Ana Sayfa Kategoriler Haberler Türkiye, sadece Türkiye değildir!

Türkiye, sadece Türkiye değildir!

0
Türkiye, sadece Türkiye değildir!

Anadolu Platformu, 16 Nisan referandumuyla ilgili “Türkiye, sadece Türkiye değildir” başlıklı bir değerlendirme bildirisi yayınladı. İşte o bildiri:

Anadolu Platformu, 16 Nisan 2017’de gerçekleşen anayasa referandum oylamasıyla ilgili bir değerlendirme bildirisi yayınladı. Bildiride, “Millet, içeriden ve dışarıdan gelen tüm tehdit ve saldırılara rağmen ince bir ayarla sistem değişikliğinden yana bir tutum sergiledi” denildi.

“Tarihi fırsatların kazası olmaz” denilen bildiride, “Toplumun tüm kesimlerini içine alacak bir formatla devletin yeniden inşasının sağlanması konusunda herkesin yapması gereken görev ve sorumluluklar bulunmaktadır. Eskiden olduğu gibi ülkemizi yeniden bir barış yurduna daru’s-selam’a dönüştürebiliriz” ifadelerine yer verildi.

İşte bildirinin tam metni:

Gerek insanlık tarihinde gerek Müslümanların tarihinde daha özelde ise yaşadığımız coğrafyanın tarihinde kimi özel gelişmeler yaşanmış, lakin bu gelişmelerin yaşandığı sırada insanlar olayların derin etkilerini çok fazla hissetmemişlerdir. Hayatın akışı içerisinde sıradan görülen, yaşanan hayatı hemencecik etkilemeyen bu gelişmeler daha sonraki süreçte siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, askeri vb. alanlarda derin ve nesiller boyu devam eden etkiler meydana getirmişlerdir. Bir yönüyle bir milat olmuşlardır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığımız kimi hadiseler veya atılan kimi adımlar bugünün insanı üzerinde derin tesirler oluşturmuştur.

16 Nisan 2017 tarihinde de benzer bir gelişme yaşadığımızı söyleyebiliriz. Türkiye’nin son iki yüzyılı içerisinde yaşanan önemli ve kritik kırılmalardan birini referandum süreciyle yaşamış olduk. Detaylardaki kısır ve güncel tartışmalar bir tarafa bırakıldığında, bundan böyle ülkemiz ve hinterlandı için yeni bir dönemin-miladın başladığını söyleyebiliriz. Hayatımızda dünden bugüne büyük bir değişikliğin olmaması bizleri yanılgıya düşürmemelidir. Bundan sonra çocuklarımızın, torunlarımızın huzur içinde yaşayacağı, uzun yıllar işleyecek bir devlet sistemini kurmanın eşiğinde bulunuyoruz. Öyleyse bu sistemin en idealini planlamak, kurgulamak ve iki yıl sonra devleti bu sisteme sorunsuz geçirmek gerekiyor.

Şu bir gerçek ki artık ülkemizde milletin iradesi, devletin yapısını-tutumunu, ülkenin kaderini daha derinden etkileyecektir ve hatta belirleyebilecektir. Bu yönüyle kazanım olarak değerlendirmemiz gereken referandum sonuçlarının hayırlara vesile olmasını Rabbimizden temenni ediyoruz. Bu vesileyle bazı hususları da hatırlamakta fayda mülahaza ediyoruz. Ortaya çıkan netice, herkesin ciddi muhasebeler yapması gereken bir durumun olduğunu göstermektedir. Tüm siyasal, resmi veya sivil aktörler için ihtar edici bir durumun olduğunu söyleyebiliriz.

Millet, içeriden ve dışarıdan gelen tüm tehdit ve saldırılara rağmen ince bir ayarla sistem değişikliğinden yana bir tutum sergiledi. Özellikle Doğu ve Güneydoğu son yılların en anlamlı siyasi hamlesini gerçekleştirerek tarihe geçecek şekilde bu değişim iradesinin yanında yer aldı. Kürtlerin temelde birlik ve beraberlikten yana olduğunu ortaya koydu. Bu vesileyle devletin, adına ne dersek diyelim, Kürt meselesiyle ilgili adil, tutarlı, kucaklayıcı ve kalıcı bir barışı sağlamaya dönük anayasal-hukuki adımlar atması gerekir.

Tüm toplum mühendisleri bir araya toplansa böyle bir sonuç çıkaramazlardı herhalde. Milletin ortak aklının verdiği karar, hepimize düşünmemiz gerektiğini ve ödevlerimiz olduğunu söylüyor. Sistem değişikliğiyle birlikte uzunca bir süredir açık olan bir parantez kapanmış oldu. Yüz yıla yakın zamandır sürdürülen parlamenter sistem sona erdi. Yeni bir devlet düzenine geçiş oldu. Bu düzene tam geçiş ise yaklaşık iki yıl sonra gerçekleşecek. Yeni sürecin sağlıklı işleyebilmesi için çok ciddi bir çalışmanın yapılması gerekiyor. Uzun zamandır devlet kurumları milletini düşman gören bir zihinle kurgulanmış ve buna göre faaliyetlerini yürütüyordu. Bu sorunların ortadan kaldırılmasına ve en temel sorun olan adaletin kalıcı tesisine dönük adımlar atmak gerekiyor. Yeniden adil ve kerim devletin hayat bulması için zihinsel, kurumsal ve teknik çalışmaların yapılması şart. Ayrıca yönetimde liyakat ve ehliyet meselesi, her geçen gün daha da önem kazanmakta, bu konudaki yanlış tutumlar toplumsal vicdanı yaralamaya devam etmektedir. Bu haliyle sürdürülemez olan bu durumun en acil şekilde çözümüne dönük adımlar atmak gerekiyor.

Tarihi fırsatların kazası olmaz. Toplumun tüm kesimlerini içine alacak bir formatla devletin yeniden inşasının sağlanması konusunda herkesin yapması gereken görev ve sorumluluklar bulunmaktadır. Eskiden olduğu gibi ülkemizi yeniden bir barış yurduna daru’s-selam’a dönüştürebiliriz.

Referandum vesilesiyle gençlik meselesini yeniden ele almak, şapkamızı önümüze koymak zorundayız. Şayet gençlik geleceğimiz ise, öncelikle AK Parti, gençlerin % 65'inin neden evet demediğini çok iyi analiz etmesi gerekir. Ayrıca sivil yapıların da gençlik çalışmalarını ve gençliğe bakışlarını ciddi anlamda revize etmeleri gerekir.

Ayrıca AK Parti’nin kültür, sanat ve bilimsel alandaki çalışmalara daha fazla ağırlık vermesi, mimari geleneğimize ve kadim ve kimlikli şehir ufkumuza mutabık siyasal bir tahayyül içinde meselelere bakması, estetik değeri yüksek bir bilince de sahip olması gerekmektedir.

AK Parti’nin en önemli özeleştirilerinden biri de kendi içindeki oy kaybı sorunu olmalıdır. Daha önce AK Parti’ye oy vermiş olanlar niçin bu referandumda kendilerine oy vermemiştir? Bu insanları rahatsız eden şey nedir? Bahane üretmeye girişmeden bu sorunun cevabını isabetli bir şekilde teşhis edip gereken somut adımların atılması gerekir.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus, Avrupa/Batı-Türkiye/İslam dünyası meselesidir. Referandum süreci boyunca tüm Batı’nın ortak bir cephe olarak hareket ettiğine şahit olduk. Bu, eski düzenin kurucularının kendileri olmasından kaynaklanıyordu. Batılılar uzun çabalar sonucu ülkemizde ve İslam dünyasında elde ettikleri menfaatlerinin devamı için çalışmalarına devam edeceklerdir. Coğrafyamızda kalıcı bir barışın olmaması için çalışmalarını sürdüreceklerdir. Bu durum, önümüzde çok zorlu gelişmelerin yaşanacağı uluslararası bir iklime girdiğimizi göstermektedir. Yeni provokasyonların ve şiddet olaylarının yaşanma ihtimalinin yüksek olduğunu söylemek, müneccim olmayı gerektirmez. Herkesin böylesi bir duruma karşı bilinçli ve hazır olması gerekir.

Üzerinde dikkatle düşünülmesi ve sağlıklı çözümler bulunması gereken bir diğer husus ise başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyük şehirler ile Ege ve Akdeniz gibi hem tarım hem de sanayinin gelişmiş olduğu yerlerde yaşanan durumdur. Kimi bölge, il ve ilçelerde blok şeklinde bir tutumun olması, sağlıklı bir durum değildir. Bu yerlerin hangi süreçler sonrasında bu duruma geldiğinin doğru analizinin yapılması gerekir.

Unutmayalım ki Türkiye, sadece Türkiye değildir. Tarihi sorumlulukları olan büyük bir medeniyetin mirasçısıdır. Dolayısıyla konjonktürel ihtiyaçlardan hareket ederek değil; sahici, samimi ve kalıcı bir yaklaşımla Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika (Anasır-ı Osmaniye ve Memalik-i İslamiye) halklarının da devleti olduğumuz bilinciyle içinden geçmekte olduğumuz zaman dilimini doğru değerlendirmek ve tarihe şahitlik yapmak zorundayız.

Anadolu Platformu