Türkiye-Avrupa ilişkileri yeniden tanımlanıyor – (Sedat Laçiner)

0
89

Kıbrıs sorununda da aynı yaklaşımı gördük. Avrupa Birliği 2004 yılında adada bir tek Türk yokmuş gibi davrandı. Kendi yasalarını da hiçe sayarak Türk devletini, sınır anlaşmazlığını ve adadaki daha pek çok hakikati yok saydı.

Kıbrıs sorununda da aynı yaklaşımı gördük. Avrupa Birliği 2004 yılında adada bir tek Türk yokmuş gibi davrandı. Kendi yasalarını da hiçe sayarak Türk devletini, sınır anlaşmazlığını ve adadaki daha pek çok hakikati yok saydı. Kıbrıslı Hıristiyanlar tam üye olarak içeri alınırken, Kıbrıslı Müslümanlar dışarıda bırakıldı. Ne kadar aksini söylerlerse söylesinler, Kıbrıs’ın 2004’te tam üye olarak AB’ye alınışı tam bir dincilik ve ayrımcılık örneği olmuştur ve Avrupa medeniyeti için hiç de hoş olmayan sinyaller vermiştir.

Fransa’nın Ermeni meselesindeki tek taraflı, Türkleri yok sayan tutumu da Kıbrıs’taki tutumun bir benzeridir aslında. Paris en son kararıyla Ermenilerin ‘soykırım’ suçlamalarını gerçek sayıyor ve ithamları kabul etmeyenleri suçlu ilan edip, cezalandırmaya kalkıyor. Aynı Fransa Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığında da Azerbaycan’ı yok sayıyor ve işgalci taraf Ermenistan olmasına rağmen Erivan’a koşulsuz şartsız tam destek veriyor. Burada da Kıbrıs’ta olduğu gibi açık bir dini dayanışmayı görebilmek mümkün.

Üçüncü olarak Türkiye’nin AB seyrinde de olağandışı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye son üyelerin hemen hepsinden ekonomik, sosyal ve siyasal olarak daha iyi bir performans sergilemiş olmasına rağmen arkadan gelen Türkiye’yi sollayıp tam üye oluyor. Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan örnekleri Türk insanında AB’nin nesnel standartları olmadığı şüphesini arttırıyor. Hatta Yunanistan gibi yıllardır AB’de bulunanlara bile baktığımızda Türkiye’nin AB’den gördüğü muamelenin nedenini objektif kriterlerde bulmak zorlaşıyor.

Avrupa dinciliği

Daha birçok örnek ile zenginleştirebileceğimiz bu şaşırtıcı tabloya baktığımızda iki büyük radikal değişimi görmek mümkün. İlk olarak Avrupa medeniyeti her geçen gün dinci ve ırkçı bir yöne doğru kayıyor. Herkes bunun nedenini 11 Eylül ve sonrasında yaşananlarda arasa da, ırkçılık ve dinciliğin kadim bir Avrupa hastalığı olduğunu geçmiş yazılarda belirtmiştim. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa kendisini yeniledi, çok kültürlü, çok ırklı ve çok dinli bir yaşam tarzı Batı Avrupa topraklarında ilk kez bu kadar geniş kapsamlı bir şekilde denenmeye başlandı. Hızla artan ekonomik zenginlik ve 2. Dünya Savaşı yıllarına dönmeme korkusuyla bu yeni yaşam tarzı Avrupa’da kök tuttu. Bu radikal dönüşümde ABD’nin destekleri ve SSCB’nin korkutmaları da etkili olmuştur. Ancak 1990’ların başında Soğuk Savaş bitip, Avrupa kendi haline kalmaya başlayınca eski hastalıklar inlerinden çıkmaya ve Avrupa sokaklarını sarmaya başladı. Solingen Faciası (1993) bunun açık kanıtıdır. Solingen’de 4 Alman ırkçısı Türklerin yaşadığı bir evi ateşe verdi. Kundaklamada 5 kişi yanarak can verdi, içlerinde birçok çocuğun da bulunduğu 14 kişi ise ağır yaralandı. Alman adaleti katillere sadece 10-15 yıllık cezalar verdi. Solingen’de insanları yakan caniler bugün sokaklarda serbestçe dolaşabiliyor. O günden bugüne Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde ırkçı saldırılar yaşandı. 11 Eylül’le birlikte saldırılarda patlama yaşandı. Ancak hükümetler bu saldırıları bireysel eylemler olarak gördü ve işin ciddiyetini anlamazdan geldi.

Çatırdayan ittifak

İkinci olarak Avrupa’nın daha ırkçı ve daha dinci olması Türkiye-Avrupa ilişkilerini de köklerinden etkiliyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ittifak ilişkisine dönen Türkiye-Avrupa ilişkileri her geçen gün bu özelliğini yitiriyor. Bir ittifakta taraflar birbirlerini tehdit olarak algılamaz; ortak çıkarları ve ortak tehdit algılamaları vardır. Müttefikler birbirlerinin düşmanlarını kendilerine tehdit sayarlar ve engellemeye çalışırlar. Fakat en son Ermeni meselesinde de görüldüğü üzere Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki ittifak ilişkisi temellerinden sallanıyor. Bunun en önemli nedeni ise Türkiye’den çok AB’nin değişiyor olması. Başka bir ifadeyle Fransa ile yaşadıklarımızı sadece Fransız siyasetçilerin yerel seçim hesaplarına veya Sarkozy’nin çocuksu hatalarına bağlamak yanıltıcı olur. Bundan çok daha fazlası yaşanıyor. Türkiye ile Avrupa arasındaki temel bağlar Sarkozy ve benzerleri tarafından bilinçli olarak kopartılıyor.

 Star


———————————-
Sedat Laçiner
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI