Ticaret ve Zikrullah

0
119

Ticaret Ahlakı Programında 3. Haftanın konuğu: İlahiyatçı – Yazar Veli Karataş “Ticaretin Zikrullah’a engel olmaması” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Ticaret Ahlakı Programında 3. Haftanın konuğu: İlahiyatçı-Yazar Veli Karataş 18 Mart 2013 Pazartesi günü “Ticaretin Zikrullah’a engel olmaması” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

İbrahim Yaman’ın Kur’an tilavetiyle başlayan program İlahiyatçı-Yazar Veli Karataş’ın sunumuyla devam etti

Karataş, konuşmasında şu konulara değindi:

Öncelikle birkaç temel ahlaki özelliğe atıfta bulunduktan sonra konumuza girelim; Müslüman tacir, işveren, sanayiciler için bu dinin prensiplerini önemli gören ve ona göre yaşamaya çalışanlar için bazı ticari prensipler diyebileceğimiz birkaç hatırlatma yapacağım.

1. Değerli dostlar Ticaret ve iş dünyasını dinden, ahlaktan bağımsız görmemek. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın, “hayatın tüm alanlarına müdahil olduğu” temel ilkesini hiçbir zaman ve hiçbir yerde unutmamak.

Bir ilahiyatçı olarak, bu dini yaşamaya çalışan biri olarak en çok moralimi bozan şey “piyasa şartları cümlesinin kullanılması zihinler ayrışıyor din işleri, dünya işleri ayrıymış gibi bir değerlendirme yapılıyor ki bütün ofsaytlarımızın kökeninde yatan temel sebep şahsi kanaatim budur.

Yani biz baştan kendi zihnimizde bazı şeyleri ayrıştırıyoruz iş dünyası da kendisine mahsus birtakım prensipleri oluşuyor, dinin kendisine mahsus bir takım prensipleri oluşuyor ibadetler bir şekilde tanımlanıyor, ahlaki prensipler bir şekilde tanımlanıyor vesaire.. Genel manada hayatımıza yön vermesi gereken temel prensipleri bazen ıskalaya biliyoruz.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın hayatın tüm alanlarına müdahil olduğu temel ilkesini hiçbir zaman ve hiçbir yerde unutmamak. Bu bizim dinimizin, Tevhid akidemizin en temel olmazsa olmaz şartlarından birisidir.

2. İslam dininin bazı temel prensiplerinin (adalet, emanet, ehliyet, meşruiyet, dürüstlük gibi) hayatın tamamına şamil olduğunu, siyaset, hukuk, eğitim, sağlık alanlarında olduğu gibi iş hayatında da bu esaslara uyulması gerektiğini hatırdan çıkarmamak. Hayatın; dünyasıyla ahretiyle, özeliyle kamusalıyla, ferdiyle toplumuyla, siyasetiyle hukukuyla, ahlakıyla ticaretiyle bir bütün olarak yaşanması gerektiği esasına dikkat etmek.

Bununla ilgili bir anekdot var imamı azamın talebelerinden imamı Muhammed ile ilgili;

İmamın çevresindeki insanlar imam yaşlandıktan sonra imamdan ricada bulunurlar derler ki ey imam şimdiye kadar sen bize pek çok kitap yazdın bir tanede züht ve takva ile ilgili ahlaki meseleler ile ilgi kitap yaz saydın ya diye adeta niye yazmıyorsun yaz san daha iyi olur şeklinde beklentilerini dile getiriyorlar. İmamın verdiği cevap çok manidar;

İmam diyor ki Kitabul Buyu’u yazdım ya (yani alış veriş kitabı.) Alışverişi takvanın olmazsa olmaz şartlarından veya takvaya ulaşmanın en önemli kriterinin aslında alışveriş ortamında ticaret ortamında tecelli edeceğine bir gönderme yapıyor.

3. Ahde vefa, emanete riayet, alış verişte doğruluk, insanlara iyi muamele, kimseyi aldatmama, yalan söylememe gibi prensiplere dikkat etmek. Dürüst olmak, dinin özünün doğruluk olduğunu unutmamak, yalan söylememek. Ayıplı ve kusurlu olması durumunda malının ayıbını ve kusurunu gizlememek. Sözlerini yerine getirmek, sözleşmelere uymak. Malın üretimi, kalitesi, teslimi, borç ödemesi vb. konularda verilen sözlere riayet etmek. Her konuda örnek alınması gereken Hz. Peygamber’in en önemli sıfatlarından birinin “el-emin” olduğunu hiçbir zaman unutmamak, aynı zamanda onun “dürüst ve güvenilir tacir peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” müjdesine ulaşmaya gayret göstermek.

Bu girişten sonra asıl konumuza başlayalım;

Zikrullah bütün farz ibadetleri içeren bir şeydir. Atın dinin bütün emir ve nehiyleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Zikrullaha engel olmamak kişinin Müslümanca bir yaşantısına engel olmaması

Ticaret deyince de, (Kur’an bu kavramı kullandığı için ben bu kavramı seçtim) ama sadece tüccarlar için geçerli olan bir kavram değil her kes için geçerli, kişi ne iş ile meşgul oluyorsa olsun o yapıyor olduğu işin ibadetlerine Allah’ı anmasına Allah’ı Tevhid etmesine Allah’ın razı olduğu bir hayat sürmesine engel olmayacak şekilde bu işlerini yürütüyor olması, temelde kastımız bu.

Kur’an-ı Kerim’de ticaret ve alışveriş kavramlarının geçtiği yerlerde sanki bunların istikamet ve dengesini belirlemesi için “zikrullah” ifadesinin kullanılması ve meselenin ahretle irtibatlandırılması manidardır. Nur, Cuma ve Münafikûn surelerinde geçen ve aşağıda değerlendireceğimiz ayetler özellikle günümüz iş dünyasına diriltici bir ruh üfleyecek içeriğe sahiptir.

Bu ayetlerde asıl yiğitliğin iş dünyasında zikrullahtan gafil olunmamasıyla elde edilebileceği, ticaret ve alışverişin zikrullah’a, namazı ikame etmeye ve zekâtı vermeye engel olmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Ahiret hayatının hiçbir şekilde unutulmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. (Nur Suresi)

Cuma namazı örneğinde olduğu gibi ezan okunduğunda ticaretin bırakılması ve Allah’ı anmaya koşulması istenmekte; Allah resulünün anlattıklarına kulak verilmesi gerektiği, Allah katında olanın ticaret ve eğlenceden daha hayırlı olduğu belirtilmektedir. (Cuma Suresi)

Bir de konunun ahiret boyutuna dikkat çekilerek hüsrana uğrayanlardan olmamak için malların ve evlatların, zikrullah’tan alıkoyuculuğuna fırsat verilmemesi istenmektedir. (Münafikûn Suresi)

1.     Nur Suresi, 24/37

“Ricâlün lâ tülhîhim ticâratün ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmi’s-salâti ve îtâi’z-zekâti, yehâfûne yevmen tetekallebu fîhi’l-kulûbü ve’l-ebsâr”

“Ne bir ticaretin, ne de alış verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı yiğitler… Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”

“Yüce Allah, bu yiğit mü’minlerin özelliklerinin bir kıs­mını burada açıklamaktadır:

a) Onlar, ne ticaretin ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmak­tan alıkoymadığı insanlardır. Bu anlatımın açıklamasını Cuma 11. âyetle yapmak istiyoruz:

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğ­lenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

İşte yorumunu yapmakta olduğumuz Nûr 37’de Yüce Allah, para kazanma isteğini, hırsa ve tutkuya dönüştürmeyen ve bunun Allah’ı an­maktan alıkoymadığı yiğit mü’minleri gündeme getirmektedir. Bunlar yiğittirler; çünkü para kazanma hırsları ile mücâdele verebilmekte, nefsi ile cihadından zaferle çıkmaktadırlar.

Demek ki, yiğit mü’minler, ticaretlerini, alış-verişlerini yaparken daima Allah’ı hatırlar ve bu hatırlayış nedeniyle de haksızlık yapmaktan kendilerini korurlar. Ticaretini yaparken Allah’ı yanında hisseden mü’minin, kul hakkı yemesi, terazisinde, ölçüsünde hile yapması müm­kün değildir. Çünkü kazanma hırsı, insana hile yaptırır, kul hakkı yedirir ve haramı tatlı gösterir.

b) Onlar, işleri kendilerini namaz kılmaktan alıkoymayan insan­lardır. Genelde namazı engelleyen, iştir. Daha doğrusu, insanlar işi baha­ne ederek namaz kılmayı ihmal ettiklerini söylemektedirler. Yüce Allah, iş ile namaz çatışınca insanlar işi alıp mazeret göstereceklerini önceden bildiğinden dolayı bu ifadeye âyette yer vermiştir. Bir ticaret ve eğlence gördüğünde Hz. Peygamber’i ortada bırakanlar (Cuma 62/11) elbette işi, yani ticaretle gelecek olan menfaati gördüğünde namazı terk edecekler­dir. Yüce Allah bunu önlemek için, maddî menfaatini ibadetin önüne geçirmeyenlere yiğit Müslüman demektedir.

Bu ifade tarzında ince bir metod vardır. İşi öne alıp namazı terk eden Müslüman’ı kötüleme yerine, işinin, ibadetini engellemediği insanı övmektedir. Olumsuzu kötüleme yerine, onun zıttı olanı yapanı övmek ilâhî bir metod olarak din eğiti­minde yerini almalıdır. Din eğitimcileri, işini mazeret göstererek namaz kılmayanlara cehennemi gösterme yerine, işinden dolayı namazını terk etmeyene Yüce Allah’ın yiğit Müslüman dediğini hatırlatmalı ve öğret­melidir.

c) Onlar, ticareti ve alış-verişi zekat vermesini engellemeyen kişi­lerdir. İşte yiğit Müslümanın üçüncü özelliği de budur.

d) Yiğit mü’minler, kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı mah­şer gününden korkarak işlerini yapan, davranışta bulunan ve insanî iliş­kilerini ayarlayan kişilerdir. Yiğit mü’min, davranışlarına uzun vadeli hayatı düşünerek, onlara âhiret imanını katarak ayarlamada bulunur. Yüce Allah kıyametin, mah­şerin, insanın psikolojisini, bu psikolojinin de insanın biyolojik yapısını ne denli etkileyeceğini de açıklamaktadır.

Yiğit mü’minin o günden korkusu erdemli bir korku, imanın kuv­vetine dayanan bir korku, davranışlarına yansıyan bir korku olduğu için Yüce Allah onu burada methetmekte ve âhiret inancının psikolojiye yan­sıyıp ahlâkî davranışları düzenlediği için onu övmektedir.” (Bayraktar Bayraklı, Yeni Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri’nden kısaltarak)

2.     Cuma Suresi, 62/9-11

“Ya eyyühe’llezîne âmenû izâ nûdiye li’s-salâti min yevmi’l cumuati fes’av ilâ zikrillahi ve zerû’l-bey’, zâlikum hayrun lekum in küntüm ta’lemûn. Fe izâ kudiyeti’s-salâtü fe’nteşirû fi’l-arzi ve’bteğû min fazli’llahi. Ve’zküru’llâhe kesiran leallekum tüflihûn. Ve izâ raev ticâraten ev lehveninfaddû ileyha ve terakûke kâimen, kul mâ indellahi hayrun mine’l-lehvi ve mine’t-ticareti, vallahu hayru’r-râzikîn

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşunuz ve alışverişi bırakınız. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok ha­yırlıdır. Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılınız ve Allah’ın lütfundan nasip arayınız. Allah’ı da çok anınız ki kurtuluşa eresiniz. Ama onlar bir ti­caret veya eğlence gördüklerinde ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: “Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

Cuma Suresi’nin bu bölümünde Müslümanların cuma günü yaptıkları haftalık toplu ibadetin önemi üze­rinde durulmakta ve Resûlullah döneminde yaşanan bir olay ışığında ibadet ciddi­yeti ve mabet âdâbıyla ilgili bir uyarı yapılmaktadır.

9. âyette yer alan buyruk gereğince cuma namazı ile yükümlü olanların cuma namazı için çağrı yapıldığında her işi bırakıp hemen toplu ibadet mahalline yönel­meleri gerekir. Burada “alışverişi bırakınız” buyurulmasını lafızcı bir yaklaşımla yorumlayıp sadece alışverişle meşgul olmanın yasaklandığını söyleyenler bulun­makla beraber âlimlerin çoğunluğuna göre maksat bununla sınırlı olmayıp benze­ri işler, hatta namazdan alıkoyan her türlü meşgale de bu kapsamdadır. Râzî bir ta­raftan alışverişin günlük hayatın en yaygın meşguliyet türü olması diğer taraftan da ticaretle uğraşanların kendilerini kazanma arzusuna kaptırma ihtimalinin daha fazla olması sebebiyle bu örneğin seçilmiş olduğunu belirtir.

Önemli bir eleştirinin yer aldığı 11. âyette değinilen olayla ilgili olarak kay­naklarda yer alan bilgiler özetle şöyledir: Bir gün Resûlullah cuma hutbesi irat ederken Medine’ye bir ticaret kervanının ulaştığını ilân eden sesler duyuldu. O sı­ralarda kıtlık olduğu için gıda maddesi getirecek bir kervanın gelmesi dört gözle bekleniyordu. Bu sesleri duyan cemaatin önemli bir kısmı o anda ibadet halinde olduklarını unutup yerlerinden fırladılar ve o tarafa doğru koşmaya başladılar; mescitte sadece on iki kişinin kaldığı rivayet edilir. (Buhârî, Tefsir, 62; Tirmizî, Tefsîr, 62; Taberî, XXVIII, 103-105; İbn Atıyye, V, 309)

Hz. Peygamber’i minberde bu şekilde (ayakta dururken) bırakıp gidenlerin ilk muhacirler ve ensâr değil henüz İslâm’ı özümseyememiş yeni müslümanlar olması da muhtemeldir. (Derveze, VIII, 233). Nitekim bazı rivayetlerde yukarıda belirtilen sayı daha yük­sektir. (bk. Zemahşerî, IV, 99; Râzî, XXX, 10)

Onları telaşlandıran asıl âmil, ge­cikip mal alma fırsatını kaçırma kaygısıydı. Fakat kervanın gelişi o günkü âdetle­re göre çalgı aletleriyle ve insanların ona eşlik eden sevinç çığlıklarıyla duyurul­duğu için bu koşuşturma aynı zamanda bir şenlik ve eğlence havası da oluşturu­yordu. İşte âyette bu sebeple hem ticaret hem eğlence faktörüne değinilmiştir; ama “ona” zamirinin müennes (dişil) olması, yöneldikleri esas şeyin eğlence değil tica­ret olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte âyette, ister alışveriş yapma ister şenliğe katılma arzusuyla olsun, böyle önemli bir ibadetin yarım bırakılmasının tasvip edilemeyeceği, hele Hz. Peygamber’i o halde terk etmenin asla edebe uy­gun olmadığı bildirilerek bu olay ışığında ibadet, toplu hareket, mâbed âdabı ve peygambere saygı konularında daha bilinçli, titiz ve dikkatli olunması gerektiği uyarısı yapılmıştır. (Türkiye Diyanet Vakfı, Kur’an Yolu tefsirinden kısaltarak)

3.     Münafikûn Suresi, 63/9

“Ya eyyühe’llezine âmenû lâ tülhikum emvâlükum velâ evlâdükum an zikrillah ve men yef’al zâlike fe ülaike hümü’l-hâsirûn.”

“Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardandır.”

“Yani; ey ehl-i iman! Emval ü evlâdınızın muhabbeti ve onların işlerini tedbir sizi Allah’ın rızasını tahsile vesile olan ibadet-i ilâ­hiye ve taât-ı sübhaniyeden ve din düşmanlarıyla mücahede ve sa­ir amelleri işlemekten alıkoymasın ve şol kimseler ki, mal ve evlâd sebebiyle ibadeti ve bilhassa Allah’ı zikri terkederek ef’alini emval ve evlâdının işlerine hasretti, işte onlar ancak dünya ve âhirette zarar görücüdürler. Çünkü sermaye-i aslolan ömrünü, bekası olmayan dünyanın değersiz umuruna sarfla, baki ve ebedi olan âhiret nimetlerine vesile olan ibadâtı ihmâl ettiği cihetle onlar için zarardan başka bir şey olamaz.

Önceki İçerikİnsander'de Hizmet İçi Eğitim
Sonraki İçerikİslam'da Davet ve Gayret