Türkiye müdahale etmeli mi? – (Ardan Zentürk)

0
127

Sorular aynıydı: “Türkiye Suriye yönetimine karşı, bir gün tek taraflı bir askeri müdahalede bulunma zorunluluğu hisseder mi?”

Hafta başından bu yana, haber kanalları Suriye konusunda fazla mesai yapıyorlar… Canlı telefon bağlantıları… Stüdyo konuklukları… Yağan yorum taleplerinden, benim gibi, dış politika yazarı diğer dostlar da başlarını alamıyorlardır…

Haber yayıncılığı yapan televizyonların haber kanallarını seviyorum. Onlar, ülkenin nabzını dakikalık tutmak zorundalar ve onlardan gelen telefonlar, Türkiye’de, Suriye konusunda ciddi bir “endişe yükselişini” işaret ediyor…

Sorular aynıydı: “Türkiye Suriye yönetimine karşı, bir gün tek taraflı bir askeri müdahalede bulunma zorunluluğu hisseder mi?”

Verdiğim yanıtı da burada derli-toplu aktarmayı tercih ediyorum…

Müdahale bir trajedidir

1. Türkiye’nin Suriye’ye dönük bir tek taraflı askeri müdahalesi, ülke açısından büyük bir trajedidir.

2. Bu tür bir müdahale, Arap kamuoyunda Türkiye, özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a dönük son derece olumlu havanın dağılmasına, Türkiye için “acaba” sorularının artmasına neden olacaktır.

3. Türkiye’nin, komşusu bir Müslüman ülkeye, iç karışıklıklarını bahane ederek müdahalesi, geleceğe dönük Türkiye stratejilerinin kökten sarsılması sonucunu doğurur.

4. Türkiye’nin Batı Asya’daki (Ortadoğu) önemi, artık askeri gücünden çok, “soft power” (yumuşak güç) dediğimiz ekonomik, kültürel ve tarihsel bağlarından kaynaklanmaktadır. Askeri seçenek kullanan Türkiye, bölgede kendi hareket alanını daraltmaktan başka bir iş yapmamış olur.

5. Suriye’ye dönük muhtemel müdahale kararı Birleşmiş Milletler’den çıksa, hatta bu iş için NATO resmen görevlendirilse bile, Türkiye’nin bu tür bir müdahaleye katkısı lojistik destek düzeyinde kalmalı, Türk ve Arap askerleri asla bir cephede karşı karşıya gelmemelidirler.

6. Bu tür bir “cephe fotoğrafı” Türkler ile Araplar arasında yaşanılan “yeniden ısınma” döneminin soğumasını isteyen dış güçlerden başka hiçbir gücün işine yaramaz. O güçler, Türk-Arap yakınlaşmasından rahatsızlıklarını zaten her fırsatta gösteriyorlar.

7. Türkiye, Suriye dahil, Arap ülkelerindeki demokratikleşme süreçlerine askeriyle değil, demokratik deneyimleri ve ekonomik gücüyle doğrudan destek sağlayabilecek tek bölge ülkesidir, bu yapının korunması, bölge ve dünya barışı için çok önemlidir.

Her fırsatta aynı senaryo

Ankara, Batı Asya’ya, hassaten, İran-Irak-Suriye üçlüsüne Paris, Londra, Berlin veya Washington’un gözlükleriyle bakma lüksüne sahip değildir. Türkiye, bu bölgede Türkiye gibi davranmak zorunda…

Bakın, Beşar Esad, arkasına Rusya ve Çin’in desteğini aldığı günden bu yana bir Suriye lideri gibi değil, Moskova veya Pekin’den o makama tayin edilmiş bir sömürge valisi gibi davranıyor!.. “Başkalarının küresel hesaplarına alet olan” bütün sıradan liderler gibi, işi, kendi topraklarında, Humus gibi bir kenti hedef gözetmeksizin bombalamaya kadar vardırıyor… Bu katliamı, Suriye’yi işgal etmiş bir “yabancı güç” yapsa, hepimiz ayağa kalkarız, Suriye kimliği taşıyan masum insanları öldüren mermiler, kendi ülkelerinin bayrağını taşıyan tanklardan ateşleniyor…

Kabul edilebilir gibi değil, ama işte oluyor…

Bu nedenle, Türkiye’nin şu ana kadar sergilemekte olduğu “ulusal çıkarları” ile “ilkeler diplomasisini” dengeleyen tutum önemlidir. Türkiye, “küresel güçlerin” Batı Asya’daki stratejilerinin uzantısı değil, kendi gerçeklerinin ülkesi olarak hare
ket ettiği sürece bu sorunlu bölgeye yardımcı olabilecek bir güçtür.

Suriye ve Kürt gerçeği

Türkiye, Suriye’deki tüm unsurlar ile ilişki ağını ayakta tutmaya çalışırken, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan özerk yönetimi lideri Mesut Barzani’nin, Suriyeli Kürtler’in siyasi temsilcileri ile bir dizi toplantı gerçekleştirmesi manidardır.

Hepimiz bir gerçeği kabul edelim: Suriye Kürdistan İlerici Demokrat Partisi lideri Hamid Derviş ve Suriye Kürt Demokratik Partisi lideri Abdülhekim Başar’ın Erbil’de yaptıkları açıklamalardan, Beşar Esad rejiminin yıkılmasından sonra Suriye’de yazılacak yeni anayasada bu ülke sınırları içinde yeni bir Kürt özerk yönetim bölgesinin kurulacağı anlaşılmaktadır. Bu tür bir gelişme, Barzani’nin, Batı Asya’da daha geniş bir Kürt siyasi oluşumu için strateji çıtasını yükseltmesine yol açıyor kuşkusuz…

Dünya belli ki, Beşar Esad’ı ve temsil ettiği Baas rejimini tarihin raflarına göndermeye hazırlanıyor…

Ama bu süreç ve özellikle sonrası belli ki büyük riskler taşıyor…

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Ardan Zentürk”]