Türkiye ve Afrika: Yeni bir stratejik ufka doğru – (İbrahim Kalın)

0
165

Türkiye`nin 2005 yılında başlattığı Afrika açılımı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın 6-11 Ocak`ta Gabon, Nijer ve Senegal`i kapsayan ziyaretleriyle yeni bir ivme kazandı. Başbakan Erdoğan`a bakan, milletvekili ve bürokratların yanı sıra kalabalık bir işadamları grubu eşlik etti ve MÜSİAD

“Sular yükselir, balıklar karıncaları yer. Sular çekilir, karıncalar balıkları yer.” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın Gabon Parlamentosu`ndaki konuşmasında naklettiği bu Afrika sözü, derin bir tarih perspektifinin ifadesi. Afrika`nın dününü ve yarınını değerlendirirken uzun soluklu bir bakış açısına ihtiyaç var. Türkiye`nin Afrika`yla olan ilişkilerini de bu açıdan ele almak gerekiyor.

Türkiye`nin 2005 yılında başlattığı Afrika açılımı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın 6-11 Ocak`ta Gabon, Nijer ve Senegal`i kapsayan ziyaretleriyle yeni bir ivme kazandı. Başbakan Erdoğan`a bakan, milletvekili ve bürokratların yanı sıra kalabalık bir işadamları grubu eşlik etti ve MÜSİAD, TİM ve TUSKON öncülüğünde iş forumları düzenlendi. Başbakan`ın ziyareti, verdiği siyasi mesajlar, yapılan anlaşmalar, ekonomik projeler ve yatırım fırsatları, Türkiye`nin Afrika kıtasına giderek daha fazla önem vereceğini gösteriyor. Bu hem Türk dış politikasının çeşitlenmesinin ve farklı jeostratejik havzalarda derinlik kazanmasının hem de Afrika`nın 21`inci yüzyılda artan öneminin bir tezahürüdür. Türkiye, Afrika kıtasına yabancı bir ülke değil. Osmanlı`nın yükseliş dönemine geçtiği 15`inci yüzyıldan 19`uncu yüzyılın sonuna kadar Osmanlı`nın Afrika`yla yakın ilişkileri oldu. Kuzey Afrika`nın yanı sıra Sahara-altı ülkeleriyle de siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler devam etti. Bu ilişkiler, Sultan Abdülaziz`in Ebu Bekir Efendi`yi 1862 yılında Afrika`ya göndermesi örneğinde olduğu gibi bugünkü Güney Afrika Cumhuriyeti`ne kadar uzandı. Nijer`in Agadez Sultanlığı`nda cuma namazlarında Osmanlı sultanlarına hâlâ dua edilmekte olduğunu öğrendiğinizde yahut Somali`den Sudan`a, Senegal`den Güney Afrika`ya farklı Afrika halklarının Türkiye`ye olan ilgisini müşahede ettiğinizde, tarihin bugünü şekillendirmeye devam ettiğini görüyorsunuz.

Tarih, ancak bir gelecek vizyonuyla anlam kazanan bir birikimdir. Genç ve dinamik nüfusu, dünyaya açık perspektifi, çoğulcu yapısı, zengin doğal kaynaklarıyla Afrika`nın 21`inci yüzyılda yükselişe geçeceğini söylemek, bazılarına göre fazla iyimser bir yaklaşım. Bir milyardan fazla nüfusuyla Afrika dünyanın en fakir kıtası. Dünya ekonomisi içindeki yeri yüzde 2,5 ve kişi başına düşen gelir ortalaması 1200 dolarla dünyanın en alt sıralarında yer alıyor. Fakat bütün göstergeler Asya`dan sonra Afrika`nın da stratejik konumunu ve ekonomik potansiyelini güçlendireceğini gösteriyor. Zira Afrika ülkeleri son on yılda altyapı, yatırım, doğal kaynakların etkin kullanımı ve ticaret alanlarında önemli hamleler yaptı. Güney Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Angola, Gabon, Libya ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ve Sahra-altı ülkeleri, fakirlik ve salgın hastalıklarla mücadele, gelirin eşit dağılımı ve uluslararası yatırımlar konusunda kayda değer bir gelişme trendi yakaladı. Buna rağmen Afrika, sömürgecilik döneminin derin izlerini taşımaya devam ediyor. Afrika`nın iç yapısal sorunları, fakirlik, siyasi istikrarsızlık, iç savaşlar, kötü yönetim, yolsuzluk, altyapı eksikliği, verimsizlik, Afrika kıtasının hakiki potansiyelini gerçekleştirmesine imkan vermiyor. Batılı büyük ekonomilerin çikolata, elmas gibi lüks tüketim malzemeleri, uranyum gibi Afrika`nın değerli madenleri yok pahasına satılıyor ve Afrika ekonomilerine ciddi bir katkı sunmuyor. Afrika`ya yardım adı altında uygulanan uluslararası ekonomi ve yardım programları, yeni sömürge ve istismar ilişkileri doğuruyor. Bütün bunlar reel sorunlar ve Afrika nostaljisi yaparak bunları göz ardı etmek mümkün değil.

Fakat Afrika`nın sadece sömürgecilikten, savaştan, fakirlikten ibaret olduğunu zannetmek de hatalı bir bakış açısına dayanıyor. Afrika korku ile umudun, hüzün ile neşenin, fırsat ile meydan okumanın, hak ile sömürünün iç içe geçtiği bir kıta. Burada insanlığın sükut ettiği kölelik ve sömürgecilik de var, insanın yüzünü ağartan onurlu insan hikayeleri de. Nijer, dünyanın en fakir ikinci ülkesi. En temel altyapı araçlarından bile yoksunlar. Dünyanın unuttuğu ülkelerden biri. Fakat Türk heyetinin ziyareti için yaptıkları hazırlık, gösterdikleri samimi heyecan ve mutluluk, ekonomik ilişkilerin çok ötesine gidiyor. Fakir ama onurlu Nijer halkı kimseden bir şey dilenmiyor. Afrika zengin doğal kaynaklara, tarım ve balıkçılık imkanlarına, genç ve dinamik bir nüfusa sahip ve bu verileri stratejik ve ekonomik bir değere tahvil etmek mümkün. Bu potansiyeli hayata geçirmek için Afrika`nın romantizme, acınmaya, hibe yardımlarına, yeni sömürge ilişkileri üreten uluslararası ekonomi programlarına değil, adalete, fırsat eşitliğine, uygun iş imkanlarına ihtiyacı var.

Afrika`ya bu açıdan bakan Türkiye, 2005 yılında Afrika açılım politikasını başlattı. Aynı yıl Türkiye`de Afrika yılı ilan edildi. Afrika Birliği, Türkiye`yi “stratejik ortak” ilan etti. Bu açılım politikası çerçevesinde 2008`de Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi yapıldı. Beş yılda bir yapılması kararlaştırılan zirvenin ikincisi, bu yıl ekim ayında İstanbul`da yapılacak. 54 Afrika ülkesinin devlet başkanlarının katılacağı bu zirvede hem Türkiye`nin son beş yılda attığı adımlar, hem de Türkiye-Afrika ilişkilerinin bundan sonraki seyri ele alınacak. Yakın zamana kadar Türkiye`nin bütün Afrika`da 12 tane büyükelçiliği vardı. Bu sayı bugün itibarıyla 31`e ulaşmış durumda. 2013`te açılacak üç yeni diplomatik misyonla Türkiye`nin Afrika`daki temsilcilik sayısı 34`e çıkacak. Böylece Türkiye, Afrika kıtasında en fazla diplomatik temsilciliği bulunan ülkelerden biri olacak. Buna mukabil halen 21 Afrika ülkesinin Ankara`da büyükelçiliği var. 14 Afrika ülkesi Ankara`da elçilik açmak için karar almış durumda. Türk Hava Yolları 22 Afrika ülkesinde 34 noktaya sefer düzenliyor. TİKA`nın Afrika`da 9 ülkede koordinasyon ofisi var. TİKA, kıta çapında 34 ülkede onlarca proje yapıyor, tarım ve balıkçılığa destek veriyor, su kuyuları açıyor, okul ve klinik kuruyor, Afrikalı öğrencileri, diplomatları ve güvenlik birimlerini eğitiyor. Ayrıca Türk STK`ları kıta çapında yoğun çalışmalar yapıyor. Türkiye her yıl Afrikalı öğrencilere devlet bursu veriyor. 2012-13 akademik yılında Afrika`ya tahsis edilen toplam devlet bursu bini geçmiş durumda. Özel vakıf üniversiteleri de kalkınmada öncelikli ülkelerin öğrencilerine burslar vermeye başlıyor.

BM En Az Gelişmiş Ülkeler listesine göre dünyadaki 48 en fakir ülkenin 33`ü Afrika`da bulunuyor. Türkiye, Mayıs 2011`de bu programı on yıllığına üstlendi ve En Az Gelişmiş Ülkelere her yıl 200 milyon dolar tahsis etme kararı aldı. İlki geçen yıl mayıs ayında yapılan Türkiye-Afrika Medya Forumu, 54 Afrika ülkesinden üç yüzün üzerinde Afrikalı medya mensubunu bir araya getirdi. A
frikalıların ortak mesajı “Türkiye ile Afrika artık doğrudan ve aracısız konuşmaya başlamalıdır” oldu. Anadolu Ajansı, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve diğer medya kuruluşları sayesinde artık Türkiye ile Afrika doğrudan konuşmaya başlıyor. Türkiye`nin 2002 yılında Afrika`yla olan toplam ticareti 2 milyar dolarken, 2012 sonu itibarıyla bu rakam 17 milyar doları geçti. Başbakan Erdoğan, 2015 yılı için ticaret hedefini 50 milyar dolar açıkladı. Mevcut ivme ve fırsatlar nazar-ı itibara alındığında bu hedefe ulaşmak mümkündür. 2011 yılında Türk firmaları, Afrika`da 2 milyar dolarlık müteahhitlik projeleri üstlendiler.

Türkiye özellikle Somali konusunda büyük bir hamle yaptı ve unutulmaya terk edilmiş bir Afrika halkına yardım için uluslararası bir kampanya başlattı. Açlık, kuraklık ve iç savaş yüzünden on binlerce insanın öldüğü Somali`ye 2011 Ramazan ayında büyük bir çıkarma yapan Başbakan Erdoğan, Somali`yi tekrar dünyanın gündemine taşıdı. BM, Afrika Birliği ve diğer ülkeler harekete geçti. Yardımlar toplandı, sahra hastaneleri kuruldu, seçimler yapıldı. Somali hâlâ büyük sorunlarla karşı karşıya ama iki yıl öncesine kıyasla artık çok farklı bir Somali var. Bir gazetecinin ifadesiyle Türkiye Somali`ye sadece yardım etmiyor; “Somali`de yeni bir devlet kuruyor”. Batılıların “ortaçağ” dediği, sömürgecilik öncesi dönemde Afrika, İslam medeniyetinin en önemli ilim, fikir, kültür, sanat ve ticaret merkezlerinden biriydi. Adalet ve zenginliğiyle ün salan Mali Sultanı Mansa Musa`nın 14`üncü yüzyılda Mekke`ye yaptığı hac, bölgede dillere destan olmuştu. Mansa Musa`nın torunları bugün daha müreffeh, istikrarlı ve güçlü bir Afrika inşa etmeye çalışıyor. Türkiye bu mücadelede Afrika`nın yanında olmak için kaynaklarını seferber etmeye başladı. Zira siyasi istikrara sahip, müreffeh, adil ve çoğulcu bir Afrika 21`inci yüzyılda bütün insanlık için büyük bir kazanım olacaktır.

*Doç. Dr., Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı

Zaman

———————————-
İbrahim Kalın
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI