Türkiye’ye 6 ayda diz çöktürmek

0
117

Netanyahu ve kabinesinin hesaplarında Türkiye’nin azami değilse de asgari “6 ay zarfında dizüstü çökeceği” kayıtlı olmalı

17 Ağustos tarihli Ha’aretz gazetesinde Netanyahu’nun bir telefon görüşmesi sırasında ABD Dışişleri Bakanı Clinton’a Türkiye’den özür dilemeyeceklerini söylediği haberi vardı.

İsrail Başbakan yardımcısı Moşe Ya’alon’un not edilmesi gereken şu tehditvâri sözü de vardı aynı haberde: “Palmer Raporu’nun yayınlanması gerekir; umarım yayınlanır. Sonra Türklerle görüşeceğiz”

Bu arada İsrail’in Channel 2 televizyonu “Netanyahu’nun ABD’li yetkilileri arayarak, Mavi Marmara raporunun altı ay daha ertelenmesi için BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’u ikna etmesini istediğini” bildirdi. İsrail daha önce de raporun yayınlanmasını geciktirmek için üç kez uzatma istemişti. O halde bu dördüncüsünü de aynı sıra içerisinde değerlendirmekte bir sakınca yok gibi duruyor ilk bakışta.

Netanyahu’nun bu uzatmayı koalisyon hükümetindeki ortaklarına karşı “elini güçlendirmek” için talep ettiği yazılıp söylense de dördüncü uzatmayı diğerlerin ayıran önemli bir fark var: Artık hüküm verilmiş, İsrail’in özür dilemeyeceği açık kılınmıştı. İsrail hükümeti bir yandan özür dilemeyeceğini açıklarken diğer yandan 6 aylık bir süre istemesinin koalisyon hükümetinin cilvesi olmadığı aradan geçen şu birkaç gün içinde bile ne kadar açık.

Bu durumda dördüncü uzatmanın başka bir nedeni olmalıdır. O da Kürt kartı.

Kürt kartı bugün icat edilmedi şüphesiz; Irak işgaliyle gözler önünde “örtük” bir şekilde oynanırken, yeni gelişmeler sayesinde zorunlu olarak açıktan oynanmaya başlandı.

İsrail’i kendi eliyle ördüğü duvar sayesinde tepesinde çatısı eksik bir getto olarak görenlerden olduğum için içeride neler döndüğünü anlamak amacıyla içeriden bazılarının özür konusu hakkındaki görüşlerini okumak şu yakın geçmişte ufuk açıcıydı doğrusu. Osmanlı Tarihi Profesörü Ehud Toledano (İsrail’de konuşulacak sayılı entelektüellerden olduğu sanılır ki bu fikrin bir yanılgı olduğu bu yazısıyla ortaya çıkmıştır) 11 Temmuz 2011’de Ha’aretz gazetesinde yayınlanan “Türkiye’yle uzlaşmak için İsrail’in yalvarmasının bir gereği yok” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Öte yandan, iki ülke arasındaki atmosferi değiştirmek farklı bir yoldan da sağlanabilir. Nüfuz tasarruf etmek ve Ortadoğu’da çeşitli alanlarda rol oynamak arzusundaki Türkiye için çok önemli stratejik varlıklar var İsrail’in elinde. Ankara bilhassa da kaynayan Arap Baharıyla yandıktan sonra anlamaktadır ki İsrail’le ilişkiler tıkırında gitmeden ve İsrail’in güvenini kazanmadan bölgesel süreçlerde rol alamayacaktır. Bu kesin ve tartışmasız bir şekilde ortaya çıktığı anda Erdoğan ve yaverlerinin İsrail ve onun hükümeti karşısındaki tarzlarının değişim hızına [İsrail’deki] tavizciler bile şaşacaklardır.”

Jerusalem Post için çok daha uygun olmasına rağmen sözde “tavizcileri” ikaz etmek için Ha’aretz’de yayınlanmışa benzeyen bu yazının “İsrail’e ve onun hükümetine karşı Türkiye’nin tarzını hızla değiştireceğini” vaad ettiği şey nedir diye geçmişte sorsaydık eminim ki okuyucunun aklına İsrailli turistlerin Yunanistan’a gitmesi veya İsrail’in Heron’ların yedek parça ve bakım hizmetini aksatacağı gelmeyecekti. Cevap hemen ya da birkaç saniye içerisinde bulunurdu: Kürt kartı.

Obama’nın özellikle de Suriye politikasında Erdoğan’a bel bağlamasına hayıflananlar arasında görünen Morton Abramowitz’in 30 Ağustos’ta National Interest’te yayınlanan “Kürt sorunu” başlıklı yazısı da Kürt meselesinin Arap Devrimleri sırasında sırf İsrail’de değil başka merkezlerde de (en azından oralardaki bazı kişiler tarafından) çıkar kapısı olarak telakki edildiğine işaret ediyor. Türk hükümetinin Kürt meselesiyle ilgili katettiği mesafeyi ve aldığı tedbirleri sıraladıktan sonra iç karartıcı şu kehanette bulunuyor Abramowitz: “…ancak bu kez Türkiye’nin kendi iç Kürt meselesi uluslararası bir mesele halini alabilir. Türkiye’nin kapı komşusu Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin hepsi de tahrikteler…. Kürt meselesinin artık daha büyük bir tuvali var. Türkiye buna daha geniş ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bakmalıdır… Kürt meselesini çözmek bakımından Türkiye’nin iç manzarası kötü görünüyor; bir kimse daha fazla şiddete tanık olmayacağına dair iyimser olamaz.”

Abramowitz haklı olabilir çünkü Aysel Tuğluk sanki Moşe Ya’alon’un bir neferi gibi 1 Eylül’de Van’da düzenlenen mitingde şu sözleri sarfetti: “Emin olun ki bugün değilse yarın, yarın değilse bir başka gün, Kürtler, bu devletle bağını koparacaktır.”

O halde başa dönelim. Durum şöyle olmalı: Özür dilemeyi “dizüstü çökmek” olarak algılayan gayri medeni İsrail hükümeti, Kürt kartına oynayarak “elini güçlendirmek” ve Türkiye’ye diz çöktürmek üzere 6 aylık ilave bir süre istedi; dizüstü çökmüş bir Türkiye’nin İsrail’e karşı tarz ve tutumunun özür dilemeksizin de hızla değişeceğine inandığından dolayı kendince ve sinsice dalgasını geçiyordu aslında. Netanyahu ve kabinesinin hesaplarında Türkiye’nin azami değilse de asgari “6 ay zarfında dizüstü çökeceği” kayıtlı olmalı. Bizce yanlış olan bu hesapları olmasaydı, bunca riski büyük bir ihtimalle üstlenmeyeceklerdi.

Not: Obama Beyaz Sarayı’nın İran ve Suriye politikasında Erdoğan’a bel bağlamaması gerektiğini ileri süren CFR mahreçli iki yazıdan sonra aynı konuya üzerinde çok fazla durmadan parmak basıp geçen üçüncü yazı Abramowitz’e aittir. Bu üçüncü yazı; Türkiye-İran ilişkilerinin Suriye yüzünden aşındığı kurgusu üzerine bina edilmiş; ve Türkiye’nin Kürt meselesinde yönünü ancak ABD ve Avrupa’ya çevirdiği takdirde bir çözüm yolu bulabileceğini iddia ediyor. Abramowitz’in İran’la ilişkiler halen yolunda giderken bu ilişkileri bozulmuş varsayıp – Obama yönetimi farklı düşünse bile – Türkiye’yi makasa almaya kalkışması göz açıdır.

Ertuğrul Aydın/ Dünya Bülteni