`TSK TSK`dır` ve Kırca`nın karşısında Demirtaş – (Kürşat Bumin)

0
116

TSK bünyesinde `yüksek kademe`ye geçiş yapanlar mutlaka –ama mutlaka –o ünlü reklamı hatırlayarak söylersek- `ayrı dağın yeli` değiller midir? Yanlış anlaşılmasın kişisel niteliklerden söz etmiyorum. Bir kuruma ilişkin kurumsal bir değerlendirmede bulunuyorum

Protokole riayet edip Genelkurmay çıkışlı açıklamalardan başlayalım. Söz konusu açıklamalar içinden özellikle birincisinin büyük kabul görmesine şahit olduk. Hep beraber izlediğimiz gibi gerçekten de `şaşırtıcı` bir tepki idi bu. Yıllardır –hem de uzun yıllardır- Genelkurmay`a malum davetiyeleri çıkartanlar, devran dönünce gösterilen sert tepkinin adresi haline dönüşmüşlerdi… Bu durum bir bakıma –Hegel`in `Aklın kurnazlığı` kavramından esinlenerek söyleyecek olursak- yakın (hem de çok yakın) tarihin `kurnazlığı`nın bir eseri olsa gerek…

Ancak bu gelişmeye ilişkin olarak iki boyutun altını çizmek gerekiyor sanıyorum. Bunlardan özellikle birinci açıklamadan son derece memnun olan kesime yönelik olarak şu: TSK`nın ruhu, yapısı ve arzularının kişiden kişiye değiştiğini-değişebileceğini sanmak bir yanılgıdır. Çünkü yüksek kademesinin şekillenmesinin çoğu zaman `negatif seleksiyon` yöntemi doğrultusunda gerçekleşen bir kurumdan söz ediyoruz. TSK bünyesinde `yüksek kademe`ye geçiş yapanlar mutlaka –ama mutlaka –o ünlü reklamı hatırlayarak söylersek- `ayrı dağın yeli` değiller midir? Yanlış anlaşılmasın kişisel niteliklerden söz etmiyorum. Bir kuruma ilişkin kurumsal bir değerlendirmede bulunuyorum. Bu düşüncemi bir totoloji örneği olarak şu şekilde de ifade edebilirim: `TSK TSK`dır!`

Genelkurmay açıklamalarına ilişkin olarak altını çizmek istediğim ikinci husus ise şudur: TSK`ya yönelik tatsız-tuzsuz laf edenler var ise, bu sataşmalara cevap yetiştirmesi gereken makam Genelkurmay değil Milli Savunma Bakanlığı ve dolayısıyla Milli Savunma Bakanı`dır. Haksız mıyım? Son dönemde giderek genişleyen bir çevrede ileri sürüldüğü gibi devlet aygıtlarına ilişkin belirleyici kriter `kimin hangi alanda söz hakkının olduğu` ise açıklamanın altında olması gereken imza Milli Savunma Bakanı`na ait olmalıdır. Aksi takdirde, `Genelkurmay Başkanlığı sert tepki gösterdi` türünden işlerin iyi gittiğini müjdeleyen haber başlıklarının hemen hiçbir anlamı yoktur…

* * *

Medyanın (hem de neredeyse el birliği ile) `Ekranda PKK kavgası` başlığıyla verdiği habere gelince:

Habere konu olan Selahattin Demirtaş – Ali Kırca tartışmasının bir bölümünü ben de izledim. Yalan yok, gerçekten de `ibretlik` bir program –daha doğrusu `programlama`- karşısındaydık. Programın sahibi eski tarzının çok dışına çıkmış olarak karşısına aldığı Demirtaş`ı `perişan` etmeye ant içmişti sanki. Programın `Şu Demirtaş denilen siyasetçiyi bir güzel madara edeyim de millet işin gerçek yüzünü görsün` gibi bir yüce misyon yüklendiği muhakkaktı. Bir kere her şeyden önce, bir `programcı`nın program konuğundan daha fazla söz almaya-konuşmaya gönüllü olduğu bir televizyon programı nerede görülmüş?

Selahattin Demirtaş`ı o programı izlerken daha bir beğendim. Kendisine açılan kartların tamamen farkındaydı. Fakat programcıyı susturmak ne mümkün! Sanırsınız ki, Demirtaş, Terörle Mücadele Şubesi`nde sorguya alınmış!

Biz niye böyleyiz Allah Aşkına? Geçmişi daha parlak değildi muhakkak ama gözlerin-peçelerin açılmaya başladığı bir dönemde medyanın hâlâ `eski yöntemler`de bu derece ısrar etmesinin nedeni nedir acaba?

Demirtaş, gerçekten de iyiydi. PKK meselesini de iyi anlattı BDP meselesine de. Ama –bir kere daha- muhatabını tatmin edebilmesi ne mümkün! Ev sahibi istiyor ki bu işin iç yüzü bu akşam, bu programda açığa çıksın ve millet layıkıyla aydınlanmış olarak rahat bir uykuya dalsın…

Programın sahibi `Siz de her şeyi siyasete bağlıyorsunuz` sitemini takiben Demirtaş`ı farklı konularda yoklamayı da denedi. Bakalım Demirtaş şu `şike davası`na ilişkin ne düşünüyor acaba? Ama hayret, Demirtaş`ın bu konuda da söyleyecek çok sözü varmış… BDP Eşbaşkanı sözü alır almaz `şike davası`nın can damarı olan –ama nedense iddianamede bile adı geçmeyen- `bahis` işine girip sözü tekrar `siyaset`e bağlamaz mı? Ev sahibi yine sitemkâr: `Ama siz de her şeyi siyasete bağlıyorsunuz!` Haklı-yerinde bir sitem değil bu tabii ki; Demirtaş`ı siyasetçi kimliği ile programınıza konuk ettiğinize göre o da tabii ki her şeyi siyasete bağlayacak!

Ekran başından –mecburen- kalkarken Kırca`nın Demirtaş`ı `muhafazakar sanat` sınavından geçirmeye hazırlandığını da hatırlar gibiyim…

Ne güzel bir görüntülü medya dünyası bu böyle…

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI