Türkiye`nin (gücünün) sınırları – (Akif Emre)

0
140

Muhalefetin direniş stratejisi; dış desteğe dayalı kısa sürede sonuç alma umudunun yerine , uzun süreli bir kanlı hesaplaşmaya dönüşeceğe benziyor. Amerika`nın ve Avrupa`nın yani Batının klasik ambargo uygulamalarının dışında

Suriye`de tırmanan olaylar bir şiddet sarmalına dönüşüyor. Bir yanda içe kapanmış bir rejim muhalefeti bastırmak adına kan dökmeye devam ediyor. Diğer tarafta liderlikten, ortak stratejiden yoksun parçalanmış bir muhalefet söz konusu. Rejimin daha fazla kan dökmek pahasına sonuna kadar direneceği mesajı veriliyor. Muhalefet bir dış müdahaleye umut bağlamış durumda.

Muhalefetin direniş stratejisi; dış desteğe dayalı kısa sürede sonuç alma umudunun yerine , uzun süreli bir kanlı hesaplaşmaya dönüşeceğe benziyor. Amerika`nın ve Avrupa`nın yani Batının klasik ambargo uygulamalarının dışında Suriye`ye kısa vadede bir fiili müdahale yapma niyetinin olmadığı gittikçe daha da belirginleşiyor.

Bu durumdan en fazla etkilenecek ülke Türkiye. Güneyimizdeki olaylara dair, geçen yaz ortalarından itibaren adeta meydan okuyan söylemin tonunda belirgin bir düşüş var. Gerek başbakanın gerekse Dışişleri Bakanın, neredeyse ertesi gün karadan ve havadan Suriye`ye bir harekat başlatacakmış izlenimi veren söylemlerinde belirgin bir farklılaşma gözlemleniyor.

Her ne kadar Esad` a yönelik sert sözler sarf edilse de stratejik müdahale yapmaya yönelik bir niyetin en azından şimdilik olmadığını ima eden bir dil kullanılıyor. Türkiye`nin daha önceki tutumu, adeta Arap Baharında oynadığını düşündüğü role benzer bir misyonla Suriye`deki gelişmeleri yönlendirebileceğini düşündüğü izlenimi veriyordu.

Ne var ki ne Amerika`nın ne de bu işte kolonyal gücünü göstermek isteyen Fransa`nın hiç de acelesi olmadığı, adeta ortamın olgunlaşmasını bekler bir politika izlediği gün geçtikçe daha iyi ortaya çıkmaya başladı. Amerika`nın, Irak ve Afganistan`dan çekilirken seçim sürecine girmiş olmasından dolayı; kısa vadede böylesi bir askeri müdahale opsiyonunun ne iç ne de uluslararası dengeler açısından elverişli olmadığı açık. Rusya ve Çin`in BM Güvenlik Konseyi`ndeki veto kartını oynaması uluslararası bir müdahalenin önünü kesmiş görünüyor.

En azından taktiksel anlamda Rusya ve Çin Suriye üzerinden bölgeye müdahale edebilme imkanı yakalamış oldular. Batının Suriye üzerinden İran`ı sıkıştırma planı en azından diplomatik ve ekonomik nihai olarak sonuç almasa da belli bir oranda köşeye sıkıştırdığı açık.

Üstelik binlerce kişinin akan kanı üzerinden bölgede mezhep ve etnik yapıya dayalı bir parçalanmayı, kamplaşmayı hatta sıcak çatışmayı tetikleyecek bir tutum her geçen gün daha çok belirginleşmekte. Özellikle Körfez Ülkeleri ve Suud üzerinden Arapları harekete geçirerek şii-sunii ekseninde bir kışkırtıcı söylem Baas diktasının katlettiği sivilleri kurtarmaya yetmiyor elbet. Üstelik İran-Suriye stratejik ilişkisi devreye girince, katliamın arkasında İran-Şiiliğini işaret eden sekter parçalanmayı tahrik edici dil devreye girerek Lübnan benzeri parçalanmanın bölge geneline yayılması riski gittikçe artıyor.

Libya örneğpi, NATO gücünün seferber edildiği, liberal müdahaleciliğin zaferi sayılan ya da bunca kan aktıktan ve her şeyin yerli yerine oturduğu varsayılan bir dönemde; ikiye bölünmenin işaretlerini verdiği şu günlerde; Ortadoğu`daki çatışmayı nereye götüreceği konusunda fikir verebilir. Üstelik dış güçlerin marifetiyle Kaddafi` den “kurtulan” Libya yine aynı güçlerce bölünürken.

Nitekim Suriye`yi iç mesele ilan eden, her an müdahale edecek tarzdaki yaklaşımdan, Davutoğlu` nun bölgenin etnik, mezhebi parçalanmasına yol açacak bir “Lübnanlaşma Tehlikesi” yaklaşımına gelinmesi; Türkiye`nin gücünün sınırına vardığını gösterir. Türkiye`nin batılı ülkeler tarafından müdahale etmesi için her türlü argüman kullanılarak kışkırtıldığını bir çok defa yazdık. Bir yanda Suriye`deki Baas diktası bahane edilerek; demokrasi, insan hakları argümanı; diğer tarafta mezhebi ve etnik farklılıklar Alevi-Sunni, Arap-Kürt-tTürk ayrımı tetiklenerek müdahaleye yol açacak hassasiyetler sürekli kaşındı. Tüm hassas unsurlar ilaveten bir tür yeni Osmanlılık söylemini ve bölge liderliği gibi belli duyguları okşayıcı bir dil hem resmi düzeyde hem muhafazakar kesimler üzerinde etkin biçimde kullanıldı.

Gelinen noktada hükümetin; Batının, Türkiye`ye liderlik yapmasından çok Suriye konusunda “koç başı” gibi kullanma niyetinde olduğunu kavramış olduğuna dair işaretler var. En azından böyle umuyorum.. Askeri çatışmayı içeren /gerektiren “güvenlik koridoru” açma fikrinin bile ne uluslararası desteğini ne de meşru zeminini bulamayan Türkiye yol ayrımına gelmiş görünüyor.

Batının niyeti bir yana; akan kanın durması, etnik ve mezhep esasına dayalı ayrışmanın önüne geçilebilmesi için Türkiye hala önemli bir rol oynayabilir. Muhtemelen başbakanın bu ay sonuna doğru İran`a yapacağı ziyaretin; Suriye üzerinde etkili olabilecek iki bölge gücünün, imkanlarını görüşme gezisi olma ihtimali çok yüksek.

Türkiye kendisine atfedilen “gücünün sınırını” gördüğü noktada gerçek gücünü kullanabilir.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI