Türkmen Dağı’nda Saldırılan Türkiye’nin Geleceği

0
192

Paris’teki saldırı için ayağa kalkanların Suriye’deki katliam umurunda değil. Şimdi son kale Türkmen Dağı hedef. Yapılan katliamları, insanlık dramını ve yakın geleceği Turgay Aldemir’le konuştuk…

Suriye'de oluk oluk kan akmaya devam ediyor. Paris'teki saldırı için ayağa kalkanların Suriye'deki katliam umurunda değil. Şimdi son kale Türkmen Dağı hedef. Yapılan katliamları, insanlık dramını ve yakın geleceği Turgay Aldemir'le konuştuk…

Türkiye'nin hemen güneyinde bir büyük insanlık dramı daha yaşanıyor. Suriye'de yıllardır süren savaşta ölü sayısı 300 bini aştı, yaralı sayısı ise çok daha fazla. Esed'in ölüm makinalarından kaçan 2 milyon 500 binden fazla mülteciye Türkiye kapılarını açtı. Beşar Esed'e arka çıkan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, gemilerini, uçaklarını ve askerlerini Suriye'ye gönderdi. DAİŞ bahanesiyle sivil halkı katletmeye başlayan ikili, son olarak Türkmenleri hedefe koydu. Suriye Türklerinin yaşadığı bölgeye saldırı başlatan Rusya, Suriye ve Hizbullah, Türkmen Dağı’na girdi. 27 Türkmen köyünün yer aldığı Türkmen Dağı civarını havadan ve karadan bombalayan üçlü ittifak, bölgedeki Türk izlerini silme peşinde. Suriye'de bu noktaya nasıl gelindi? Esed ve Putin neyin peşinde? Bölgede son durum nedir? Bu kan gölünün arka planında ne var? Her gün onlarca can alan bu savaş nasıl durdurulur? Ankara'nın acilen atması gereken adım var mı? Bu soruları, bölgede yaşanan gelişmeleri yakından takip eden Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir'e yönelttik…

Türkiye ile Suriye arasında çok samimi ilişkilerin yaşandığı dönemden bugünlere geniş bir perspektif çizen Aldemir,  Beşar Esed'in ilişkileri zehirlediğini ve ihanet ettiğini söyledi. Bu noktaya gelinmesinde Esed'in sorumlu olduğunu belirten Aldemir,  "Halkının Arap devrimleriyle birlikte hareketlenmesi sonrası Kaddafi gibi, Mübarek gibi, Bin Ali gibi halkına kurşun yağdırdı, tankları sürdü. Türkiye buna göz yumamazdı"  dedi.

ESED İHANET ETTİ

Suriye savaşının başladığı süreç öncesine dair kısa bir hatırlatma yapan Aldemir,  "Türkiye ile Suriye arasında birçok şey ortak yürütülüyordu ve Türkiye sınırlarını açmıştı. Tecrübesini, yönetim tarzını, kadına, çocuğa, eğitim ve kültüre dair her şeyi Suriye ile paylaşıyordu. Fakat Esed yönetimi bu paylaşımların çoğunu İran, Rusya ve Batı’yla paylaştı. Bu görüşmelerin çoğunda, ikircikli bir kişilikle Türkiye’nin bu görüşmelerine ihanet etti.  Halk, Arap devrimleriyle birlikte hareketlenince, Kaddafi, Mübarek, Bin Ali gibi halkına kurşun yağdırdı, üzerlerine tankları sürdü. Türkiye de o zaman “Halkına bu zulmü reva görenlerle diplomatik ilişkimizi sürdüremeyiz” dedi. Çünkü AK Parti hükümeti bizzat bu topraklarda, kendi ülkesinde de bu zulmü yaşamışları ortadan kaldırmak için kurulmuş bir yapıydı. Bu sürecin sonunda Suriye’deki özgürlük mücadelesi hızlandı ve bu hızlanması sürecinde doğal halk devrimi her gün biraz daha yol aldı. Entelektüel, alim ve fikir adamları da bu işe sahip çıkmadılar. Dünyanın her yerinde olduğu gibi halk sahip çıktı. Ancak onlar da bu işi taşıyamadı, bölünüp, parçalandılar ve en nihayetinde uluslararası düzen, dünyanın değişik yerlerinden tetikçi yapıları getirip Suriye’nin içine taşıdı. Çünkü bu yabancı savaşçılar, ayak bastıkları her yerde ciddi bir sıkıntıyı da beraberinde getiriyorlardı." hatırlatmasında bulundu.

TÜRKİYE KAPILARINI AÇTI

Tam sınırımızda Suriye'de her şey kötüye giderken ve II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük insanlık dramı yaşanırken Türkiye, sınırlarına dayanan bu toprağın insanlarına kayıtsız kalamazdı, öyle de oldu. Yüzyıl hemen başında olduğu gibi birlik-beraberlik ruhuyla kapıya gelenleri geri çevirmedi bağrına bastı.  Bu büyük insanlık göçüne dair rakamlar da veren Aldemir,  "Şu anda Türkiye’de 3 milyona yakın Suriyeli kardeşimiz bulunuyor. Dünyada 5.5 milyondan fazla Suriyeli mülteci var ve bunların çoğu Türkiye’de. Bunların 250 binden fazlası çadır kentlerde, kalanlar ise hayatın, halkın içerisinde sivil toplumun ve Anadolu insanının içerisinde yaşıyor. Aslında Türkiye’nin sivil toplum kapasitesini ve halkının iyilikseverlik kapasitesini anlama açısından da bu olağanüstü bir şey. Suriyelilerin onda dokuzuna halk temas ediyor." bilgisini verdi.

ŞEHİT ETTİLER DEVRİMİ LİDERSİZ BIRAKTILAR

Aldemir, "İşte burada bir insanlık hikâyesi yeniden doğmaya başlamıştı ki, bu Eğit-Donatlarla ve diğer benzeri şeylerle bir toparlanma yaşanıyordu. Bu süreçte özellikle önde gelen kanaat önderleri ve liderler mesela Abdülkadir Salih gibi, bunları Batılılarla işbirlikçi bir kısım insanlar şehit ettiler. Suriye devrimini lidersiz bıraktılar. Bir başıboşluk oluştu. Bu Türkmenler için de geçerli. O bölgede de aynısını yaptılar." dedi.

DRAM RAKAMLARA İNDİRGENDİ

Bütün bu gelişmeler yaşanırken Türkiye'nin de talihsiz bir dönem geçirdiğine dikkat çeken Batı'nın ikiyüzlü davrandığını belirterek, "Türkiye’nin de 2.5 yıldır canının derdine düşmüş olmasıyla, Gezi olayları, 17-25 Aralık olayları ve 7 Haziran’da yaşananlar gibi, burada yeni bir süreç başlatılabilirdi. Gelinen noktada Suriyeliler evinden, yurdundan çıkarıldı. Binlerce çocuk katledildi. Her türlü zulme maruz kaldı ve yaşanan dram rakamlara indirgendi. Deniyor ki “şu an Suriye’de 500 bin Suriyeli öldü”. Bunların her biri, birinin annesi, babası, çocuğuydu.  Vicdansız dünya, bunların hiçbirini görmedi. Dünyanın herhangi bir yerinde çıkarlarına dair bir şey olsa hemen orada operasyon yapıp yönetimleri değiştiriyorlar. Bu ikiyüzlü Batılılar şu anda Suriye rejiminin arkasında duruyor." açıklamasında bulundu.

TÜRKİYE KOL KANAT GERDİ AMA…

Bu yaşananlara dünyanın aksine Ankara'nın seyirci kalmasının söz konusu olamayacağını, olmadığını da ifade eden Aldemir, "Türkiye başından beri Kürtlere, Türklere, Araplara ve özellikle Türkmenlere kol kanat geriyor. Fakat kendi sıkıntıları da burada belirsizliklere neden oldu. Türkiye’nin bölgede istihbarat çalışmalarının ötesine geçip, fiilen Suriye meselesinde İran, İngiltere, Rusya, Fransa, İsrail ve diğer ülkeler gibi yerini alması lazım. Öyle uzaktan, gözünün önünde bu insanların her gün katledilmesini seyredemez. Dün gece Türkmen Dağı, füzelerle yok edildi. Bu insanlar nereye sığınsınlar? Bir Allah’a sığınıyorlar ama sığınacakları bir ortam olması lazım. Şimdi tam da burada dünya mazlumları, “Dünya 5’ten büyüktür” diyen,” hakkı hukuku gasp edilen herkes için Anadolu vatandır” diyen Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemi bir heyecan oluşturdu.  O zaman bunun gereğini yapmamız lazım."  şeklinde konuştu.

HALKIN DEVRİMİNİ ÇALMAYA ÇALIŞIYORLAR

"Bu noktada Türkiye’nin yapması gereken nedir?" sorusuna, " Öncelikle Türkiye içeride kendisiyle çalışmak isteyen birçok aktör var, bunları toparlamalı. İçeride iki hat var: Birincisi Türkiye’nin başında olduğu, Katar’ın ve Suudi Arabistan’ın kısmen destek verdiği hat. İkincisi de emperyalist Batılıların, Rusya’nın, İran’ın, İsrail’in ve darbeci Sisi’nin içinde olduğu hat. Şu anda suni bir kısım liderler çıkararak, geçici anlaşmalar oluşturarak doğal Suriye halkının devrimini çalmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin Suudi Arabistan’ı daha ciddi bir şekilde ikna ederek desteklemesi lazım. Suriye’nin içerisinde onlarca kanaat önderi, bürokrat, toplumun önde gelen askeri ve sivil şahsiyetleri bu konuda “Türkiye tecrübesinin, fikir düşünce ve tasavvur olarak sahip çıkması yeterlidir” diyorlar." şeklinde yanıt verdi.

TÜRKMEN DAĞI'NDA TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE SALDIRILIYOR

Hocam Türkiye’nin elinde çeşitli enstrümanlar var ama geçmişte bazı operasyonlara da maruz kaldı, bu MİT TIR'ları hikâyesini hatırlıyoruz. Burada, gerçi siz çerçeveyi biraz geniş tuttunuz ama dün akşam Türkmen Dağı’ndaki katliam ve oraların bombalanması, burada yapılmak istenen ne?  Rusya ve Esed neyi amaçlıyor? Orası artık son kale bildiğimiz kadarıyla yani orası da düşerse ne olur?

Bakın Türkiye’nin geleceği, Şam’ın güvenliğine bağlı. Türkiye’nin bu politikaları, mazluma, mağdura, İslam coğrafyasına dair söylemlerinin Suriye kapısıdır. Suriye’deki bu istikrarsızlıkla Türkiye’nin etrafını bir terör çemberiyle kuşatmak istiyorlar. Halep Şam’ın, Şam Bağdat’ın, Bağdat Kahire’nin, Kahire Kudüs’ün özgürleşmesi, Bosna’nın özgürleşmesi demektir. Bunun için Şam’ı bu anlamda istikrarsız bırakmak istiyorlar. Geçmişte Lübnan’ın Suriye için önemi ne ise, bugün Suriye’nin Türkiye’nin geleceği için önemi odur. Aslında Türkmen Dağı'nda saldırılan Türkiye’nin geleceğidir.

GRUPLAR TOPARLANMALI

En son Avusturya’da bir toplantı yapıldı ve 18 ay sonra Esed’in gideceğine dair bir karar alınmıştı, sonra Esed tarafından “DAİŞ gidene kadar buradayım” diye bir açıklama geldi. Acil olarak Türkiye’nin oradaki katliamı, insanlık dramını durdurmak için yapması gereken nedir sizce?

Burada aslında sorun, Türkiye’nin Suriye meselesinde önceden beri yapması gerekeni yapmadığı için bugün bıçak kemiğe dayandı ama sadece Türkmen Dağı'ndaki saldırıları dikkate alırsak, diğer Arapları, Kürtleri itmiş oluruz. Burada yapması gereken şu anda Şam’da Rusya’nın denetiminde geçici bir ateşkes bölgesi oluşturuldu ve burada bazı bölgeler desteklenerek aslında Rusya yeniden birinci aktör yapılmaya çalışılıyor. Bu bölgenin garantörü, fiili sahibi bir anlamda Türkiye’dir. Rusya’nın, Amerika’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın burada işgalcilikten başka hiçbir karşılığı yoktur. Bu toprakların doğal ontolojisi biziz. Bunun için bu savaşın durdurulmasında bizim sesimizin yüksek olması ama diplomatlarımızın da bir o kadar çok yönlü çalışması gerekmektedir. Ben bu konuda yeterli bir çalışma yapılmadığı kanaatindeyim. Özellikle Suriye içinde kanaat önderlerinin, irili ufaklı grupların yöneticilerinin toparlanarak bir cephe oluşturması gerekir. Bunu, şu anda Batı kaynaklı çevreler oluşturmaktadır. Lider diye topladıklarının çoğu da devşirmedir ve birilerinin kuklasıdır.

1915'TE YARIM KALAN HESAP         

Kobani olayları olduğunda Batı medyası da dâhil herkes ayağa kalkmıştı. Şimdi özellikle Türkmen olsun, Sunni Araplar olsun, bu unsurlara karşı yapılan saldırılarda bir ölüm sessizliği gözüküyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim elimde raporları var. Suriye’ye yönelik çıkarılan 200 tane gazetenin nüshası var elimde. Bu gazetelerin büyük bir kısmını İsrail, İran, Çin ve Batı ülkeleri çıkarıyor. Türkiye’nin şu anda hali hazırda Suriyelilere yönelik çıkardığı bir tane gazete yoktur. Haber sitemiz, kanalımız yok. Türkiye’deki bu 3 milyon Suriyeliye aş, barınma her şeyi vermişiz ama bu yaptığımızı dünyaya anlatacak bir argümanımız yok. Kobani’de yapılan manipülasyona engel olamadık bugün de Suriyelilere karşı sessizliğe, ses çıkaramıyoruz. Bugün Türkmen Dağı’nda yarın bir başka öbür gün Irak’ta, işte Irak’ta 1,5 milyon insan öldüğünde kimse duymadı. Emperyalizmin bir anlamda tetikçisidir bugünkü basın. Bunun için bizim yeniden yerli, Anadolu insanıyla bezenmiş yürekli, yiğit evlatlar çıkarmamız lazım. Parayla pulla bu işi yapanlar bizi anlatamazlar. Bunlar lejyonerler. Gerek Türkiye gerekse Ortadoğu’daki basının sessizliği bundandır. Hepsi üç kuruşluk dünyada insanlık itibarlarını satıyorlar ama bir taraftan da yüreğim yanıyor. Bakın Suriyeli çocukların 1 milyonu eğitim yaşında fakat 200 bine yakını okullara alınıyor ve o okullardaki müfredatlar da çoğunlukla Beşar Esed’in müfredatları. Şimdi bir özgür Suriye’den bahsedebilir miyiz? Yüzyıl önceki yarım kalmış hesaplarımızı görerek bölgenin özgürlüğünü konuşmamız lazım. Burada olanlar, 1915’in yarım kalan hesaplarıdır. Orada kaybettik, yenildik ama ikinci muharebeyi Allah’ın izniyle biz kazanacağız.

PAPA YIKICI GÜCÜN AMİGOSU

Papa sürekli "3. Dünya Savaşı" ibaresini kullanıyor. Batının bu ikircikli tutumunu da göz önünde bulundurursak, özellikle Müslüman coğrafyasında ve Suriye üzerinde, bu kan nereye kadar akacak?

Papa maalesef emperyalist, insanlığa kan, gözyaşı ve acıdan başka bir şey getirmemiş bu yıkıcı gücün amigoluğuna soyunmuş. Bir din adamı olmasının ötesinde savaş çığırtkanlığı yapıyor. Bu Hıristiyanlık adına utanç verici bir tablodur. Oysa tarihin o kadim dönemlerinde, din adamları hep arabulucu olmuştur. Bugün ölen ve öldürülenler, toprakları her şeyi yok edilenler İslam coğrafyasının insanlarıdır. Daha neyin savaşını başlatacaklar? Bu başlattıkları, yüzyıldır süren savaşın hesabını biz onlardan daha yeni sormaya başlayacağız. Papa’nın bu tavrı, Batı’nın bu kirlenmiş, kokuşmuş ve çürümüş tavrının üzerini örtmek için, böyle bir savaşla vaziyeti bir süre daha götüreceğine inanıyor ama artık mazlum insanlar uyandı!

'ÇANDAR RUHUNU ŞEYTANA SATMIŞ'

Paris saldırılarından sonra, özellikle ülkemizde de yazarlar mesela Cengiz Çandar, Ankara saldırılarından sonra “hükümet istifa” derken Paris saldırıları için “ikinci 11 Eylül” diyor. Fransa Başbakanı Hollande saldırıların hemen sonrasında “karşılığımız çok sert ve acımasız olacak” demişti ve Rakka’yı bombalamıştı hatırlarsanız. 11 Eylül saldırılarından sonra ise ABD, Afganistan’ı işgal etti. Bu terör saldırılarının bir kısmı Suriye ile ilişkilendiriliyor… Sizce Paris saldırılarının bölgeye yansıması nasıl olacak?

Öncelikle bir gerçeği görmemiz lazım. İslam Konferansı Örgütü’nde yer alan, İslam ülkesi denilen yerlerin şu anda yüzde sekseni Fransızca konuşuyor. Rakka’da yapılan araştırmalara göre en çok konuşulan ikinci dil Fransızcadır. Fransa aslında bu coğrafyada yüzyıldır ektiği acıyı, kanı artık tanımaz hale geldi. Paris saldırısını onaylamak mümkün değil ama siz insanlara hiçbir şekilde adam akıllı bir yaşam alanı tanımazsanız, onlar gelir en güvendiğiniz yerde sizin hayatınıza müdahale eder. Dünyanın en güvenli ülkelerinin kullandığı teknolojileri bu örgütler elde ediyor ve kullanıyorlar.              

Demek ki bu ülkelerin kendi ikiyüzlü geçmişleriyle yüzleşmeleri lazım. Fransa’nın Cezayir ve benzeri İslam ülkelerinde yaptıklarıyla hesaplaşması gerekir. Bunların çıkıp demokrasi, özgürlük avanesi kesilmeleri olayı daha beter faciaya götürüyor. Bizdeki Cengiz Çandar gibi tabiri caizse “ruhunu şeytana satmış” bir kısım Batı aşığı insanlarımızsa umarız ki gerçekleri, Anadolu insanının o basiretini ve ferasetini görüp kendilerine gelirler. Ankara saldırısından iki dakika sonra “bu saldırının müsebbibi Beştepe’dir” diyenler, İslam dünyasına bu kadar acı ve keder yaşatan Fransa’ya ağıt yaktılar.

İSLAM DÜNYASI KENDİSİNE ÇEKİ DÜZEN VERMELİ

Şöyle bir gerçek de göz önünde duruyor: DAİŞ yaptıklarıyla en büyük zararı İslamiyet’e ve Müslümanlara veriyor. Bunun için nasıl bir strateji geliştirilmeli, nasıl hareket edilmeli?

İngilizlerin belirli bir süredir İslam dünyasında çeşitli yöntemlerle desteklediği yapıdır bu tür örgütler. Bu yapıların daha güçlü askeri yapılarla, silah gücüyle yok edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu insanlar ölümü kurtuluş görüyor. Bunu geriletmenin yolu, İslam dünyasının da kendine çeki düzen vererek o meşhur din anlayışıyla, hayattan kopuk anlayışlara karşı bu cendereden çıkarak fikriyat yenilemesi lazım. Bizim yüzyıllardır sorunumuz askeri ve kültürel değil, düşünseldir. Biz insanlarımıza, gençlerimize eğitimin, kültürün, sanatın ve medyanın Müslüman bir tasavvurla da olabileceği felsefesini verirsek bu tür düşünceleri zayıflatır ve buraları bir selam yurduna dönüştürebiliriz. Çünkü Anadolu yeni tasavvurda İslam coğrafyasının başkentidir.

haber10