Türkiye AB’ye ne katar? – (Beril Dedeoğlu)

0
134

Avrupa’da tam da bu tür gençlerin gelip yerleşmesinden duyulan rahatsızlık bugün ırkçı boyutlara ulaşmış durumda, dolayısıyla Türkiye’deki genç ve dinamik nüfus birçok kesim için iş gücü olarak değil kendilerine benzemeyen göçmenler

Yıllar boyu, Türkiye AB’ye üye olursa ne tür kazanımlar elde edeceğini ele aldık, Türkiye vatandaşlarına yönelik anlatımlarla bu sürecin önemini vurguladık. Ancak AB üyesi halkların hatta karar alıcıların, ‘Türkiye üye olursa biz ne kazanacağız ?’ sorusuna yanıt bulmakta zorlandık.

Bir dönem Türkiye’deki genç nüfus olgusunu ileri sürdük. Avrupa’da nüfusun yaşlandığından hareketle Türkiye’deki gençlerin Avrupa’nın yeni küresel ekonomik sisteme uyumunu hızlandıracak unsur olduğunu savunduk; ancak bu genç nüfusun niteliklerinden fazla söz edemedik. Okullaşma ve uzmanlaşma oranı düşük bu genç ve dinamik nüfusun sayısal çokluğunu öne çıkarınca, onların işçi olabileceklerini ima etmiş olduk.

Avrupa’da tam da bu tür gençlerin gelip yerleşmesinden duyulan rahatsızlık bugün ırkçı boyutlara ulaşmış durumda, dolayısıyla Türkiye’deki genç ve dinamik nüfus birçok kesim için iş gücü olarak değil kendilerine benzemeyen göçmenler olarak görülüyor; sonunda Sarkozy’nin esas sorunun Fransa’da fazla göçmen olduğunu söylemesiyle açığa kavuşuyor.

Sarkozy bu fazlalıktan kurtulmak için ne tür ‘insani’ yöntemler bulur bilinmez, ancak Türkiye’nin AB’ye sağlayacağı katkıları belirginleştirmesinde yarar bulunduğu söylenmeli.

‘Doğu’yu kazandırma

Türkiye’nin AB’ye sağlayacağı katkılar listesindeki ikinci başlık ise, hemen her dönem ‘jeopolitik’ önem olmuştur. Bu gerekçe AB ülkelerince çok makul bulunmuş olsaydı, muhtemelen Türkiye şimdiye kadar çoktan üye olurdu. Jeopolitik öneme dair vurguların zaten NATO içinde karşılandığı düşünülürse, ayrıca bir de AB içinde yeniden tasarlanmasına ne oranda ihtiyaç duyulacağı da belli değil.

AB’nin siyasal-askeri bir güç olmasının yolunun Türkiye’den geçeceğini ileri sürmek, AB’nin siyasal-askeri bir merkez olma kapasitesi ve arzusu olduğunu varsaymak anlamına gelir, böyle bir yeteneği bulunmayan AB söz konusu olduğunda ise Türkiye’nin argümanları anlamsız kalır; ki böyle de oldu.

Ancak zaman içinde Türkiye jeostratejik ve jeopolitik gerekçelerden kısmen sıyrıldı ve giderek jeo-ekonomik ve jeo-kültürel önem üzerinden gerekçeler hazırladı.

Avrupa’da ırkçılığın yeniden makbul bir siyaset sanılıp yeni facialara yol açmaması için Türkiye gibi bir ülkenin halkıyla kaynaşma, yüzleşme, birleşmenin yararları anlatılmaya başladı; tabi Türkiye’de ırkçılığın olmadığı varsayımıyla.

Farklı bölge öncelikleri

AB’ye sağlanacak katkılar açısından ileri sürülmeye başlayan bir diğer konu da, Türkiye’nin ekonomik ve kültürel bağları olan ‘yakın çevresi’ oldu. Bu konu, AB açısından bakıldığında Türkiye’yi en değerli kılan özellik olarak görüldü. Ancak bu yakın çevreden ne anlaşıldığı konusunun ayrıntılarına girildiğinde, Türkiye’nin AB’yi taşımayı teklif ettiği çevre ile AB’nin Türkiye üyeliği ile uzanmak istediği çevrelerin aynı yerler olmadığı anlaşıldı.

Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu’yu öncelikli kıldı; AB ise Balkanların zaten kendi işi olduğunu ortaya koyarken Ortadoğu’nun da ABD etki alanı olduğunu ima etti. Kısacası Türkiye’ye ‘Balkanlarda biz, Ortadoğu’da ABD var; siz olmadan da buralara ulaşmak mümkün’ dedi.

Söz konusu yaklaşım sonucunda, Türkiye’yi üyelik yolunda değerli kılan özellikleri Akdeniz havzasındaki rekabetin konusu haline geldi.

AB, jeo-ekonomik ve jeo-kültürel açılardan Türkiye’nin üyeliğini Kafkasya ve Orta Asya bölgesinde bir değer olarak gördü; zira Türkiye ile buralara uzanmanın daha kolay ve az maliyetli olacağı biliniyordu.

Bugün hala bu bölgeler için eskisi kadar Türkiye’ye ihtiyaç duyan bir AB var mıdır, yoksa zaten AB üyesi bazı devletler çoktan kendileri bağlar kurmuş mudur bilinmez. Ancak her şeye rağmen Türkiye bu bölgeler açısından bir değerdir ve muhtemelen bundan sonra daha da önemli hale gelecektir

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI