Ülfet Derneği’nden Çözüm Sürecine Destek

0
119

“Çözüm Sürecinin Bölgesel Barışa Etkisi” başlıklı konferanslar serisi 14-15 Mart tarihlerinde Ülfet Derneği ev sahipliğinde gerçekleşti.

Ülfet Derneği, Aksam (Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi), Barış Radyo ve Anesiad (Anadolu Esnaf Sanayici ve İş Adamları Derneği) Adana Şubesi'nce organize edilen ve Gazeteci-Yazar Nevzat Çiçek ile beraber Araştırmacı-Yazar Abdurrahman Dilipak'ın konuşmacı olduğu ve iki gün süren "Çözüm Sürecinin Bölgesel Barışa Etkisi" başlıklı konferanslar serisi 14-15 Mart tarihlerinde Ülfet Derneği ev sahipliğinde gerçekleşti.

 

Geçtiğimiz günlerde 3 bin 500 Sivil Toplum Kuruluşunu temsilen yaklaşık 600 delegenin katılımıyla Diyarbakır'da gerçekleşen Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı'nın Akdeniz Bölgesindeki versiyonu niteliğini taşıyan ve Adana'da ilk olma özelliğine sahip olan konferansların ilki 14 Mart Cumartesi günü Ülfet Derneği Konferans Salonunda yapıldı. Gazeteci Yazar Nevzat Çiçek'in çarpıcı açıklamalarda bulunduğu programa Birçok bürokrat, Adana ve Mersin Milletvekili Aday Adayları ve Sivil Toplum Kuruşuşu temsilcileriyle beraber Adanalıların yoğun katılımı gözlendi. Anadolu Platformu YK Üyesi ve Ülfet Derneği YK Başkanı Gazi Kılıçparlar'ın gerçekleştirdiği açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen Çiçek, programda yaptığı konuşmada Diyarbakır’da yapılan Çalıştayın sonuç bildirisindeki maddeleri değerlendirdi.

 

"Diyarbakır Çalıştayı'nın sonuç bildirgesinde tabuları yıkan maddeler vardı"

 

Çözüm sürecini konuşurken, özellikle Diyarbakır’da yapılan Çalıştay olmak üzere, İslami kesimin bu meselede inisiyatif alması, bu meselenin çözümünü kolaylaştıracağını belirten Çiçek,  “Ben ısrarla ve ısrarla hep şunu söyledim, Türkiye’de eğer Kürt meselesini çözmek istiyorsanız, önce dindarları ikna etmeniz, dindarların bu meseleye kafa yorması ve dindarların kendi tabanlarını iknasından geçiyor. Yıllar yılı dindarlar, bu meselede bu bir özeleştiri olsun, biraz uzak durdular, mesele karşısında kendilerini sistem tarafından ezilmişliklerinin yanında, bir şekilde el uzatamadılar o sese, ses veremediler, ama geç kalınmış değil. Çok şükür bugün o sesler verilmeye başlandı ve dolayısıyla da Diyarbakır’daki Çalıştayın sonuç bildirgesinde gördüğünüz gibi, belki Türkiye’de tabuları yıkan iki üç tane madde vardı. Birincisi Kürdistan kelimesiydi ki, yani biz Osmanlı’ya atıf yaparken, birinci Meclis atıfı yaparken, orada Kürdistan kelimesini çok rahat kullandığımızda, daha sonra niye kullanamadığımızı sorguladığımızda, sistemin size dayatmanın karşılığını görmüş olduğunuz, bugün burada kullanıldı. Ben kullanılmasının doğru olduğuna inananlardanım. Allah’ın verdiği bir dile niye yasak getirildiğini çok fazla dillendiremedik’’ ifadelerine yer verdi.

 

‘’Allah’ın verdiği bir dile niye set çekildiği konusunu dillendirmedik’’

 

Çiçek, Diyarbakır Çalıştayının bildirgesinde değinilen dil meselesinin vurgulanmasının doğru bulduğunu belirterek; ‘’İkincisi de, sonuç metninde en önemli maddelerden bir tanesi dil ile ilgili olarak, dindar camianın özellikle Müslümanların bunu vurgulamasıydı ki, çünkü biz hep şuna inandık ona iman ettik, Allah bizi farklı yarattı. Kavimleri farklı yarattı, kardeş olsunlar haşir neşir olsunlar diye. Ama Allah’ın verdiği bir dilin yasaklandığını ona niye set çekildiği konusunu çok fazla dillendiremedik. Türkiye’deki siyasal atmosferin getirdiği sıkıntılardan dolayı. Bugün çok şükür onu da konuşabiliyoruz. Açıkçası bu iki maddenin olması ve diğer maddelerde çoğulculuğa atıf yapılması, tektipçilikten uzaklaştırılması, özellikle tarihsel atıflar, bunlar çok önemli şeyler ve inanıyorum ki, ülkenin batısında bunların konuşuluyor olması, ülkenin batısında bunların tartışılıyor olması bile, aslında sorunun kendisi noktasında en önemli parçadır’’ dedi. 

 

15 Mart Pazar günü gerçekleştirilen ikinci konferansın konuşmacısı olan Araştırmacı Yazar Abdurrahman Dilipak'ın konuk olduğu programa ise kötü hava koşullarına rağmen Adanalıların ilgisi hayli yoğun oldu. 

 

Bölgede herkesin çatıştırılmaya çalışıldığını bir dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın barış projesini masaya koyduğunu vurgulayan Dilipak, bölgedeki Kürt halkının yüzde 80'inin barışa "evet" dediğini söyledi. Dilipak, Batılıların bölgede kendi aralarında görüş birliğine varamadığını aktararak, şunları kaydetti:

 

"İsrail, işbirlikçi Arap rejimleri, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya başka bir şey söylüyor, hepsi kendi canlarının derdine düştüler. Yunanistan'ı bile kurtaramıyorlar. ABD'de farklı sesler var. Bizim iki büyük şansımız bu. Kendi içlerinde uğraşmaktan bize bakacak mecalleri kalmadı ve bölge halkı bu barışı kabul etti. İnsanlar bıktı, 40 yıldır ölüyorlar, öldürüyorlar. İnsanlar artık bunun bitmesini istiyor. Gelinen noktada yüzde 80'inin yüzde 50'si ideal bir anayasa ile herkesin temel hak ve hürriyetlerinin korunduğu, herkes için adalet, barış ve özgürlük temelinde anlaşmaya hazır. Bunlar AK Parti'ye oy veriyor. Diğer 30'u da 'biz 40 yıldır mücadele ettik, bize garanti verilsin' diyor. Kalan yüzde 20'sinin yüzde 10'u bu süreçte kaçtıkları, ya da götürüldükleri ülkelerin vatandaşı olmuş. Diğer yüzde 10'a gelince onlar, 20 yaşında dağa çıkmış, şimdi 55-60 yaşında. Silah taşımış, yıllarca annesini, babasını görmemiş, eşi, çocuğu yok."

 

"Bölgedeki barış sadece Türklerin ve Kürtlerin barışı olmaz"

 

Süreçte ölenin de öldürenin de hala bedel ödediğini savunarak, barışın, "isteniyor" diye hemen olmayacağını belirterek, "Birbirimize karşı kazanacak bir zaferimiz yok" diyen Dilipak, şöyle devam etti:

 

"Türkler Kürtlere, Kürtler Türklere rağmen bir zafer kazanamaz ama ikimiz birden çok büyük bir zafer kazanabiliriz ve bu bölgedeki barış sadece Türklerin ve Kürtlerin barışı olmaz, Mezopotamya barışı olur. Mezopotamya barışı, İslam ümmetinin birliği, Kudüs'ün fethi için yeni bir ittifak olur. Zaten asıl mesele de bu. İsrail'in varlık ve güvenliğini tehlikeye düşüren, batıya karşı güç olan, NATO'da ABD'nin askeri ve stratejik tramplen tahtası olan bir Ortadoğu, artık batılılar için hayal olurdu. Onun için bu Kürt, Türk meselesini öyle Güneydoğu'daki bir terör hadisesiymiş gibi görenler olayı küçültüyorlar. Bu bir füze rampasının tetik mekanizması gibi. Bu sorunu çözdüğünüzde yeni bir güç, umut, başlangıca dönüşecek. İnşallah nevruz, bu anlamda bir başlangıç olabilir ancak hemen bugünden yarına her şeyin yoluna gireceğini beklemeyin. Tam da nevruzun hemen arkasından derin devlet adına bir takım Kürt hedeflerine saldırı olursa ya da bir takım Türk olarak bilinen kişilere PKK gibi görünen saldırılan olursa şaşmayın. Ne Esed ne İsrail boş durmayacak. Bu barışı istemeyen o yüzde 20'den çok daha büyük ve tehlikeli bir uluslararası güç var. Bu badireyi aşmak için dürüst ve namuslu Kürtlerin ve Türklerin bu komplolara karşı ortak hareket etmesi gerekiyor."

 

"Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması söz konusu değil"

 

Sürecin politik anlamda, siyasi sonuçlarıyla artık geri dönülemez noktaya geldiğini vurgulayan Dilipak, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılıp, bırakılmayacağı ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı:

 

"Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması söz konusu değil. Bu, Abdullah Öcalan için de doğru değil. Devlet onu serbest bıraksa bile birileri sadece Türkiye'yi karıştırmak için Abdullah Öcalan'ı hedef alabilir. Hatta bunlar örgüt içinden birileri de olabilir. Yani bu işi bu noktaya getirdiği için. Çünkü örgüt içerisinde yüzde 20'ye varan bir grubun farklı düşündüğü söyleniyor. Ayrıca ortada bir sürü milliyetçi kişiler dolaşıyor. Bana kalırsa Abdullah Öcalan'a kapıyı açsalar, 'buyur git' deseler gitmez. Abdullah Öcalan için olacak olan şu yasada da var. 65 yaşına gelenlerin ev hapsine çıkması. Bunun için iyi halinin olması, sağlığının böyle bir şey için uygun olması gerekiyor. Sadece terör suçları için bu uygulanmıyor. Yönetmelikte yapılacak bir düzenleme ile ev hapsi gerçekleşebilir" diyerek konuşmasını sonlandırdı.