Türkiye ve Dink davası – (Beril Dedeoğlu)

0
146

Türkiye, darbe girişimlerinde bulunmayı, darbe ortamını hazırlamayı ve hükümete karşı psikolojik savaş yürütmeyi konu edinen davaların sonuçlanmasını da, KCK çerçevesinde parti parti tutuklanan onlarca kişinin akıbetini de bekliyor.

Türkiye, sabırla ama sürekli tarihi davaların, uzayıp giden meselelerin sonuçlanmasını bekleyen bir ülke durumunda. Kıbrıs görüşmelerinin sonucunu bekliyor, AB sürecinde müzakere başlıklarının açılmasını bekliyor, İran’ın nükleer müzakerelerinin başlamasını bekliyor, Fransa’da soykırımın inkarını cezalandıran yasa tasarısına senatörlerin vereceği tepkiyi bekliyor. Bu konulardaki bekleme hali, sadece Türkiye’den kaynaklanan durumlara işaret etmiyor, ama sonuçları kaderini bekliyor; sonuçlara göre yeniden pozisyon alabilmek için bekliyor.

Türkiye, darbe girişimlerinde bulunmayı, darbe ortamını hazırlamayı ve hükümete karşı psikolojik savaş yürütmeyi konu edinen davaların sonuçlanmasını da, KCK çerçevesinde parti parti tutuklanan onlarca kişinin akıbetini de bekliyor. Bu konulardaki bekleme hali ise sadece Türkiye’den kaynaklanan durumlara işaret ediyor; sonuçlara göre yeniden yapılanabilecek ve tam da bunu bekliyor.

Davalar bitmedikçe, sonuçlar alınamadıkça vicdanlardaki yaralar kapanmıyor, arınma olamıyor ve kirli zemin üzerine yeni sistem inşa edilemiyor.

Engebeli zemin

Yeni Türkiye kurmayı zorlaştıran kirli zemin, hukuka bağlanmış vaziyette. Ancak sorun şu ki bu hukuk evrensel insan hak ve özgürlüklerini değil ‘Türkiye’nin özel koşullarını’ esas alarak düzenlenmiş. Türkiye’nin demokratik, insan ve azınlık haklarına saygılı başka devletlerden farklı olmasını gerektirecek o özel koşullarını muhtemelen nesiller boyu kimse öğrenemedi, ama herkes özel koşullar içinde yaşadığını bildi, hissetti.

Bu özel koşullar ve ona uygun kurallar bütünü, kabaca üç varsayıma dayandı. Birinci varsayıma göre; PKK dağ Türklerinden oluşur, Kürt kimliği diye bir şey yoktur, kendisini Kürt olarak gördüğünü ima edenler yabancıların maşasıdır ve ‘bölgede’ doğmuş herkes muhtemel ayrılıkçıdır. Bu ayrılıkçılar Ermeni ayrılıkçılarla dayanışırlar ve zaten gayrı Müslim azınlıklar da yabancı sayılırlar. İkinci varsayıma göre; dindarlık görünür bir durum değildir, çağ dışı eğilimleri ima eder, Türkiye’yi geriye götürmek isteyenler dini kullanarak siyaset yaparlar ve onlarda da yabancıların uzantıları vardır. Üçüncü varsayıma göre ise; siyasetçiler temiz değildir, sadece ceplerini doldururlar, vatan umurlarında değildir ve onlar da sadece yabancı güçler tarafından kullanılırlar.

Hukuk sistemi, bu varsayımlara göre düzenlenmiş ve zavallı Türkleri bunca tehlikeden korumak için canını feda etmeye hazır kadrolar kökleşmiş. Bu kadroların bir kısmı silahlı kuvvetler olarak düzenlendiyse de diğer bir kısmı ‘kalemli kuvvetler’ olarak yetiştirilmiş.

Tek örnek yeter

Tüm bu yapıyı görebilmek için, tarihin derinliklerine dalmaya, her bir davaya ya da sonuçlanmayan bekleme hallerine bakmaya gerek yok. Sadece Hrant Dink davasına bakmak yeterli. Örgüt, çete, vatan hainliği, suç, cinayet, gibi yığınla terimin nasıl yukarıdaki varsayımlara göre kullanıldığını; darbe girişimleri, azınlıklara haksızlık, tarihsel inkar, vesayet rejimi, derin devlet gibi kavramların da nasıl yerleşmiş refleksler olduğunu gösteren bir örnek.

Çoğu kişi, Dink’in darbe ortamını hazırlayacak karışıklığı yaratma senaryosunun kurbanı olarak seçildiğini biliyor; dolayısıyla bu cinayet ile ‘devlet’ arasında bağ olduğunu anlıyor, hissediyor, bu ülkenin dokusu gereği işlerin böyle olduğunu anlıyor. Ancak, sadece bu cinayetin deşifre olmasının bile toplumsal vicdanın, tarihi yanılgıların, derin devletin ve yerleşik hukuk zihniyetinin de deşifre edilmesi anlamına geldiğini bilenler direniyor. Bu dava, diğer tüm davaların kilidi, yeni anayasa yapımının ilk adımı, daha şeffaf, adil, eşitlikçi bir ülkede yaşamanın da teminatı. Toplum artık beklemeye razı olmayan, sonuç almak isteyen bir Türkiye’de yaşamak istiyor.

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI