesi yararına hayırlı gelişmeleri sabote etmeyi inatla sürdürmektedir. Ortadoğu’da devam eden değişim dalgasını doğru okuyabilmekten uzak bu gerici partiler ve odaklar, böyle vesilelerle asıl aidiyet kodlarını deşifre etmektedirler. PKK’nın; hem Türkiye hem de Suriye’de akıttığı kana duyarsız kalan siyasi aktörler barışa ve demokrasiye katkı sunamazlar. Avrupa’da faşizm yükselir, üçüncü dünya demokrasi kılıflı katliam haberleriyle güne uyanırken artık eski hal muhal ve eski aktörlerin kullanma süresi dolmuştur.

Türkiye toplumunun duygusal zekası ve cesaretli artmıştır. Uludere gibi yanıltıcı enformasyonlara kanmayacak kadar bilinci açılmıştır

Uludere’nin hedefi, Erdoğan ve milli kardeşlik projesini boğmaktır.

Türkiye’nin gelecek tasavvurlarının önünü kesmektir.

Bombalanan bu ülkenin geleceğidir. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, diğer bütün millet unsurlarımızın ortak geleceği…Aynı milletin parçaları olma şuurudur.

Provakasyonlar bu millet idrakinin büyük yürüyüşünü durduracak güç ve efsaftan uzaktır.

Yeni anayasa süreci bu bombayı attıran, atan, savunan ve istismar eden bütün fitne unsurlarını tarihin çöplüğüne gömüldüğü süreç olarak tarihe geçecektir.

Bazıları hala hayal kuruyor ve ama yanılıyor..

Dünya ne o bilindik dünya, ne de siyaset o eski bilindik iğreti sahne!..

Dünya artık düşünüyor ve yüksek sesle taleplerini dillendiriyor.

Sanal gelecek ve eşitlikçilik masallarına inanmıyor ve bu yalanları duymak dahi istemiyor.

Bu yalanların geleceğini yok etmesini istemiyor.

Haber10

———————————-
Ayşe Doğu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI