Üç Maymunu Oynamak – (Ömer Faruk Söyler)

0
176

İnternete sızan telefon görüşmeleri sayesinde Gülen’in sadece dini bir figür olmadığını, aynı zamanda cemaat medyasının Genel Yayın Yönetmeni, iş dünyasının CEO’su ile paralel devletin başkanı olduğunu net bir şekilde öğrenmiş olduk.

Bu performansını devam ettirmesi halinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde dünyadaki tüm büyük şirketlerin Gülen’e CEO’luk teklif edeceğini söylemek kehanet olmasa gerek.

Gülen bir taraftan medyaya çekidüzen verirken, diğer tarafta sözünden çıkmayacak olan iş adamlarına rafineri pazarlıyor, banka kurtarıyor ve maliye müfettişlerinin denetleyeceği dev bir şirketi konudan haberdar ederek ceza almamasını sağlıyor.

Türkiye’nin önde gelen ve farklı bir çizgide duran büyük iş adamlarıyla; Sabancı’yla, Koç’la, Ciner’le, Polat’la, Baltacı’yla, Günal’la organizasyonlar yapıyor.

17 Aralıkta başlayan ve hedefi belli olan kirli operasyonlar ülkeye maddi ve manevi kan kaybettirirken, Gülen cemaati bu iş adamlarıyla kurduğu kovalent bağlarla iş bitirmeye ve KazanKazan’a devam ediyor. (Telefon görüşmelerinden ikisinin 17 Aralıktan sonra yapılmış olması dikkate değer.)

Telefon görüşmelerinin deşifre ettiği ve daha çok mafya filmlerinden görmeye alışkın olduğumuz kirli bir “ağ”la karşı karşıyayız.

İşte dört telefon görüşmesi ile ortaya çıkan ilişkiler ağından örnekler:

Medya patronu Turgay Ciner’le görüşen yeni jenerasyon mafya tetikçileri, cemaat aleyhine çıkabilecek yazı ve haberlere engel oluyor ve o patronun; “Bu gazetede aleyhinize hiçbir şey çıkamaz, bunların hepsi `Hizmet Müessesesi`, büyüğümüzün aleyhine de ben burada bir şey çıkartmam” dediğini liderlerine rapor ediyor.

Cemaatin bu konudaki mahareti tartışılmaz. Sağ görüşlü Hanefi Avcı henüz yayınlanmamış “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı cemaati deşifre eden kitabı nedeniyle Devrimci Karargah Örgütü davasından yakın bir zamanda emniyet ve yargıdaki uzantıları tarafından 15 yıl cezaya çarptırılmıştı.

Akın İpek’in ilgilenmediği Uganda’daki rafineri işinde “dediğini yapacak” iş adamı arayışı neticesinde devreye Mustafa Koç sokuluyor. İşin olup olmaması çok da önemli değil, önemli olan Koç’un “gönlüne girmek.”

Miktarını ve kaynağını bilmediğimiz ama bir bankayı kurtarmak için “onlar küçük kalıyor efendim” cümlesiyle yetersiz kaldığı ifade edilen bir para var. Bunun yerine 5-10 civarında büyük iş adamından (2001’de olduğu gibi) yüklü miktarda para yatırılması için “Yapın, yapın. Hiç ahesteler hissetmeden çarçabuk hemen yapın.” talimatı veriliyor.

Hazır aramışken Hüseyin Gülerce’nin sulh içerikli yazısı, “Zatıalinizin bilgisi dahilinde mi yoksa kendi inisiyatifiyle mi yazılmıştır?” öğrenebilir miyiz? “Haberim yok, siz şimdi o meseleyi halledin. (Bankayı kurtarın)” emri veriliyor.

Bankanıza BDDK tarafından yapılması muhtemel bir denetim için bankanızın sorumluları bizzat BDDK’nın tepe yönetimine yerleştirdiğiniz yöneticilerle toplantılar yapıyor ve önlem alıyor. Aralarında yaptıkları telefon görüşmesinde; “Ama normal şartlar altında endişeye mahal bir durum yok. Çünkü orada Başkan Yardımcısını geçmeleri lazım. Daire Başkanını geçmeleri lazım. Onun altında Daire Başkan Yardımcısını geçmeleri lazım. Bunların hepsi bizim arkadaşımız, ama olur da yani bir talimat gelirse endişesinden dolayı bunu yapıyoruz.” diyebiliyorlar.

Paralel devletin Maliye’deki memurları Koç grubuna ait Tüpraş’ın denetlenmesinden Mustafa Koç’u haberdar ediyor ve Gülen “bir şey yapamazlar yani. Üzerlerine müfettişler salınsa bile bir şey yapamazlar.” diyebiliyor.

Gülen iş adamı Mehmet Nazif Günal için iki büyük ihalenin takibini yaptırıyor ve “Nazif Bey`i de sıkı tutmak lazım.” diyor.

Görüyoruz ki Gülen Pennsylvania’da boş durmuyor.

Cemaatin tepesindeki elit kesimle dünya çapında işler yapan bir holding kurmuş, kendisi de o holdingin hem patronu hem de CEO’su görevlerini yürütüyor.

Hizmet Holding’in yönetim kurulu üyeleri ondan habersiz neredeyse tuvalete bile gidemiyor, ordu komutanı edasıyla her konuda talimatlar ve emirler yağdırıyor.

Hükümete, başbakana ve İslam’a düşman zengin iş adamları ile kurulan ilişkiler mükemmel.

Gülen’in üst düzey yöneticileri insanlara lakap ve unvan takma konusunda da çok yetenekli, ülkenin Başbakan’ına Boşbakan diyebilecek tıynette insanlar bunlar.

Devletin içindeki uzantılar işbirliği içerisinde olunan ve nemalanılan iş adamlarının lehine ama devletin aleyhine çalışmaya devam ediyor.

Cemaat medyası her gün başbakan ve hükümet hakkından yüzlerce yalan haber yaparak diktatör algısı oluşturmaya, Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğü olmadığına bizleri inandırmaya çalışıyor ama Gülen’in tetikçileri bir medya grubunun patronunu ziyaret ederek aleyhine yazı yazma ihtimali bulunan köşe yazarlarına ayar çekebiliyor.

Tüm bunlar bütün çıplaklığı ile karşımızda dururken Gülen’in avukatı hepimizi aptal yerine koyan şu açıklamayı yapıyor: “Hukuken ve vicdanen sorumluluk yüklenebilecek hiçbir içeriğe sahip olmayan telefon konuşmasının illegal bir durummuş gibi yansıtılması en hafif ifadesiyle hak ve hukuk tanımamazlıktır.

“Daha önce de hukuksuz dinleme ve izleme yapıp bunları medya organlarında yayınlayarak insanları mağdur eden `Ankara`nın karanlık dehlizlerindeki` bu illegal yapı şimdiye kadar ortaya çıkarılmamıştır. Bundan aldıkları cesaretle suç işlemeye devam etmekte ve hedef saptırmak için masum insanlara iftira atmaktadır.”

Bu kadar işi organize et, gazeteci sustur, denetimi sabote et, sonra avukatın çıksın utanmadan ve büyük bir pişkinlik içerisinde “Hukuken ve vicdanen sorumluluk yüklenebilecek hiçbir içeriğe sahip olmayan telefon konuşmaları…” diyebilsin.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı çıksın, hiçbir şey olmamış gibi başbakanı ve hükümeti suçlasın ve Gülen’i masum biri olarak takdim etsin.

Her şey ortada ve gözümüzün önünde cereyan ediyor.

Buna rağmen hala üç maymunu oynuyorlar.

Bu kadar yüzsüzlük ve pişkinlik karşısında bizim yüzümüz kızarıyor.

Bu komplolar karşısında Başbakana ve Ak Parti’ye sahip çıkan toplumun büyük bir kesiminden utanmadıkları görülüyor.

Yaptıklarınız için kuldan utanmıyorsanız, hiç olmazsa Allah’tan korkun ve utanın.

Kral çıplak, ihanet ortada, gizleyeceğiniz ne kaldı ki?

Fazla derinlere gitmeye gerek yok, on iki yıl önce başka bir partinin iktidar olduğu dönemde, bugün başbakana ve hükümete yapılanların binde biri yapılmış olsaydı kıyamet kopardı.

Bugün başlarına kıyametin kopmamasının, taş yağmamasının nedeni ölsün dedikleri, diktatör dedikleri, Firavun dedikleri Başbakanın onlara gösterdiği merhamet olmasın!

Ömer Faruk Söyler / 16.01.2014

———————————-

Ömer Faruk Söyler

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI