Tire Kitap’tan İki Yeni Eser

0
222

Hüseyin Özhazar ve Yaşar Yeşil’in birlikte kaleme aldığı “Sadakati ve Liderliğiyle İkinin İkincisi Hz. Ebubekir” kitabı ile Turgay Aldemir’in “Muhasebe ve İnşa Sürecinde Aklı Selim (Arapça)” adlı çalışması okuyucuyla buluştu.

Tire Kitap iki yeni eseri okuyucuyla buluşturdu. Hüseyin Özhazar ve Yaşar Yeşil tarafından kaleme alınan “Sadakati ve Liderliğiyle İkinin İkincisi Hz. Ebubekir” adlı çalışma raflardaki yerini alırken, Turgay Aldemir’in “Muhasebe ve İnşa Sürecinde Aklı Selim” adlı çalışmasının da Arapça baskısı yapılarak okurun istifadesine sunuldu.

Tire Kitap yayımladığı bu son iki çalışmayla eser sayısını 86’ya yükseltmiş oldu. 

Sadakati ve Liderliğiyle İkinin İkincisi Hz. Ebubekir

Hüseyin Özhazar ve Yaşar Yeşil tarafından kaleme alınan eser 264 sayfadan müteşekkildir. 4 bölümden oluşan kitapta Hz. Ebubekir’in hayatı kronolojik olarak anlatılmaktadır.

Kitabın önsözü:

Hz. Peygamber’in vefatı, Müslümanların hayatında çok önemli bir dönemece işaret etmektedir. Bu tarihten sonra vahyin kesilmesiyle birlikte Müslümanlar, Hz. Peygamber’in gözetimi ve liderliğinden de yoksun kalmışlardır. Yani günlük hayata birebir müdahale eden ve Müslümanları eğitip doğru yola yönlendiren vahiy ve sünnetin doğrudan müdahalesi ortadan kalkmıştır. Artık Müslümanlar, Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetinden analojiler yaparak karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeye çalışmışlardır. Bu ise vahyin ve Hz. Peygamber’in doğrudan müdahalesinde olduğu gibi kesin ve net kararlara yol açmaktan ziyade farklı görüşlerin ortaya çıkabildiği içtihatlara kapı aralamıştır.

Bu geçiş dönemi, İslam tarihinin en önemli kırılma anıdır. Bu dönemde girilecek farklı bir yol, İslam tarihinin bambaşka bir mecrada yol almasına neden olabilirdi. Bugün miras aldığımız İslami geleneğin ve anlayışın oluşumunda Hz. Ebubekir’in oynadığı liderlik rolünün çok önemli bir payı vardır. Hz. Ebubekir, lakabı olan sıddık niteliğiyle ön plana çıkmıştır ve risaletin başından itibaren Hz. Peygamber’e olan bağlılığı ve sadakatiyle büyük bir örneklik teşkil etmiştir. Bu çalışmada şüphesiz bu yönü üzerinde de yeterince durulmuştur ancak Hz. Ebubekir’in bir diğer ayırt edici özelliği olan liderliğine de gereken önem verilmiştir. Özellikle Ridde isyanlarında ortaya koyduğu kararlı tutum ve liderlik, İslam’ın sahih anlayışının kurumsallaşarak günümüze kadar gelmesinde belirleyici olmuştur.

Hz. Ebubekir’i ve dönemini ele alırken etnik, kabileci ve mezhepçi yaklaşımlardan uzak durulmaya çalışılmış, böylece “gerçekte ne olduğu” sorusunun cevabı aranmıştır. Hz. Peygamber’in vefatı sonrasında ortaya çıkan siyasi ve mezhebi ayrışmalara paralel bir şekilde gelişen uydurma hadislere karşı dikkatli olunmaya gayret edilmiştir.

Hz. Ebubekir’in İslam tarihinde oynadığı rolün daha iyi anlaşılabilmesi için zamanın siyasi atmosferi de betimlenmiştir. Hz. Ebubekir’in ilk yılı, Ridde savaşlarıyla geçmiş, bu savaşlara ve isyanlara neden olan toplumsal ve siyasi nedenler ele alınmıştır. Bu minvalde Arap Yarımadası’ndaki kabilecilik olgusunun toplumsal ve siyasi yansımalarına dikkat çekilmiştir. Ayrıca dönemin iki büyük imparatorluğu olan Sasaniler ve Bizans’ın yanı sıra bu iki büyük imparatorluğun tampon devletleri olan Lahmiler ile Gassanilerin pozisyonuna da değinilmiştir.

İnsanlık tarihi bakımından çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde önemli işler başaran Hz. Ebubekir’in liderlik vasıfları ve uygulamaları, günümüz için de çok önemli tecrübeler barındırmaktadır. Ayrıca bugün yaşadığımız sorunların çözümünde Hz. Ebubekir döneminde yaşananlar, ortaya konulan uygulamalar, bizlere ilham kaynağı olacaktır. Bu kitabı benzerlerinden ayıran en önemli özellik belki de budur. Geçmişte olan biteni bir tecrübe mirası olarak görmek ve bu tecrübeden istifade ederek bugün daha iyi bir yürüyüş gerçekleştirmek gerekiyor. Yoksa geçmiş, bir övgü yahut sövgü malzemesi olmaktan öteye geçemeyecektir. Tek başına Hz. Ebubekir’in ne kadar önemli bir sahabi olduğundan övgüyle bahseden ve biraz da işin ucunu kaçırarak onu insanüstü olarak tanıtmaya çalışan çok sayıda eser olduğunu biliyoruz. Bu türden eserlerin bizlere bir şey kazandırmadığının ve bir anlam ifade etmediğinin bilinmesi gerekiyor. Onların da bizim gibi insanlar olduğunun unutulmaması lazım.

Farkında olalım ya da olmayalım; duygu, düşünce ve davranışlarımız, geçmiş deneyimlerimiz ışığında doğar, gelişir ve biçimlenir. Bugünümüzü oluşturan her şey aslında geçmişimizden günümüze taşıdığımız birikim ve deneyimlerimizin bir ürünüdür. Bugünün daha iyi olmasını isteyenler, tarihî tecrübeden veya insanlık birikiminden daha fazla olumluluğu bugüne taşımalıdırlar. Bu duyarlılıkta bir geçmiş perspektifi olmayanların ne bugünü ne de yarını abad olur. Harsı ve nesli ıslah etmek isteyenlerin Hz. Ebubekir’den ve onun döneminde gerçekleşen gelişmelerden istifade edeceklerine inanmaktayız.

Bu çalışma, Hz. Ebubekir’in ve İslam tarihinde oynadığı rolün daha iyi anlaşılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunması dileğiyle hazırlanmıştır. Çaba bizden tevfik Rabbimizdendir.

Muhasebe ve İnşa Sürecinde Aklı Selim (Arapça)

Turgay Aldemir tarafından kaleme ve daha önce Türkçe olarak yayımlanan eser Arapça’ya çevrilerek ilgilisinin istifadesine sunuldu. Eser, 272 sayfadan müteşekkildir.

Kitabın arka kapak yazısı:

Muhasebe, ancak akl-ı selim bir yaklaşım ve inşa ile birlikte ele alınırsa amacına ulaşır. İnşa süreci, kendimiz olmaya karar vermekle başlar.

Bizler, insanlık ailesi içinde yer alan koca bir ümmetin parçasıyız. Bu sebeple ümmetin, acılarını hisseden vicdanı olmalıyız. Bizler, ümmetin bazen başı, bazen gözü, bazen eli, bazen de kolu olduk. Bizler, ancak Müslümanların ve insanlığın dertleriyle dertlendikçe ve bu dertlere çözümler üretebildikçe BİZ olacağız. Tarihsel olarak böyle bir imkânın eşiğinde bulunuyoruz.

Yeni Türkiye’nin yeni toplumsal muhayyilesinin kurucu unsuru millet olmalıdır.

Yaşadığımız dönem, İslam dünyasının üç asırlık tahribattan çıktığı, yeniden dirilme ve inşa dönemidir. İslam dünyası yüzyıl önce elinden alınan iradesini bugün yeniden ele almaktadır. Türkiye, bu geri dönüş hikâyesinin esas aktörüdür. İmtihanın bu sahada yoğunlaşması da bundandır.

İngilizlerin yüzyıllık stratejisi, İslam’ı İslam’la vurmaktır. Bugün DAEŞ diye bir şey yok, Anglosakson Birlik diye sinsi, şeytani bir güç var. İslam coğrafyasını sömürmek için oynadıkları oyunların figüranlığını ise maalesef Müslümanlar üstleniyor. Allah’a yaklaştıran İslam’ın karşısına afyon niteliği kazanmış, zulme ve haksızlığa ses çıkarmayan, insanı Allah’tan uzaklaştıran bir dinle çıktılar. Güzel ve süslü sözlerle insanları kandırdılar.

Dünya Müslümanları olarak içinde yaşadığımız çağı anlamadığımız sürece dünyada yaşananları kavrayamayacağız. Aslında Müslüman toplumların şu anda karşı karşıya olduğu kriz, bir zihniyet krizidir. İçinde yaşadığımız çağı kavrayamadığımız sürece, zihni bağımsızlığımıza kavuşamayız. Zihni bağımsızlıklarına kavuşamayanların siyasi bağımsızlık mücadelesi vermeleri, boşluğa konuşmaktan başka bir anlam ifade etmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.