Türkiye solunun Suriye ile imtihanı – (Peren Birsaygılı Mut)

0
385

Hangi içgüdülerle bu denli cesur olmayı başarabilmişlerdi? Başkaları uğruna gözlerini kırpmadan kendilerini feda etmelerinin arkasında nasıl bir ruh hali yatıyordu? Bu soruların cevapları çok tartışıldı. Bazıları hiç anlayamadı onları.

Sol hareketler içerisinde yer alan gençler, bu zamana kadar pek çok bedel ödediler. Günü geldi idam sehpasına yollandılar, günü geldi kıstırıldıkları bir köşede acımasızca katledildiler. Pek çoğu son nefesini verdiğinde henüz yirmili yaşlarındaydı. Hayatta kalacak kadar şanslı olanlar ise, uzun süreli tutukluluk dönemleri yaşadılar. 16-17 yaşlarında demir parmaklıklarla tanışanlar dahi vardı içlerinde.

Hangi içgüdülerle bu denli cesur olmayı başarabilmişlerdi? Başkaları uğruna gözlerini kırpmadan kendilerini feda etmelerinin arkasında nasıl bir ruh hali yatıyordu? Bu soruların cevapları çok tartışıldı. Bazıları hiç anlayamadı onları. Bu gençlerin düpedüz kandırılmış zavallılar olduklarını düşünüyorlardı. Kimileri ise az da olsa perdeyi aralayabildi ve o tahammülsüz ruh halini görebildi. Neye tahammül edemiyorlardı? Adaletsizliğe ve zulme… Birinin giyecek onlarca ayakkabısı varken, bir başkası neden neredeyse yalınayak gezmek zorunda kalıyordu ki? Neden bombalar yağıyordu tepemizden? Çocuklar neden ölmeye devam ediyordu Filistin’de? Bunlar, cevabını aradıkları ve üstesinden gelmeye çalıştıkları yüzlerce sorudan bir kaçıydı sadece.

1996 Ölüm Orucu’nun 65.gününde hayatını kaybeden Altan Berdan Kerimgiller son nefesini vermek üzereyken; “Haklı savaşlardan yanayız…” diyor ve şöyle devam ediyordu; “ Haklı savaşların zaferle sonuçlanmasını istiyoruz.” Berdan’ın ifadesi öylesine yalındı ki. Ve bu gençlerin hesapsız kitapsızlığını çok güzel yansıtıyordu sözleri… Kimin tarafında yer alacağımıza karar vermemiz için öyle uzun uzadıya düşünmemize gerek yoktu zaten. Derin siyasi analizler yapmayı gerektirmeyen, içgüdüsel bir durumdu bu. Ve tamamen insani dürtülerle hareket ettiğimiz takdirde doğru olanı tercih etmemiz kaçınılmazdı. Örneğin hangimiz çocukların öldürülmesine göz yumabilirdik ki? Büyük bir gözü dönmüşlükle çocukları dahi katledenlerin haklı olması mümkün değildi. Onlar haksızdılar. O kadar basit…

Suriye’de geçtiğimiz Mart ayından bu yana yüzlerce çocuk Baas güçleri tarafından öldürüldü. Binlerce çocuk ise yetim kaldı. Bu çocuklar yaşadıkları büyük travmayı belki de hayatları boyunca atlatamayacaklar zira şahit olduğu şiddeti zihinlerinden silmeleri asla mümkün olmayacak.

Arap milliyetçisi Baas Partisi’nin 1963 yılında darbeyle iktidara gelmesinden bu yana neredeyse 50 sene geçti. Ve Suriye halkı, o zamandan bu yana tüm özgürlükleri elinden alınmış biçimde ve yoğun bir baskıyla yönetiliyor. Küçük bir azınlık, Suriye halkının kaderini onyıllardır elinde tutuyor. 1982 yılında Hama’da gerçekleşen büyük katliamda 40.000 kişi hayatını kaybetti. Baas oligarşisinin sahip olduğu müthiş bir baskı geleneği var. Suriye’deki halk ayaklanmasının, diğerlerinden çok daha büyük bir şiddetle karşılaşmasının nedeni de bu. Ve bu şiddet Mart 2011’den bu yana artarak devam ediyor.

Bir solcunun Suriye’de yaşananlar karşısında sessiz kalması mümkün değil. Zira Baas Partisi, azınlığın çoğunluğu tahakküm altında tuttuğu oligarşik bir yapılanma. Yani solun en temel söylemlerinden olan “Kahrolsun Oligarşi” sloganının Suriye’de esaslı bir karşılığı var. Üstelik hammadde kaynakları da, Lenin’in tarif ettiği gibi kökleşmiş bir mali oligarşinin kontrolü altında. Tüm sermaye küçük bir azınlığın elinde. Ve Baas Partisi, her ne kadar Arap sosyalizmini kurma iddiası ile yola çıkmış olsa da, Suriye’deki büyük çelişkileri ve Baas Partisi’nin asla sosyalist bir yönetim oluşturma gayretinde olmadığını görmemek imkansız.

Ancak elle tutulur hiçbir tarafı olmayan Baas yönetimi, Türkiye’deki isminde sol geçen pek çok grup tarafından savunuluyor. 50 yıllık bir diktatörlüğe karşı sesini yükselten halkın mücadelesi itibarsızlaştırılmak isteniyor. Suriye halkı yılların biriktirdiği öfke ile canını dişine takmış mücadele ederken, komplo teorilerinin de ardı arkası kesilmiyor. En yaygın görüş, Suriye’de gerçekleşen ayaklanmaların Batılı güçlerin bir oyunu olduğu. Beşar Esad’ı devirme planlarının arkasında batı emperyalizminin olduğunu düşünüyorlar. Batı emperyalizminden izinsiz dünyada bir yaprağın dahi kımıldamadığı düşüncesine iman etmişler. “Emperyalizm yenilmez”, “Emperyalizm her şeye muktedirdir” kompleksi benliklerini esir almış, vicdanlarını ve zihinlerini köreltmiş.

Oysa aksine Ortadoğu halkları emperyalizme karşı yaşam mücadelesi veriyorlar ve akbabalar gibi tepelerine üşüşen bu güçlere rağmen ayakta durmaya çalışıyorlar. Yükselen dalganın önüne geçilemeyeceğini anladıkları zaman saf değiştiren Batılı devletlerin olaylara müdahil olma çabalarına karşı, davalarına sahip çıkmaya çalışıyorlar. Ve süregelen mücadele de emperyalizm sayesinde değil, emperyalizme rağmen devam ediyor.

Kendi halkını katleden bir yönetimin varlığını daha fazla koruması artık mümkün görünmüyor. Suriye’de yönetim bugün olmazsa yarın halkın eline geçecek. O zaman dönüp geriye baktığımızda, çok önemli dersler çıkaracağımız muhakkak. Büyük bir yol ayrımında yaşananları tüm çıplaklığı ile görme fırsatını elde edeceğiz. Solun ve solculuğun ne demek veyahut ne dememek olduğunu bir kere daha anlayacağız. Ve hayatlarının baharında yüzlerini dahi görmedikleri başka insanlar için kendilerini feda eden solcu gençler için gözyaşı dökmeye devam ederken, yüzlerce-binlerce çocuğu dahi katletmekte beis görmeyen bir yönetimi savunan insanların, utanmaksızın solculuk maskesi ile aramızda dolaşmış olduğunu hatırlayınca bir kez daha öfkeleneceğiz.

Ve bugün Suriye’de yaşananlar ince bir sızı gibi kanamaya devam edecek yüreğimizde. Bilad-ı Şam’ın hüzünlü öyküsü asla çıkmayacak zihinlerimizden. Tıpkı kendi öykülerimiz gibi belleyeceğiz bunu da. Kocaman bir insanlık ailesinin fertleri olarak, üzerimize doğrultulmuş namluyu asla unutmayacağız. Ve yitirdiğimiz güzel çocuklarımızı…

 Haber10

———————————-
Peren Birsaygılı Mut
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Peren Birsaygılı Mut”]