Üç Renk: Siyah (I) – (Ömer Faruk Söyler)

0
125

Ön açıklama:

“Üç Renk” adlı bu yazı dizisinde Siyah, Beyaz ve Grirenkleri referans alınarak üç farklı duruşun kamuoyunda oluşan görüntüsü resmedilmeye çalışılacaktır.

Uzun olması nedeniyle bölümlere ayırarak hazırladığımız yazının ilk bölümünde Siyah renkle sembolize edilen, kamuoyunda Fethullah Gülen cemaati olarak adlandırılan grup ele alınacaktır.

Son dönemde çokça tartışılan bu grubun hareket seyri “içeriden” bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır.

Yazıdaki metin, cemaate mensup kişilerin son dönemdeki söylem ve hareketlerinden, cemaat liderinin ve temsilcilerinin medyaya yansıyan açıklamalarından esinlenilerek oluşturulmuştur.

Daha sonra yayınlanacak olan yazılarda ise;

Beyaz renkle Ak Parti ve Sivil Siyaset,

Gri renkle henüz savaşı kazanan taraf belli olmadığı için ne Sivil Siyasetin ne de cemaatin yanında yer alan orta yolcular değerlendirilecektir.

Üç Renk-1

Siyah

Muhterem dostlar, bizler Tanrı’nın kutsanmış çocuklarıyız.

Bizler Fırkayı Naciye’yiz, kurtuluşa eren grubuz.

Hizmet hareketini başlatalı neredeyse kırk yıl oldu.

Türkiye’nin kargaşa içerisinde olduğu ve büyük sorunlar yaşadığı yıllarda biz takiyye yaparak, kendimizi gizleyerek ve güç odaklarına şirin görünerek hizmetin büyümesini sağladık.

12 Eylül’de de, 28 Şubat’ta da askerlere ve darbe yanlılarına selam durarak onların bize vermesi muhtemel zararları def etmesini bildik. Demirel’le, Ecevit’le, Evren’le, Çevik Bir’le ilişkilerimizi sıcak tuttuk. Gazetelerimizi onların hoşuna gidecek manşetlerle süsledik.

28 Şubat sürecinde Necmettin Erbakan hükümetinin gitmesini istedik, İmam Hatip Liselerinin kapatılmasını alkışladık, başörtüsü için furuattır fetvasını verdik, askere dershanelerimiz ve okullarımız emrinizdedir dedik.

Bunu yaparken cemaatimiz dışındaki Müslümanlarla aramıza mesafe koyduk. Onlar darbe dönemlerinden sonra tutuklanıp sorgulanırken, işkence görürken bizim burnumuz bile kanamadı. Hamdolsun, bu dönemleri kazasız belasız atlattık.

Tarihimiz boyunca Türkiye’deki ve dünyanın değişik coğrafyalarındaki Müslümanların yaşamış olduğu sorunları gündemimize almadık, onlardan uzak durduk. Bunu bilerek yaptık, aksi halde küresel güçlerin hareketimize zarar verme ihtimali vardı, bunu bertaraf ettik. Amerika’yı, İsrail’i hiçbir zaman karşımıza almadık, onların gönlüne girmeye çalıştık.

Yahudilere, Hıristiyanlara ve Budistlere hoşgörüyle yaklaştık, “Dinlerarası Diyalog” çalışmalarına öncülük ettik, Vatikan’la görüştük papanın elini öptük, Kelime-i Tevhid’de Hz. Muhammed kısmını gizledik, görmezden geldik.

Türkiye’de Ak Parti iktidara geldikten sonra büyük bir rahatlama yaşadık, hareketimizin önünde herhangi bir engel kalmadı, bu dönemde 15 kat büyüdüğümüzü söylüyorlar, belki de daha fazla büyüdük.

Başbakanla iyi geçindik ve devletin birçok kurumuna adamlarımızı yerleştirdik, özellikle emniyet ve yargı tamamen elimize geçti, burada bize muhalefet edecek kimse kalmadı, hepsini tasfiye ettik.

Ak Parti döneminde çok büyüdük, devasa bir güce ulaştık, eğitim kurumlarımız, medyamız, şirketlerimiz, vakıf ve derneklerimiz çoğaldıkça çoğaldı.

Ak Parti Hükümetinin desteğiyle yurtdışındaki okullarımızın sayısı da kat be kat arttı.

Ulaştığımız güç sayesinde Ergenekon ve Balyoz Davalarında neler yapabileceğimizi herkes gördü. Gerçi bu davalardaki tutuklamaları iktidar ve bağımsız yargının yaptığına dair bir algı oluştu ama bunu yapan bizim emniyet ve yargıdaki adamlarımızdı. Türkiye gibi bir ülkede Genelkurmay Başkanını bile tutuklayabilen güç bizim gücümüzdür.

Ak Parti’ye de ihtiyacımız yok artık. Bundan sonra iktidara kim gelirse gelsin, arka plandaki gerçek iktidar biziz. İktidarla birlikte ortadan kaldırdığımız askeri vesayetin yerine hizmet hareketinin vesayetinin gelmesinden daha doğal ne olabilir? Bu ülkenin gerçek sahibi ve gücü biziz.

Artık yeni bir aşamaya geçme zamanı geldi. Gerçi daha önce de sizlere bazı tarihler vererek bu tarihlerde devrim yapacağımızı söylemiştik ama bunu gerçekleştirememiştik. Malum burası Türkiye, fitne ve fücur çok, rahat bırakmıyorlar ki devrimimizi gerçekleştirelim. Ama bu defa başaracağız, küresel güçler bizi destekliyor çünkü.

Başbakan son iki yıldır anlamadığımız bir nedenle değişmeye başladı.

Bugüne kadar söylediğimiz her şeyi yapmaya çalışan Uzun Adam şimdi bizim taleplerimize kulak tıkıyor ve bizi dinlemiyor.

Uzun Adam aynı zamanda küresel güçlerin onaylamadığı işleri yapmaya başladı; İsrail’e kafa tutuyor, Kürtlerle barışmak için Çözüm Süreci’ni başlatıyor, başta Aleviler olmak üzere toplumun her kesimini rahatlatmak için açılımlar gerçekleştiriyor, daha fazla demokrasi ve eşitlik diyor, MİT’in başına Siyonistlerin istemediği bir adamı getiriyor, MİT’e yerleştirdiğimiz ajanlarımızı tasfiye ediyor, buna müdahale etmemiz gerekiyor.

Aslında biz Uzun Adam’a itirazımızı ilk defa 2010 Mayıs’ında gerçekleşen Mavi Marmara olayındaki tavrımızla ortaya koyduk. Hükümetin desteklediği ve İHH’nın organize ettiği Mavi Marmara olayında İsrail’i haklı gösteren açıklamalar yapmış ve İHH’yı eleştirmiştik. Olayların sıcaklığı ve yoğunluğu içerisinde bu eleştirimiz fazla etkili olmamış, dikkat çekmemişti.

7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a operasyon yapacaktık ancak Uzun Adam kendine yönelik tehlikeyi fark etti ve ameliyat masasından kalkarak bu planımızı bozdu.

Bu olaydan sonra da bize hiçbir zaman güvenmedi.

MİT Müsteşarı PKK’lı yöneticilerle görüşüyor ve müzakereler yapıyor, Uzun Adam çözüm sürecini çok önemsiyor, ülkedeki terör sorununu çözerse bir daha kimseyi alternatif olarak karşısına çıkartamayız.

Çözüm sürecini sabote etmeli ve PKK’yı silahlı mücadeleye zorlamalıyız.

Gezi sürecinde gezideki isyanın yanında olmamıza rağmen algıyı iyi yöneterek kendimizi gizlemeyi başardık. Ama gezide de başarılı olamadık, Uzun Adam dik durarak ve taviz vermeyerek planları yine bozdu.

Uzun Adam’la yaptığımız görüşmelerden, şantaj için önüne koyduğumuz dosyalardan ve araya koyduğumuz arabuluculardan da hiçbir olumlu sonuç elde edemedik.

Uzun Adam cemaatimiz için ciddi bir finans kaynağı olan ve her yıl yüzlerce genci cemaate katmak için kullandığımız dershanelerimizi kapatma konusunda kararlı görünüyor.

Bu, her ne kadar Milli Eğitim reformu kapsamında dershanelerin özel okullara dönüşümü de olsa “dershanelerimiz kapatılıyor” bahanesiyle savaşı açıktan yürütmemizin zamanı gelmiştir.

Bu süreçte Ak Parti’de bizim talimatlarımızla milletvekili olanlar, vereceğimiz yeni talimatlarla sert açıklamalar yaparak ve Uzun Adam’ı zor durumda bırakacak şekilde istifa edecekler.

Dershanelerin kapatılması konusunda Uzun Adam’a geri adım attıramazsak uzun süredir biriktirdiğimiz belgeler, dinlemeler ve kasetler var, onları kullanacağız.

Bir taraftan bunları ifşa ederek Uzun Adam’ı ve iktidarı yıpratmalıyız, diğer taraftan da emniyet ve yargıdaki adamlarımızla “Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri, yakınları ve son dönemde devletten ihale alan büyük firmaları da içine alacak şekilde “Büyük Hırsızlık ve Yolsuzluk” soruşturmalarını başlatmalıyız.

Uzun Adam’ın oğlunu da soruşturmalara dâhil edip istifa etmesini sağlamalıyız.

Bu amaçla 700-800 kişinin bir gecede içeri alınacağı ve Uzun Adam’ın etrafının tamamen boşaltılacağı “Altın Vuruş”u yapacağımız bir planı devreye sokarak hükümeti düşürecektik.

Ancak savcılarımızla emniyettekiler böylesine büyük çaplı bir operasyonu organize etmeyi teknik anlamda beceremediler ve 17 Aralık’ta sadece 3 dosya üzerinden soruşturmaları başlattılar.

Tehlikeyi zamanında fark eden Uzun Adam gerekli önlemleri aldı, 25 Aralık ve sonrasında yapılacak olan diğer operasyonları da engelledi.

17 Aralık operasyonuyla ilgili merkez medyaya servis ettiğimiz görüntü ve belgelerle medya desteği almamıza rağmen “Büyük Yolsuzluk ve Hırsızlık Operasyonu” da fiyaskoyla sonuçlandı.

Bizim çocuklar yine başaramadılar.

“Ok yaydan çıktı bir kere. Bu safhadan sonra geri dönüş ‘yok olmamız’ anlamına gelir. Onun için tüm imkânları kullanarak taarruz etmekten başka bir yolumuz bulunmuyor. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, hazırladığımız dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı ‘buyurun siz giyin’ diyecek değiliz. Hedefe ulaşmak için komünist, faşist, Alevi, Ergenekoncu, Ulusalcı veya CHP’li fark etmez, herkesle ittifak yapmalıyız.”(*)

Elimizdeki belgelerle dosyalar hazırlayalım ve bunları Doğan Medya, solcu ve Ergenekoncu medya gruplarına servis edelim. Bu şekilde Türkiye’deki medyanın %70’ini Uzun Adam’a karşı kullanmış oluruz. Uzun Adam’dan kurtulduktan sonra işbirliği yaptığımız grupların da defterini dürecek güçteyiz.

Cemaat aleyhine yazı yazması veya haber yapması muhtemel olan herkesi uyaralım, böyle şeyler yapmasınlar. Aksi halde hükümeti devirdikten sonra onların da icabına bakarız.

Aynı şekilde çevrenizde tanıdığınız kimler varsa uyarın, cemaat aleyhine konuşmasınlar, cemaatin aleyhine olan işlere karışmasınlar.

Kapı kapı dolaşacaksınız, yerel seçimlerde AKP’ye oy verilmesini engelleyeceksiniz, 30 Mart’ta AKP’nin oylarını %40’ın altına düşüremezsek bu mücadeleden de yenilgiyle ayrılmış oluruz.

““Hayrı kesir için şerri galil irtikâp edilir” (Büyük bir fayda için küçük kötülük yapılabilir) düsturuyla hareket etmeliyiz. 150 devlette hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var. Bu hizmetin bekası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hâkim, on binlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil. Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız. Tedbir, inkâr ve takiyye ile her yolu kullanarak mücadele edeceğiz.” (*)

Devlet kurumlarında görev yapan elemanlarımız kendilerini gizlesinler, tasfiye olmamak için takiyye yapsınlar, yalan söylesinler, bulundukları mevziyi korumak için ne gerekiyorsa yapsınlar. Savaş dönemlerinde her şey mübahtır.

“Elimizde geniş bir bilgi, belge ve kaset havuzu var. Bu bilgiler her alanda amir, memur, hâkim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe sayı ve özellikleriyle masamızda bulunuyor. Herkesi her an “hain ilan ediliriz” endişesi ve baskısı altında tutmalıyız. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edelim. Hizmetimizi muhafaza için güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalı. Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız.” (*)

“Üç yıldır Uzun’un ölmesi için dua ediyoruz ama hala ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz. MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranışları yüzünden “159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE’yi götürüsünüz” diyorlar. Hizmetimizin selameti için bir kişi veya ülke gitse ne olur ki!” (*)

“Üç ay içerisinde Uzun Adam gidecek” sloganımızı piyasaya süreli neredeyse üç ay oldu ama gitmedi. Uzun Adam’dan kurtuluncaya kadar mücadeleye devam etmeliyiz.

Küresel bir aktörüz ve bizimle iş yapan güçler var, verilen görevi başarıyla sonuçlandırmalı ve hareketimizi selamete çıkartmalıyız.

İşler her geçen gün daha da karmaşıklaşıyor, zaman aleyhimize işliyor, durumu lehimize çevirmek için şantajlara devam etmeliyiz, Uzun Adamla ilgili hazırladığımız montaj kasetlerini internette servise başlamalıyız.

Bu mübarek davada biz seçilmişlerden başka kim muzaffer olabilir ki!

(*) AK Parti hükümetini devirmek için operasyonlar yapan paralel yapının, yüksek yargı üyesi hâkim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ve 15 Şubat’ta medyada gündem olan ses kayıtlarından alınmıştır.

———————————-

Ömer Faruk Söyler

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI