Ticaret Fıkhı Üzerine

0
173

Ticaret Ahlakı Programında 5. Haftanın konuğu: İlahiyatçı-Yazar 01 Nisan 2013 Pazartesi günü “Ticaretin Fıkhı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

İbrahim Yaman’ın Kur’an tilavetiyle başlayan program İlahiyatçı-Yazar Ali Rıza Akgün’ün sunumuyla devam etti.

Akgün, konuşmasında şu konulara değindi:

Ticaret fıkhı bir iki derste öğrenilecek ve kazanılacak hususlar değildir.

Hususiyetler ve özellikler uzun çabalar ve gayretler sonucu elde edilirler.

Ticaret her kesin bir şekilde içinde olduğu bir konu.

Efendimiz a.s. “Din güzel muameledir.” buyurur.

Muamele karşılıklı iletişim kurmaktır. Karşılıklı haklara sahip olmaktır.

Hikmetin başı Allah korkusudur.

Bizler bir taraftan yaratıcıya karşı sorumluluğumuz var bir taraftan mahlûkata karşı sorumluluğumuz var.

Allah’a karşı hukuk ile mahlûkata karşı hukuk ayrı şeylerdir.

Allah’a karşı hukuk tevgifidir, Mahlûkata karşı hukuk ise tevfigidir.

Tevgif; sınırlandırmak, durdurmak.

Tevfig; önünü açmak, serbestlik vermek,

Allaha karşı olan sorumluluklarımızda kıyas olmaz ibadetler gibi, itikatta olduğu gibi, çünkü orda tevgif vardır. Allah Resulü ibadet ve itikatta ayrıntısına kadar bilgisini vermiştir. Mesela ibadetler ile ilgili binlerce hadis varken muamelat ile ilgili hadis sayısı beş yüzü geçmemektedir.

Muamelat meselesi temel kuralları olan ama uygulamada önü açık olan bir meseledir. Nedir bu temel kurallar?

1. Aldatma olmayacak

2. Faiz olmayacak, haksız kazanç

3. Muhatabını dalavereye getirerek kandırmamak

4. alışverişte belirsizlik olmayacak vs…

Aslında bu kuralları hepimiz biliyoruz.

Bir hadisinde efendimiz a.s. şöyle buyurmaktadır:

“Allah temizdir ancak temiz olan şeyleri kabul eder. Allah peygamberlere emrettiği şeyi Müminlere de emretmiştir. Ve Resulullah şu ayeti kerimeyi okudu; Ey elçiler Tayyip olanlardan yiyin, (Tayyip hem temiz hem de helal olan şey hem maddi hem manevi) ve Salih ameller işleyin ben sizin yaptıklarınızı bilirim.” sonra efendimiz bir adamı örnek verdi; adamın biri uzun yolculuklara çıkmış, saçı başı dağılmış toz toprak olmuş, bu adam ellerini göğe uzatıyor ve Allah’ım Allah’ım diye dua ediyor ama adamın yiyeceği haram, içeceği haram, giydiği haram, haramla gıda lanmış, Allah bu adamın duasına Allah nasıl karşılık versin.”

Buradaki anlatımda teşbih vardır. Anlatılan adam insanın dünyadaki yaşantısıdır. Ne yaparsa yapsın hangi ibadetleri yaparsa yapsın eğer haramla besleniyorsa hayatı boşa geçmiştir.

Ticarette karşılıklı rıza şarttır.

Konuyla ilgili hadisler;

“Doğru, ciddi, dürüst olan bir tüccar, kıyamet günü nebiler, sıdıklar ve şehitlerle beraberdir.”

Burada kalite olayı söz konusudur. Peygamberlik Allahın vermiş olduğu bir sıfattır. Ama peygamberler kaliteli insanlardan seçilir. Bir kalite yakalamışlardır. Sıdık ise peygamberin vermiş olduğu bir sıfat buda kaliteli insanların işidir.

Bir insanın imam olması, hoca olması, âlim olması o insanı farklı kılmaz eğer kalitesi yoksa hiçbir kıymeti yoktur.

Bir tüccar ki on yıl yirmi yıl otuz yıl boyunca ilkelerinden taviz vermeden yaşaması bu şahitliği şehidin kanını akıtmasından daha zor ve daha etkileyici olabilir. Çünkü bu adam bir ömür sırtında yumurta küfesiyle geziyormuş gibi teyakkuz halindedir.

Başka bir hadiste;

“Adam malını satmak için uğraşırken malın ayıbını saklayarak satıyorsa o adam Allah’ın kızgınlığındadır ve melekler ona lanet eder.”

Burada da tam tersi bir durum var. Dürüst tüccar Allahın katında değerli iken, sahtekâr tüccar Allahın öfkesine maruz kalabiliyor.

Başka bir hadiste;

“Eğer sonradan ayıplı mal sattığını fark etmişse kişi gidip helallik alması gerekir.”