Tükenmeyen hazine – (Mustafa Kutlu)

0
190

Biliyorsunuz, “Kanaat en tükenmez hazine”dir. Erenler ne demiş: “Az ye, az uyu, az konuş.” Mustafa Kutlu, sen bizi fakirliğe, miskinliğe, güçsüzlüğe mi çağırıyorsun? Hayır. Gücün ve zenginliğin asıl mânâsına davet ediyorum

Yeni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba ile hiç karşılaşmadım. Tanışmıyoruz yani. Ama gönülden gönüle yol var demişler. Bu halka yakın, güler yüzlü ve muhakkak merhamet sahibi zatı nedense seviyorum.

Geçenlerde bir söz söyledi, dedim tamam aynı kafadayız. Sözü şu: “Lüks otellerde porsiyonların küçülmesi taraftarıyım. Önümüze yemekler geliyor ancak yarısını yiyebiliyoruz, diğer yarısı çöpe gidiyor.”

(Hele “Açık Büfe”ler Sayın Bakan, hele onlar.)

Dünya çapında her yıl üretilen dört milyon ton gıdanın 1,3 milyon tonunun israf edildiğini biliyoruz. Bu israfa bilhassa ekmek hususunda Türkiye de dâhildir.

Biz biliyoruz ki “İsraf haramdır”. Fakıbaba’nın ikazından hareketle sözü şuraya getirmek isterim. Yine biliyoruz ki dünyada üretilen malın (paranın, servetin) yüzde doksanına, yüzde on nüfus el koyuyor. Bu ne biçim evrensel hukuk, bu ne biçim adalettir. Serbest piyasa bizi buraya getirdi. Yani “küresel sermaye”nin hegenomik hâkimiyetine.

Bu hüküm sandığın formülünü hemen herkes kabul etmiştir.

Nedir o?

Üretim artacak –tüketim artacak– kâr fazlalaşacak, büyüme devamlı kılınacak. Kölelerin sırtında şakırdayan kırbaçların döktüğü kan ile semirip şişen banka ve sermaye insanlığa şu hedefi gösteriyor:

İlerleme-kalkınma-zenginleşme-refah.

Bu işin sonu yoktur. İnsanoğluna bir vadi dolusu altın versen, öteki vadiye gözüne diker. “Tüketim” ekonomisi zalimdir. Ege ve Akdeniz’de yırtık botlardan denize dökülüp boğulan insanları insan olarak görmez bile.

Bu ekonominin parasına, konumuna, hedefine kapılanlar ancak “Nal toplar.”

Peki, ne olacak?

Bu zulüm nereye kadar sürecek?

Dünyayı da insanı da tüketen, Allahsız ve ruhsuz sistemi tek bir şey durdurabilir.

Onun anahtarı bizde.

Müslümanlarda.

Nedir o?

“Kanaat”

Biliyorsunuz, “Kanaat en tükenmez hazine”dir. Erenler ne demiş: “Az ye, az uyu, az konuş.”

Mustafa Kutlu, sen bizi fakirliğe, miskinliğe, güçsüzlüğe mi çağırıyorsun? Hayır. Gücün ve zenginliğin asıl mânâsına davet ediyorum. Ve Fakıbaba’nın ardından şöyle diyorum: “Ey açık büfelerde koca tabağını dolduran arkadaş, bu kadar yersen çatlarsın, aman dikkat.”

Sadece bu değil.

Herkes evinde, işinde porsiyonu yarıya indirsin. 25 gömleği olan 5 gömlekle idare etsin.

Adam bunun kitabını yazdı: E.F. Shcumacher “Küçük Güzeldir”

Doğu’da Batı’da aklı erenler hep bunu söylüyor. Ama kim dinler. Herkes “büyüme” ile aklını boğmuş. Bende imkânsızı mümkün kılma derdindeyim. Elbette ki “Kanaat Ekonomisi”ni formüle edemiyorum. Bu iktisatçıların işi. Sayın Fakıbaba’dan bir istirhamım var. Herhalde “Milli Tarım” politikasının peşine düşecektir, ona inanıyorum. Ancak daha önce yapılacak bir iş var.

Geçen aylarda Sayın Faruk Bey’in bizi umutlandıran bir açıklaması olmuştu. Şöyle ki: “Tarladan 50 kuruşa alınan ürün halka en fazla 100 kuruşa satılacak. Bu mekanizmayı kuracağız” demişti. Bu dava öteden beri tekrar edildi ama hâlâ çaresi bulunamadı. Çünkü zor iş.

Aracıları suçluyorlar ama insaf edelim.

Ürünün toplanması, paketlenmesi, nakliyesi, depolanması, dağıtımı, hal’e gelmesi, kabzımaldan geçmesi, perakendeciye ulaşması sırasında, yani bu zincirde pek çok kişi hem emek veriyor hem risk alıyor. Bu yol ile karnını doyuruyor.

Üreticiden tüketiciye ulaşacak “Yeni Yol” nasıl olacak? Bunu ve uygulamasını merakla bekliyoruz.

Sayın Fakıbaba; Sanayiye karşı değilim ama “tarımı olmayanın sanayisi olmaz” diyorum. Radikal çıkışlar yapın, ekilmeyen arazileri ekilir kılın, göletleri çoğaltın, çiftçinin yüzünü güldürün. Türkiye’nin temel sorunu olan ve hâlâ devam eden şu “Göç”ü durdurun. Tarihe geçersiniz. Türkiye için en büyük istihdam alanı tarımdır (Oysa köyler boşalıyor). Bunu unutmayalım. “Akıllı tarım” hem çalışana hem devlete kâr getirir.

Yeni Şafak

———————————-

Mustafa Kutlu

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI