Tunus`taki devrim heba olmamalı – (M. Muhtar Şankiti)

0
149

Tunus’taki devrimin meyvelerinin heba olmaması için Bin Ali rejimle ve onun zümresiyle tüm ilişkiler keslimeli, eski rejimden iz bırakacak hiç bir pazarlık kabul edilmemelidir.
Tunus’taki devrimin meyvelerinin heba olmaması için Bin Ali rejimle ve onun zümresiyle tüm ilişkiler keslimeli, eski rejimden iz bırakacak hiç bir pazarlık kabul edilmemelidir.

Despot rejimlerle dolu bölgemizde, Sudan’da General Abbud ve Mareşal en-Numayri’ye karşı Sudanlıların yaptığı devrimden bu yana nihayet bir Arap ülkesinde, bir halk ayaklanmasında diktatörlüğe karşı sel gibi kan aktı. Tunus halkı ölümden korkmadığını, eşsiz bir fedakârlığa hazır olduğunu ispatladı.
 

Hem tekbirin hem Che Guevara posterlerinin olduğu, halkın tüm kesimlerinin kaynaştığı şanlı bir halk devrimiydi. Zelil ve rezil bir şekilde kaçıncaya kadar diktatöre karşı efsanevi bir şekilde savaşan ve bu hususta diğer halklarımızın önünde yolu açan Tunus halkı, hürriyet, adalet ve demokrasi devletini kurarken şehitlerinin kanlarının heba olmaması noktasında da güzel bir örnek sunmalıdır.

Peki, Tunus halkı bugün, despotizm ve yolsuzluğa karşı verdiği onur savaşında akan bu temiz kanların meyvesini nasıl toplayacak, karanlık peşinde koşanlardan nasıl koruyacak?

Bin Ali rejimin artıkları, halk devrimine kolay kolay teslim olmayacaklar, halkların kaderleriyle oynamayı alışkanlık haline getiren batılı güçler kontrolu ellerinde bulundurmak ve gizli denetimi sağlamaya çalışmaktan asla geri durmayacaktır. Arapların modern tarihinin en vahşi siyasi rejimine karşı en soylu devrimini başarısız kılmak için çok iğrenç girişimlerin olduğunu gördük, görüyoruz. Doksanlı yılların başında Cezayir’deki demokratik devrimin nasıl başarısız kılındığının acı hatırasını yaşadık. Bir milyon şehit ülkesinin nasıl bir kan denizinde boğulduğunu, siyasi gelişiminin nasıl diri diri gömüldüğünü gördük.

Tunus anayasasında, yönetimdeki boşluğa karşı nasıl davranılacağına dair açık hüküm vardır. Anayasanın 57. maddesinde;  “Cumhurbaşkanı ölüm, istifa ya da görevini tamamen yerine getirememesi nedeniyle Meclis başkanı en az kırk beş en çok altmış günlük bir süre için geçici olarak Cumhurbaşkanının yerine geçer. Cumhurbaşkanı yerine geçici sıfatıyla vekâlet eden kimse istifa etse dahi Cumhurbaşkanlığına aday olamaz. Bu geçici dönemde yeni cumhurbaşkanı beş yıllık bir süre için seçilir…” diyor.
Diktatörün rezil bir şekilde yurtdışına kaçmasından sonra anayasal olarak neler yapılması gerektiğini açıkça ifade eden bir metin bu. Ancak bazıları 57. maddenin gereklerinden kaçınmaya çalışıp “Cumhurbaşkanı yetkilerini, geçici olarak yerine getiremediği zaman yetkilerini başbakana devreder” diyen anayasanın 56. maddesine göre iktidarı devraldıklarını iddia ediyorlar. Halkın öfkesinden kaçan Bin Ali için geçici olarak görevini yapamama sıfatını kullanmamız mümkün değil. Zaten anayasa konseyi de son olarak bu yanlışından dönerek gerçeği itiraf etmiştir. Bu da saygı gösterilmesi gereken güzel bir adımdır. 56. maddeye sığınmak isteyenlerin hedeflerinden biri de açık bir anayasal netice olmadan zaman ve yürütme seçeneklerini terk etmektir, bu da onlara ileri de halkın iradesiyle oynama fırsatı verecektir.
Bana kalırsa bugün Tunus halkının önünde yalnızca iki seçenek vardır: Anayasal seçenek ve halk seçeneği
Anayasal seçenekten kastımız, meclis başkanının anayasada belirtilen sürede yani altmış günü geçmeyecek şekilde Cumhurbaşkanlığı’nı üstlenmesidir, bu süre zarfında siyasi elitler ve sivil toplum güçleri Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerine girmek için gerekli hazırlıklarını yaparlar. Bu seçenek, anayasa konseyinin çıplak gerçeği itiraf etmesiyle beraber başladı.Yani Bin Ali’nin geri dönmemek üzere Tunus’tan kaçtığını itiraf etmesiyle.
Halk seçeneği ise, ancak anayasal durum içinden çıkılmaz bir hal alınca başvurulabilir. Uluslararası gözlemcilerin gözetiminde acil Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerinin yapılıncaya kadar muhalefet partileri, sendikal güçler ve yurtiçindeki ve dışındaki Tunuslu vatansever şahsiyetler geçiş sürecinin kaideleri üzerinde, ülkenin güvenliği ve siyaseten tarafsız olması için ordunun da temsil edildiği ulusal kurtuluş hükümeti üzerinde uzlaşmalı.
Anayasa Konseyi, mevcut hükümetin – belki de diktatör gitmeden önce hükümeti fesh etmiştir- artık meşru olmadığı kararını verirse, işlerin geçici olarak yürümesi için bile olsa iki seçeneği birleştirmek mümkündür. Bu yol, Tunus’un bugün muhtaç olduğu milli birlik için en güvenli ve en garantili yoldur.
Durum ne olursa olsun tüm siyasi, sosyal güç bu dönüşüm sürecinde temsil edilmelidir. Böylece bütün bu güçler, temiz ve dürüst bir şekilde seçilmiş olan ve hile ve hurdanın olmadığı bir parlamentoda sesini ve rolünü bulabilsin. Tabii burada şunu söylemek lazım, sürgünde bulunan tüm muhalif Tunusluların – İslamcı, liberal ve diğerlerinin- halk devrimini verimli siyasi bir projeye tercüme etmek, eski despot ve çirkin rejimin tüm izlerini silmeyi amaçlayan sürece katkıda bulunmak için bir an önce ülkelerine dönmeleri gerekir.
Şanlı Tunus devriminin meyvelerini korumak için Tunusluların şu dört hususa dikkat etmeleri gerekir:
Birinci husus,  Bin Ali’nin kaçıp ülkeyi terkmetmesinden sonra sanki amaç yalnızca onun gitmesi gibiymiş susmayı tercih etmek, Oysa nihai amaç fasit rejimin yıkılması değildir, nihai amaç adalet ve hürriyet rejimini kurmaktır. Tunuslular bugün kendilerini salıp Bin Ali’nin iktidardan düşmesini devrimin sonu olarak kabul ederlerse, başka bir despot gelip kendi bencil hedeflerini gerçekleştirmek için halkın verdiği mücadelenin meyvelerini toplar.
Tunusluların pirupak kanlarıyla suladıkları tohumlar boşa gitmemeli, bu tohumlar hürriyet ve onur meyvesi olarak bitmelidir. Ümmetimiz sömürgecilerle mücadele etmek ve despotizme karşı direnmek için deniz gibi şehit kanını akıttığı halde verdiği çabanın ve cihadın me
yvesini toplayamadı. Öyleyse şehitlerin kanlarına vefalı olmanın, orta yollu çözümlere razı olmamanın ya da yolun ortasında durmamanın zamanı gelmiştir.
İkinci husus ise Fransa’ya bel bağlamaktır, 20 yıldan fazladır Bin Ali rejimini siyasi ve ekonomik olarak destekleyen böylece Bin Ali’nin bu süre zarfında halkına karşı işlediği suçlarına ortak olan Fransa’ya. Bugün bile halkın son destanın verdiği fedakârlıkları boşa çıkarmak için defalarca girişimlerde bulunan Fransa’ya. Fransa, Bin Ali’nin, sallanan koltuğunu korumak için sunduğu reformları desteklemiştir. Fransa, Tunus halkına hizmet yerine kendisine hizmet edebilecek Bin Ali haleflerine maddi manevi destek vermiştir. Rejimin başı yıkıldığında, hasadın harap olması için gayret sarf eden ve Tunus’ta “anayasal geçiş süreci” adı altında fasit zümrenin iktidarda kalması için çabalayan Fransa.
Fransa, sömürge dönümünden gümüze kadar Tunuslulara özgürlük ve onur istemediğini ispatlamıştır. Öyleyse Tunus halkının, kendi kaderini kendi elleriyle belirleme imkânı elde ettiği bu günlerde Fransa’ya güvenmesini gerektirecek bir durum yoktur. Fransa’nın Bin Ali’yi kendi topraklarına kabul etmemesiyle ABD’nin İran şahını kendi topraklarına kabul etmemesi arasında bir fark yoktur. Bu eski sömürgeci geleneklerinden tövbe ettiği anlamına gelmez
Üçüncü husus ise, muhalefet saflarında keskin bir ayrılığın olmasıdır, bu da Bin Ali rejimi artıklarına, hırslı askerlere ya da pusuda bekleyen Fransız güçlerine halk devrimini canlı canlı gömme imkânı verir. Bunu da anayasada ve mevcut siyasal düzende herhangi radikal bir değişiklik yapmadan iktidara yeni liderler getirmek suretiyle yapacaklar. Tunus’taki muhalefet liderleri ve sivil toplum kurumları bugün siyasi bencillikleri bir tarafa bırakmalı, Tunus’ta iktidarın el değiştirmesi kurallarını değiştirmeli, dolayısıyla ülke gerçek bir demokrasiye dönüşecekse içlerinden kimin ülkeyi yöneteceğinin önemi yoktur, ama despotizm tekrardan geri gelirse tümü despotizmin kurbanı olur.
Dördüncü husus ise bunların en kötüsüdür. O da kaos ortamının Tunus’u kasıp kavurmasını sağlamak, böylece insanları, her ne pahasına olursa olsun hatta yeni bir despotik iktidar da olsa yeterki güvenlik olsun temenni eder noktaya getirmek. Şu anda aradığımız şey sivil hissiyattır, disiplin ruhudur, dolayısıyla siyasi heeflere odaklanmak çok önemlidir. Her despotun istediği, halkı iki seçenek arasında bırakmaktır: Ya onun iktidarına razı olmak ya da kaos veya önlenemez bir aranrşi. Bu da “ya ben ya da tufan” mantığıdır, Tunuslular bu iki seçenekten birini bile kabul etmemelidir.
Belki de bu kritik dönemde en sağlam iş, dürüstlük, hürriyet, onur ve sosyal adalet sıfatlarını taşıyan vatansever birisinin Tunus’a Cumhurbaşkanı olmasıdır. Bu kişi, halkın hizmetkârı olduğunu, halkı köleleştirmek isteyen bir zorba olmadığını kabul etmeli. Farklı siyasi kesimler tarafından kabul görmeli. Tunus’un evlatları arasında bu sıfatları taşıyan birçok kimse vardır. Tunuslular içlerindeki cevherleri daha iyi bilirler.
Öyleyse Tunus’taki devrimin meyvelerinin heba olmaması için zaman, halkın uğruna ayağa kalktığı şanlı hedeflere sarılma, Bin Ali rejimi ve zümresiyle tüm ilişkileri koparma ve rejimden herhangi bir eser bırakacak hiç bir pazarlığı kabul etmeme zamanıdır.
 

Bu makale Mehmet S. Direk tarafından Timetürk için tercüme edilmiştir.


———————————-
M. Muhtar Şankiti
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI