Toplumsal Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu Çalıştayı Yapıldı

0
230

Anadolu Platformu, Gaziantep Üniversitesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortak düzenlediği “Toplumsal Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu Çalıştayı” Gaziantep’te yapıldı.

Anadolu Platformu, Gaziantep Üniversitesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortak düzenlediği “Toplumsal Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu Çalıştayı” Gaziantep’te yapıldı. 29-30 Nisan tarihlerinde yapılan ve iki gün süren çalıştayın ilk gün oturumları Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programın açılış oturumunu Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat yönetti. Çalıştayda, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik, GAÜN İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şehmus Demir, Dünya Alimler Birliği Türkiye Temsilcisi Abdulvahap Ekinci, MEDAV Başkanı Tayyip Elçi, Program Koordinatörü ve GAÜN İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mahmut Çınar da birer konuşma yaptı. Çalıştaya Türkiye'nin çeşitli yerlerinden alimler, akademisyenler, müftüler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

Çalıştayın açılışında konuşan GAÜN Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, “Mektep ve medrese terminolojisini ayrı olarak düşünmeyelim artık. Hem beynimizde hem kalbimizde bu ikisi bir olsun” dedi.

Coğrafyalar ve bulunulan konumların insanlarda fikri değişimleri, olgunlaşmayı ve farklılıkları mecburi kılabildiğini belirten Prof. Dr. Gür, Osmanlı coğrafyasında da mektep ve medresenin başlangıçta her zaman bir olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gür, “Müslüman ilmi maddi ve manevi diye ayırmaz. Her iki ilim de onun için zorunludur zaten. Özellikle Nizamülmülk Medreselerinde bu ayrışmayı ortadan kaldırmak ve kurumsallaşmak için çok ciddi çalışmalar yapıldı. Ama Osmanlı'nın özellikle yükseliş döneminde Kanuni Sultan Süleyman dönemine gelince teferruatta boğulmalar var. Medrese ve mektep terminolojisi oluşmaya başladı. Bunun arasına tasavvufu da koyarsanız medrese, mektep, tasavvuf birbirine girmeye başladılar. Birbirlerini anlayamayan, ötekileştiren ve hepsinin kendisini doğru kabul ettiği bir yapıya dönüştürüldü. Şimdi tartışma kültüründen uzaklaştık. Tamamen şerh kültürüne döndük. Elbette ki şerhler önemli ama bu şerhin şerhi de olmamalı artık. Bu zamanın icraatına, mekanın ruhuna, çağımızın gerekliliklerine göre de yeni fikirler üretmemiz gerekiyor. Asıldan kopmayacağız” şeklinde konuştu.

Üniversitelerin dış dünyaya kendisini kapatmış yapılar olmadığını, üniversitelerin ilim kimliğiyle, yaptığı raporlandırmalarla toplumun öncüleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gür, “İşte bu yüzden bunu bir sorumluluk olarak gördük. Medrese alimlerimiz yıllardır kendileri üzerinde kurulan baskıları bu bilinçli bir baskıydı. Medreselerin önce imha edilmeye çalışılması, imha edilemeyince bu defa medrese alimlerimizin itibarsızlaştırılmasını ben karakter suikastı diyorum. Toplum böylece yol göstericilerinden arındırılacak, başsız bırakılacak ve onlar da istedikleri gibi kullanacaklar. Üniversiteler medreselerimiz için açık. Medreselerimiz de üniversitelerimiz için açıktır. Artık bu birlikteliği bir araya taşımamız lazım” ifadelerini kullandı.

Kadim adalet devletlerimizin hükmü altında selam yurtları inşa etmeliyiz

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir de yaptığı konuşmada “Düşmanımız, tüm farklılıklarımızla beraber coğrafyamızda her türlü katliamı, her türlü ötekileştirmeyi yaşatırken, bizim ayrılıkları değil, yeniden kardeşliği, birliği ve beraberliği, İslam’ın adaletinin hakim olduğu o kadim adalet devletlerimizin hükmü altında selam yurtlarını inşa etmeliyiz.” dedi.

Aldemir, Anadolu'da İslam’ın merhametinin ve adaletinin bulunduğunu belirterek, Gaziantep'in bu ensarlığını Suriyeli sığınmacılar konusunda ortaya koyduğunu söyledi.

Çağın mazlumlarının, gariplerinin adalet ve merhamet çığlıklarını duyacak kişilerin alimler olduğunu ifade eden Aldemir, şunları söyledi:

“Bu kişiler, toplumun kanaat önderleri, vicdan sahibi insanlarıdır. Düşmanımız, tüm farklılıklarımızla beraber coğrafyamızda her türlü katliamı, her türlü ötekileştirmeyi yaşatırken, bizim ayrılıkları değil, yeniden kardeşliği, birliği ve beraberliği, İslam’ın adaletinin hakim olduğu o kadim adalet devletlerimizin hükmü altında selam yurtlarını inşa etmeliyiz. Bu yüzden bu sorumlulukları yerine getirmemiz gerekiyor.”

Gaziantep'te 450 bin Suriyelinin misafir edildiğini anlatan Aldemir, GAÜN'de 2 bin Suriyeli öğrencinin bulunduğunu dile getirdi.

Diyarbakır ve Cizre'nin İslam ile Müslümanlık açısından önemini vurgulayan Aldemir, “Diğer bölgeler bundan farksızdı. Ne oldu ki, neyin ayrılığına düştük ki, Diyarbakır'ın gençleri hiçbir şeyi düşünmeden çukurların önünde ölüme koşuyor. Medreselerimizde öğrenciler bulamıyoruz. Çağın sorunlarına, zamanın sözüne yeniden dönmedikçe, kendi çocuklarımızı da bizden çalmaya devam edecekler. Bunun için her birimiz bu gençleri, bu toprağın insanlarını kuşatacak bir buluşmayla bu toplumu kavuşturmamız lazım” diye konuştu.

Yeniden toplumun sorunlarını duymalı, Müslüman aklını devreye sokmalıyız

Alimlerin, nebilerin varisleri ve Allah'a giden yolun göstericileri olduğuna işaret eden Aldemir, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu açıdan, bu düşüşten yeniden çıkışa ulaşmak için kalplerimizdeki ayrılıkları, birbirimizle olan kavgaları unutmamız lazım. Dünyadaki mazlumların, yüzünü döndüğü Anadolu'da yaşıyoruz. Bu topraklarda yaşamanın dün olduğu gibi bugün de bir sorumluluğu vardır, bir hükümlülüğü vardır. İslam coğrafyasının başkenti buralar. Bu asli unsurun, başkentin mayası alimlerdir, medreseler, inançlı insanlarıdır. Bu konuda meseleleri ele almalıyız. Bu açıdan yeniden asıl misyonumuza dönmeliyiz. Geçmişte sorun ve sıkıntıların olduğu yere medreseler kurulurdu, okul açılırdı. Orası ihya olurdu. Bugün okulların olduğu yerler, terör örgütlerinin yuvalandığı yerler oldu. Yeniden toplumun sorunlarını duymalıyız, Müslümanların aklını devreye sokmalıyız.” dedi.

Kürt Sorunu Açısından Müslüman Alimin Özeleştirisi

Çalıştayda II. Oturum Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Cafer Karadaş’ın moderatörlüğünde yapıldı.

Oturumda emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Şerafettin Gölcük tarafından  “Kürt Sorunu Açısından Müslüman Alimin Özeleştirisi” başlığı ile tebliğ sunuldu.

Müzakereler bölümüne ise Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet İnan, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Salih Geçit, Şahinbey İlçe Müftüsü Ömer Keskin, Müderris Hasan Budak ve Müderris Abdulbaki Çağatay konuşmacı olarak katıldılar.

Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Şerafettin Gölcük sunumunda; “1950 yılında uzun bir fetret döneminden sonra Osmanlı bakiyesi hocalardan ders aldık. O zaman o kadar çok baskı vardı ki babam hafız olduğu halde geceleri ışıkları söndürür bize öyle ders verirdi. O günlerden bu günlere geldik. Öyle bir zihniyet ki 1949 yılında Ankara Üniversitesine İlahiyat Fakültesi inşa edenler orada fıkıh okutmayacaklardı. Bugün ise Medreseler ve İlahiyat fakültelerinin birlikte çalışmasını konuşuyoruz çok şükür. Kavmiyetçilik, ırkçılık bir millette uhuvveti yok eder. Avrupalılar 30 yıl savaşlarının ardından Vatikan etrafında birleştiler. Rönesans’tan sonra Vatikan’ı kaldırmadılar.  Bizde ise 1924 yılında hilafeti kaldırdılar. Ayrıca tevhidi tedrisat kanunu ile medreseleri kapattılar. Bizi yıkan Türkçülüktür, ırkçılıktır, kavmiyetçiliktir. Bunu hangi kavim yaparsa doğru değildir.” dedi.

Müzakereler kısmında ise katılımcılar tebliğlerini sundu.

İhtilaf ve Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu

II. Oturumun ardından Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden Prof. Dr. Halil Çiçek’in moderatörlüğünde “İhtilaf ve Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu” başlığı ile III. Oturum yapıldı.

Oturumda MEDAV Genel Sekreteri Nizamettin Yakışık tarafından “İhtilaf ve Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu” konulu bir tebliğ sunuldu.

Müzakereler bölümüne Çoruh Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ayık, Adıyaman Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamdi Gündoğar, Şahinbey Müftüsü Musa İmamoğlu, Müderris Abdulkerim Çevik ve Müderris Ziyaeddin İnce konuşmacı olarak katıldılar.

Nizamettin Yakışık sunumunda başlıca şu noktalara değindi; “İslam aleminin durumunu göz önünde bulundurursak İhtilaf ve Sorunların Çözümünde Alimlerin Sorumluluğu çok fazla. Alimler, İslam’ın ve Kur'an'ın hakikatini insanlara aktararak tebliğ edenlerdir. Onun içindir ki her daim İslam ümmetinin rabbani alimlere ihtiyacı olmuştur. Çünkü bu alimler olmadan ümmetin huzuru mümkün değildir. ‘Ey iman edenler Allah’a, resulüne ve sizden olan idarecilere itaat edin.’ İbni Abbas’a göre ululemirden maksat alimlerdir. Peygamberin varisi olan alimler şu vasıfları kendilerinde taşımalıdırlar. İslam peygamberinin varisi olan alimler toplumsal sorunların aşılmasını Kur'an ve Sünnet ekseninde sağlayan önemli şahsiyetlerdir. Alimler zamanın değişimi ile birlikte ortaya çıkan durumları yorumlama sorumluluğunu da üstelenmişlerdir. Ümmetin hatta insanlığın dertleri ile derlenmiş ve şifa kaynağı olmuşlardır. İnsanın insanlığını yeniden kazanmasını sağlayanlar alimlerdir. Alimler dünyayı bir vasıta, bir emanet olarak görürler. Dünyayı, iyiyi ve güzeli öğretme yolunda bir araç olan alimin hedefi bütün insanlığı kurtarmaktır. İnsanı insana kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul etmektir. Hiçbir maddi karşılık olmadan Allah rızası için ders veren, öğrenci yetiştiren ve halkın sorunlarını halleden kimselerdir.”

Müzakereler kısmında bir konuşma yapan Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Ramazan Kayan şu noktalara değindi; “Acaba bu müzakereler süresince kaç kardeşimiz Akdeniz’in sularında hayatını kaybetti? Somali’de 200 kardeşimizin açlıktan hayatını kaybettiğinin haberini aldık. Arakan’dan Bangladeş’e giderken kaç kardeşimiz öldü? Suriye’de kaç kardeşimiz öldü? Yine bu çalıştayı yaparken kaç gencimiz Kandil için ikna edildi? Kaç yavrumuz bonzai komasına girdi? Yine şu saatlerde şu ülkede şu gün itibariyla kaç insanımız namazsız ve Kur'ansız öldü gitti. Her gün ölen 1000 kişiden 700'ü namazsız öldü gitti. Acaba bu olanlarda benim bir ihmalim yok mu diye soruyorum? Hocalarım, elimizi çabuk tutmamız lazım. Gerçekten çok gecikiyoruz. 2016 yılında İslam yurdunu terk edip Akdeniz’de boğulan kardeşimizin sayısı 5 bin kişi. Acaba bu durum ümmetin kaderi mi yoksa kusuru mu? Biraz da buna kafa yormamız lazım. Neyi eksik bıraktık? Hangi kusurlardan dolayı bu sorunlar başımıza geliyor? Derdimi, ızdırabımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir endişem daha var. Türkiye’de fakihsiz İslami hareketler, fıkıhsız bir toplum yetişiyor. Özellikle dini yorumlamadaki laubalilikler, olgunun dinleştiğini ve süreç içinde yaşadığı gibi inanan insanlara şahit etmekteyiz. Bu dini temsil etme konusundaki yetersizliğimizi yeniden ele almamız lazım. Ben bu konuda sizlere güveniyorum.”

Oturumların ardından çalıştayın sonuç bildirisi okundu. Tertip komitesi adına sonuç bildirisini Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Abdulhakim Yalçın okudu.

TOPLUMSAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALİMLERİN SORUMLULUĞU ÇALIŞTAYI

SONUÇ BİLDİRİSİ

Aydın, âlim, entelektüel kanaat önderi ve sorumluluk makamında olanların birlikteliğiyle gerçekleşecek eylemlerimiz, bizi daha iyi bir geleceğin inşasına taşıyacaktır.  Yeryüzünü ıslah edecek birikime ve tecrübeye sahip İslam ulemasının uzun süredir hayatın ve eğitimin içinde aktif ve özne olamaması, toplumdan soyutlandırılmış pozisyonu dolayısıyla hem ülkemizde hem de dünyada büyük sorunlar yaşanıyor.

Alimlerin uykusu toplumu karanlığa boğar. Alimler, tarihin akışını değiştirmişlerdir.

İslâm dünyası siyasî ve askerî başarısızlıklarının ardı sıra kendini ıslah etmek, modernleştirmek zorundadır. Gelişmelerin gerisinde kalan İslam ulemasının insanlığın sorunlarına çözüm getirmesi mümkün değildir.

İslam’ın ilk dört asrı kurucu dönemlerdir. Bu dönemlerde insanlık yeni bir medeniyetle tanışmıştır. İslam coğrafyası, selam yurdu olmuştur. İnsanların can, mal, nesil, din ve akıl emniyeti sağlanmış, insanlığın yürüyüşüne önemli bir katkıda bulunulmuştur.  Sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve İslam âleminin gerilemesine, güçsüzleşmesine, dağılmasına sebep olan zihin, gelişmeleri doğru okuyamayan, ötekileştirici ve taassup eksenli zihindir.

İslam ülkeleri, bugün İslam’ın ortaya koyduğu prensiplerden uzak bir yaşam sürdürmektedir.

İslam toplumunda görülen mezhepler, İtikadi ve ameli mezheplerin görülmesi gelişimin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Ancak bu hususlarda yapılacak bağnazlık ve tek doğru benim doğrumdur anlayışı kabul edilemez. Ehli kıbleden kimseyi tekfir etmeyen ulemanın öncülerinden sonra gelen alimlerden bazıların birbirlerini tekfir edecek konuma gelmeleri tarihi bir saplantıdır. Ulema zamanın ve çağın ruhunu iyi okumalı ilmi çalışmaları ve pratikleriyle öncü olmalıdır. Alimin amacı sadece akademik yayın yapmak olmamalıdır. Ulemanın dili popülist olmamalı, alim, toplum mühendisliği yapmamalı, toplum diplomatı olmalıdır. Mühendislik sonuç, Diplomatlık süreç odaklıdır. Alim, içinde yaşadığı toplumu anlamaya çalışmalı, toplumun içinde olmalı fakat daha yukarıdan bakmayı bilmelidir.

İslam tarihinde gördüğümüz ifsat edici Harici yaklaşımlar, Ehli Şia’nın Şiiliği yayma çabaları ve yanlış selefi yorumlar ulemayı olduğu gibi ümmeti de parçalamıştır.

Toplumun önünde yol yürüyüp öncü olması gereken ulemanın kısır tartışmalarla zaman kaybetmesi tarihin acılarıyla birbirini meşgul etmesi doğru değildir. Alimler Peygamberlerin gönderiliş amacı doğrultusunda müdrik ve davet ve eğitim noktasında müşfik olmalıdır. Mücadelesini sürdürdüğü toplumu ve düşmanını iyi tanımalı ve birlik içinde etmelidir.

Her peygamberin yeni bir öykü mevcuda getirmesi gibi her alimin de hayatı, mücadelesi ve ilmiyle yeni bir öykü oluşturması gerekir. Yaşadığı dünyada başka aktörlerin de varlığını asla unutmamalıdır. Ulemanın oluşturacağı boşluğu mutlaka başkalarının dolduracağı bilinmelidir. Türkiye de Ülkenin sosyolojik olarak en travmatik bölgesi,  Güneydoğu ve doğu Anadolu, Medreselerin en yoğunlukta bulunduğu bölgelerimizdir. Bu durumun ilgililerimiz tarafından bir kez daha değerlendirilmesi gerekir.

Medrese ve ilahiyat fakültelerinin sistemli ve sürdürülebilir, hayata temas eden eğitim müfredatlarına ve sorumlu alimlere ihtiyaç vardır. Müfredatın sağlıklı, güncel, ihtiyaca cevap veremediği durumlarda sorunlarımızı çözmemiz mümkün olmaz.

İslam medeniyeti bir ilim medeniyetidir. Batı yalan üzerine kurulu bir dünyada yaşıyor; doğu hakikat üzerinde uyuyor, bilgi ve bilince dayalı yeni bir dirilişe ihtiyacımız var.

Alimlerimiz suçu hep ötekinde aramak yerine çalışmalarımızda ve ertelediğimiz sorumluluklarımızda aramalıdır. Üniversitelerimiz toplumla arasına koyduğu sınırları kaldırmalı sorunların çözümünde aktif görev almalıdır.

Medreselerimiz, İlahiyat fakültelerimiz, diyanet teşkilatımız ve sivil toplum kuruluşlarımız birlikte çalışabilme becerisi geliştirmelidir. Bu birliktelik geleceğimiz bakımından hayati öneme haizdir.

Kavmiyetçilik ve grup taassubu İslam’ın men ettiği durumlardır.  Bu hususta herkesin üst düzeyde hassas olması gerekir.

Yönetilen akıldan yöneten akla, cüzi akıldan küllü akla, Toptancı akıldan mümeyyiz akla, tüketen olandan üreten olana, tekfir edenden tevhit edene, yönelmemiz gerekiyor.

Feri konuları asli konulara dönüştürmeden, şekilcilikten kurtularak istişare ve kaynaşma ortamlarına ihtiyacımız vardır.

Hayat İslamsız, İslam’sa ilimsiz olmaz. Ama ne hazindir ki İslami ilimler bir kriz yaşıyor, bu krizi fırsata dönüştürecek âlimlere ve ortak girişimlere ihtiyacımız vardır.

Dinin aslını tartışmak yerine kültürel farklılıkları tartışabiliriz. Kültürel farklılıkları da  dinsel farklılıklar olarak telakki etmemeliyiz.

Müslümanların vahdetini, uhuvvetini ve maslahatını ön planda tutmak, bu uğurda her türlü riski alarak hakkı, hakikati, adaleti ve ahlakı savunmak alimlerimizin tavrı olmalıdır. Küfrün karşısında tek ses, hainin karşısında tek yürek, zalimin karşısında tek bilek olup, mezhebimizin ve ideolojimizin değil, İslam’ın tevhit anlayışının adalet ve merhamet ikliminin yayılmasını esas alıp sorumluluklarımızı ve toplumsal sorunları dert edinerek arzı imar, nesli ıslah etmeliyiz.

Bu toplantılarımızın daha nitelikli hale getirilerek geleceğimizin ihyasında önemli rol oynayacağına inanıyoruz. Emeği geçen herkese teşekkürü borç biliyoruz.

Alimler Çalıştayı Tertip Komitesi