Tunus’un yaşadığı zorluklar – (Tarık Ramazan)

0
151

Tunus’ta şüpheli, coşkulu ve endişeli kadın ve erkeklerin içten kaygılarını duydum. Laik, İslami devrimci ve Selefi çatışmasının eşiğinde kapana kısılmış Tunus’u nasıl bir gelecek bekleyebilir? Diğerleri perde ardından korkuları manipüle

Tunus’a en son 25 yıl önce gittim. Bin Ali ve rejimi, ülkeye girişimi yasaklamıştı; İsviçre makamları beni “her an bir kaza olabileceği” konusunda uyardı. Güneye uçarken, sevinç ve kaygı hakimdi: zamanla sevip takdir ettiğim, kitlesel isyanın ve halkın cesaretinin ilk kez bir diktatörü koltuğundan edip rejimini devirdiği ülkeye dönmenin sevinci. Endişem ise demokratik geçiş yolunda büyük adımlar atmış olsa da Tunus’ta laikler, İslami devrimciler ve literalist Selefiler arasındaki güçlü gerilim ve anlaşmazlıkların sürmesiydi. Temel meseleler aynı. Siyasi kayırma ve yolsuzluğun sona ermesi için verilen mücadelede kazanılan birşey yok. Yine de Tunus Arap dünyasının önümüzdeki yıllarında da belirleyici bir rol oynayacak. Tunus’a dönüşüm, ulusun tarihindeki kritik bir anda gerçekleşti. Görmek, dinlemek, öğrenmek ve geçiş sürecinde bana yerinde gelen tek mesajı iletmek istedim: Sorumluluk, sağduyuyla dinlemek ve uzlaşma.

Tunus’ta şüpheli, coşkulu ve endişeli kadın ve erkeklerin içten kaygılarını duydum. Laik, İslami devrimci ve Selefi çatışmasının eşiğinde kapana kısılmış Tunus’u nasıl bir gelecek bekleyebilir? Diğerleri perde ardından korkuları manipüle etmek için ellerinden geleni yaptı: İslamcılar, çizgileri ne olursa olsun, ülkeyi teokrasinin koyu derinliğine sürükleyeceği kesin olan tehlikeli köktenciler olarak tanımlanırken; diğer aşırı uçta olan Selefiler tüm laikleri Batı’nın “din karşıtı”, Fransızca konuştukları için tehlikeli piyonları olarak resmediyorlardı. İki kategori de net olduğu kadar basit ve tehlikeli; kaydediliyor ve medyada yayınlanıyor. Manşetlerden inmiyor ve Tunus gerçekliği hakkında yanlış bir izlenim yaratıyor. Elit kesimden öğrencilere ve sokaktaki adama kadar dinlediğimde, Tunuslular’ın bu sağlıksız kutuplaştırma çabasına kapılmadıkları benim için açıktı. Ülkenin gelecekteki kimliğinin ne olması gerektiği konusunda makul ve açık bir tavırları vardı. Yasal Meclis seçimlerinde ilk işaret verildi. Üç taraf da, laiklerin ve İslamcılar’ın beraber çalışması gerektiği, ülkelerinin geleceğinin buna bağlı olduğu konusunda hemfikir. Dış ve iç manipülasyon çabalarına rağmen, Tunuslular ihtiyatlı olmaya, bugün Arap dünyasının şiddetle ihtiyaç duyduğu politik farkındalığı kanıtlamaya devam ediyor.

***

Fakat günümüz insanları sabırsız; iç siyasi akımlar ve dış müdahaleler tabloyu karıştırmaya çalıştırıyor. Kafası karışık, ne düşüneceğini, kime inanıp takip edeceğini bilmeyen pek çok Tunuslu ile tanıştım. Yalnız Tunus’un durumu belirsiz olmakla kalmıyor, aynı zamanda kendilerini “Arap baharının” tam kalbinde bulan diğer ülkelerdeki gelişmeler iyimser olmak için pek sebep vermiyor. Kapı komşu Libya iç savaşın eşiğinde, Mısır ordunun elinde, Bahreyn’de sessizlik hakim. Ve dünya izlerken, her gün Suriyeli siviller bombalarla öldürülüyor.

Dünün sözümona müttefikleri, bugün hesaplarında ve gerçek niyetlerinde şüpheli hale gelirken ne beklenebilir? İran ve Lübnan’ın bölge ve Suriye stratejileri nedir; Suudi Arabistan ne elde etmeye çalışıyor; Katar’ın rolü ne? İsrail-Filistin çatışmasının kritik önemi göz önüne alınırsa, bir tarafında Rusya ve Çin, diğer tarafında Batı ülkelerinin bulunduğu bir yüzleşmenin olası sonucu ne olacaktır? Bu gerilimlerin Sünni ve Şii Müslümanlar arasındaki ilişkilere etkisi ne olacaktır? Bunlar kritik sorular ve 25 Şubat’ta bir Suriye konferansına ev sahipliği yapan Tunus, kendini tüm bu belirsizliklerin ve geleceği üzerinde belirleyici olacak olayların merkezinde buldu.

Tunus halkı bölgedeki gelişmelerin sonucuna katlanmak yerine, Arap dünyasını ateşleyen kitlesel isyanların öncüsü olarak, kaderini yapmak için gereken vasıtaları kullanabilir. Özellikle siyasi ve entelektüel elitin sorumluluğu çok büyük. Ulusun sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi hayatının tüm kahramanları, yararsız/ zararlı kutuplaşmanın üstesinden gelmek ve yerel, bölgesel ve uluslararası sorunlara çözüm bulmak için çalışmalı. Politik sistemde, adalet sistemi ve hakimlerin bağımsızlığı konularında reform yapılmalı. Yolsuzluk, kayırma ve güvensizliğe karşı savaş ilk sırada olmalı.

Yeni seçilmiş temsilciler için bu öncelik olmalı. Fransızca eğitim karşısında Araplaştırma’yı aşındırmanın ötesine geçmeliler. Kültürel ve dilsel kimliğe tekelci bir politika dayatmak yerine birden çok dilde uzmanlaşmaya yönelmeli. Bölgesel ve uluslararası düzeyde, bugünün çokkutuplu dünyasında yeni ortaklar bulmalı. Bu sadece Fransa veya ABD’ye karşı Çin veya Hindistan’ı ileri sürmek değil, Ortadoğu’daki gibi Kuzey Afrika’da, Mağrip’teki müttefiklerin veya merkezi bir sorun olmayı sürdüren İsrail-Filistin çatışmasını yönetmenin avantajını kullanmalı.

Dönüş uçağında Tunus’un tarihi anı üzerine düşündüm. Önlerinde sonsuz görev var ve onların karmaşıklığından kaçınılamaz. Sağduyu, kararlılık ve umut, geleceklerini inşa etmeye kararlı insanların ellerindeki en güvenilir silahlar. Çok akıllı, uyanık ve sağduyulu kadın ve erkeklerle karşılaştım: tehlikede ve şüphede, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gerçekten değişim olabileceği vaadini taşıyorlar. Bu vaadin varlığı, değişimin de kanıtı. Ben yazarken, Tunus önünde uzanan bir geleceğe doğru ilerliyor.

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.

 Star


———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Tarık Ramazan”]