Türkiye ve İran’ı bekleyen tuzak – (Sedat Laçiner)

0
119

Türkiye, Irak Savaşı’ndan (2003) bu yana bölgesel savaş risklerini azaltmaya çalışıyor. Bunu yaparken de ilk aracı iletişimi arttırmak oldu. Irak’a komşu ülkeleri bir araya getiren serinin fikir babası

Türkiye, Irak Savaşı’ndan (2003) bu yana bölgesel savaş risklerini azaltmaya çalışıyor. Bunu yaparken de ilk aracı iletişimi arttırmak oldu. Irak’a komşu ülkeleri bir araya getiren serinin fikir babası Türkiye’ydi örneğin. Türkiye, Suriye’nin Arap dünyasındaki yalnızlığına son vermek için de özel bir çaba sarf etti. İran’ı dışarıda bırakan bir bölgesel kutuplaşmaya mani olmak için de çok gayret gösterdi. Bu çabalar ülkelerin iç dengelerine girmeye kadar uzandı. Lübnan’da, Irak’ta, Afganistan’da ve hatta Pakistan’da Türkiye birbiri ile çatışan gruplar arasında arabulucu veya kolaylaştırıcı olmaya çalıştı. Taraflara “Siz kardeşsiniz. Beraberliğinizi bozmaktan daha kötü bir seçenek olamaz” dedi. Sadece Müslüman dünya ile kalınmadı ve barışı kurma misyonu İsrail ile Filistinliler arasında ve Balkanlar’da da yoğun bir şekilde sürdürüldü.

Kontrolsüz salınım

Ne var ki Türkiye’nin çabası her zaman iyi niyetle karşılanmadı. Dahası Türkiye geleceğini ne kadar barışı kurmada ve yaşatmada gördüyse, bazı aktörler geleceğini çatışmanın ve gerilimin devamında gördü. İsrail bunun tipik örneğidir. En kötüsü ise Arap Baharı’nın bölgeyi kontrolsüz salınıma bırakması ve bu süreçte Batı’nın tüm yükü bölge aktörlerinin sırtına yıkmaya başlamasıdır. Arap Baharı bölgede zaten oldukça yoğun olan korku ve önyargıları arttırdı. İstikrarsızlık iletişim ve işbirliği zeminlerine zarar verdi. Ve hala süreç tamamlanmış değil. Hatta hala başlangıç aşamasında olduğunu söyleyenler dahi var. Örneğin Libya’da Kaddafi gitti ama yerel güçler silahlarını hala bırakmıyor ve merkezi otoritenin güçlenmesi kolay olacak gibi gözükmüyor. Irak’tan ABD çekildi, ancak geride millet ve devlet bilinci zayıflamış, hatta iç çatışmaya çok yakın bir Irak bıraktı. İşin kötüsü Irak’ın doğal siyasi ve sosyal sınırları olmadığı için burada yaşanacak her türlü gerilim komşu ülkeleri de Irak’a çekecektir, çekiyor da.

Tüm bu yaşananların en çok tedirgin ettiği ülke ise İran. İran, Arap Baharı’nın Batı tarafından kendisine karşı tasarlandığı kanısında. Türkiye’nin Suriye’ye karşı net tavrı İran’ın korkularını daha da arttırıyor. Arap dünyasında muhaliflerin model olarak Türkiye’yi gördüklerine dair açıklamaları bu tür korkuları besliyor. Ayrıca Tahran, ABD’nin Irak’tan çekilmesine sevinse de, bunun gerçek bir geri çekilme olmadığını, geride pek çok ‘siyasi bubi tuzağı’nın bırakıldığını düşünüyor. Kısacası İran şu anda bir saldırıdan ziyade savunma pozisyonunda. Aslında Batı’nın tüm takdimlerine rağmen İran başından beri kendisini savunma çabası içindeydi. Ancak ister savunma içinde olsun, isterse saldırı. Sonuçta bu kadar korku ve endişe bir yerde hatların istem dışı da olsa kopmasına neden olabilir.

Benzerliklere odaklanmalıyız

İşte Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun en son Tahran ziyareti dengelere çok hassas bir dokunuştu. Davutoğlu İran’ı rahatlatmaya çalıştı. “Bizden size zarar gelmez” dedi, Türkiye’nin NATO füze kalkanındaki rolünün sadece savunma amaçlı olduğunu, sistemin Malatya üssünün saldırı özellikleri içermediğini anlattı. Davutoğlu ziyareti ile içine ve Türkiye’ye kapanmaya başlayan İran’ı sisteme geri döndürmeye çalıştı. Çünkü Davutoğlu’nun da belirttiği gibi bölgede önce soğuk savaş, ardından da sıcak savaşlardan medet umanlar var. Dahası bölge bu tarz oyunların kolay maya tuttuğu bir zemine sahip. Davutoğlu diyor ki “Irak-Suriye hattında bir potansiyel tehdit görüyorum. Bu bölgedeki bu riskleri birbirimizle paylaşmamız lazım ki o riskleri kontrol altına alalım. Ülkeler kendi içlerine kapanmamalıdır”.

Davutoğlu ayrıca “Türkiye – İran ilişkilerini Şii-Sünni rekabetine dayandırmak doğru değil” de diyor. Çok doğru, ilişkilerde pek çok boyut var. Ancak diğer boyutlar dikensiz gül bahçesi değil. Örneğin Türkiye’ni • demokrasi ve laiklik anlayışı, Batı ile ilişkileri, Arap Baharı’na bakışı vd. Anlayacağınız işimiz hiç kolay değil. Buna rağmen karşımızdaki tehlike öylesine sahici ve yakın ki Türkiye de, İran da aralarındaki farklara değil, benzerliklere odaklanmak zorunda. Çünkü Batı’da bir yerlerde bölgede yaşanacakların tüm faturası bu iki ülkenin sırtına yüklenmek isteniyor.

 Star


———————————-
Sedat Laçiner
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI