"Tek Din", Tek Ben* – (Ömer Altaş)

0
154

Dini yapı, bu kurumsal ve bireysel psikolojiye müsaittir. İslamcı elitlerin, din adamlarının zihinsel formasyonu da buna hazırdır hatta teşnedir. Dindar kitleler ise, zaten bu dinsel DNA örgüsü içinde yetişirler. Hatta bu durum “vaciptir”! Bu nedenle kıyamete

Her obje karşıtı ile birlikte vardır. Bu nedenle duygu, tutum ve davranışların zıddına dönüşmesi zor değildir. Gerçeğin yalana, hukukun kargaşaya, adaletin zulme, özgürlüğün tutsaklığa, dürüstlüğün ihanete, iyiliğin kötülüklere geçişine sürekli tanık olunur.

Acaba, yaşam membaı olarak doğan İslam dini, gün gelir bireyin ve toplulukların hayatını çürüten kadim dinler gibi bir din olur mu?

“Rahmet” olarak gönderilen peygamber, zaman içinde karanlık ve cehalet doğuran bir rahime dönüştürülür mü? İnsanı özgürleştiren “hidayet” kitabı Kuran, tutsaklık, gerilik ve ayrımın öznesi yapılır mı?

Aydın, faydalı, iyi, güvenilir ve ahlaklı olarak hayatın dinamosu olma görevi üstlenen müminler, hangi nedenlerden sonra bön, gerici, zararlı, kötü, güvensiz ve ilkesiz olurlar?

İsa’ya gelen iletileri bile bile değiştiren, inananları dinlerine tutsak eden, insanlığın inkişafını engelleyen Ortodoks mantık, hangi koşullarda İslam dünyasında da maya tutar? Protestanlığın ve Katolikliğin çürüttüğü toplumun kapitalizmin en büyük yatağına dönüşmesi Marksizm’i doğururken, İslam dünyasının problemleri, benzer bir doktrinin filizlenmesine sebep olur mu?

İslami temel kaynaklar; kitap indirilen toplulukların, kalplerinin katılaşmasını ve yoldan çıkmalarını, ilk vahiy üzerinden uzunca bir zamanın geçmesine bağlar. Müslüman toplulukların sıradanlaşmaları ve basiretlerini kaybetmeleri, aynı nedenden mi kaynaklanmaktadır?

Doğal haliyle İslam dünyasının bir anı, fotoğrafa yansısa ne görülür?

Bir taraftan, umarsız olarak İnanç’ın aydınlığından uzaklaşan, diğer taraftan seçkincilik oynayan karaktersiz bir yapı göze batar. Mensuplarına öte dünya ve gelecekler vaat ederek elinde tutmaya çalışan; cemaat, hizmet, mektep, cemiyet, vakıf, dernek ve hareketlere tanık olursunuz.

Onlardan bazıları, tek artıları kuru dindarlıkları olmasına rağmen, toplumlarına, “nebevi tebliğden ve sünneti seniyeden uzak zavallılar” diyerek tepeden bakarlar.

Kendilerinin ise, ‘üst insan’ olduklarını, ancak bunun fark edilmediğini düşünürler. Üstün insanın, gelenekten hazır alınmadığını ya da İslam topraklarına doğarak gerçekleşmediğini, onun uzun süreli bir iç devrim olduğunu ve her gün yenilenmesi gerektiğini unuturlar.

Modern koşullarda daha iyi bir insan olmanın yollarını aramak ve yüzünü geleceğe dönmek yerine, daha iyi bir dinperest olmayı tercih ederler.

Kuran’ın ifadesiyle, insanlara yapmadıkları şeyleri söyleyen, Kitabı Mukaddes Yeşaa’sının ifadesiyle, dudaklarıyla sayan ama yürekleri uzak olan din adamları kamu alanlarında rollerini oynarlar.

İslam’ın bazı elitleri Allahçıdırlar.(O, bu vasıftan münezzehtir.) İnsanların maddi gereksinimlerini karşılamak için uğraşan tesisatçı, demirci vb. sanatkârlar gibi, insanların manevi gereksinimlerini onunla karşılayan tüccarlardır. Bütün ilişkilerini karlılık üzerine kuran işadamı gibi, manevi değeri karşılığını almadan asla vermezler. Arz edilen, açık arttırmaya çıkarılan, koz olarak kullanılan, senet olarak verilen hatta satılan bir meta gibi. Allah’ın hegamonik gücüne sırtını vererek kendi zaaf ve kusurlarını kapatırlar. Herhangi bir konuda ikna etme durumu söz konusu olduğunda, O’nu ima ederek, belki ‘gözlere sokarak’ tartışmaları sonlandırırlar.

Bazı Müslüman elitler, aynı şekilde Muhammetçidirler. Vurgulu haliyle “Muhammet Sallallahu Aleyhi Ve Sellem” deme yeteneğine fazlasıyla sahiptirler. Modern dönemlerde bile başka savunu araçları yokmuş gibi Allah Resulü’nü gerekli gereksiz her meselenin açıklayıcısı yaparlar. Ülkede bin türlü, girift sosyal, siyasal ve ekonomik meseleler vardır ama birileri sadece peygamber sevdalıları, kutlu doğum haftası vb. organizasyonlar yaparlar. Mevzii olan ve tozlu raflarda bekleyen fetva düzenini sürdürmeye çalışırlar.

Onlarca asır önce olmuş bitmiş ‘kutsal’ olaylar için paganlar gibi kendilerini paralarlar. Din büyüklerinin adlarını anarken vecde gelirler. Bağlılarını, üyelerini, alanlara toplar sonra da sunaktan dönen paganlar gibi, ‘bütün kurtları dökülmüş’ ve arınmış olarak evlerine gönderirler. Artık “Yapı’nın bireyi” kaderin kendine dayattığı her şartı tartışmasız olarak kabul eden muti bir kuldur.

Aranan kişilik budur. “Düzenler” sürer gider.

Bazı din adamları tam anlamıyla bedavacıdırlar; İslam bedavadır, Allah bedavadır, Muhammed aleyhisselam bedavadır, Kuran bedavadır.

Bu ‘evrensel değerlerden’ avuç avuç aldıklarını, kana kana içtiklerini başkalarına “itibar” karşılığında sunarlar. İnsanlığa ait olan ortak değerler üzerinden güç, makam, şöhret ve nüfuz devşirirler.

Dini yapılanmanın avantajlarından yararlanarak yerel, ulusal ve uluslararası şirketler kurarlar.

Veli, evliya, kavsul azam, hazret, kutbu azam, hoca efendi, imamı ekber, efendi, ruhullah, kudduse sırruh, şeyhi ekber, seyda, ağabey ve hoca gibi tanımlar etrafında kurguladıkları bir dünya ile müritlerin ruhunu, vicdanını, maddiyatını, emeğini ve geleceğini istismar ederler.

Aksi bir durum söz konusu olduğunda, huşu ile ezberden okudukları ayet ve hadislerle muhataplarını ‘doğduklarına pişman’ ederler.

Bilgi, kültür, takva, irfan, adanmışlık, aydınlık, dini de bilme, dünyayı da bilme yeteneği din öncülerine ait bir değerdir. Onlar gerektiğinde peygamberi rüyalarında görürler ve tabi ki sorunları çözerler. Kalp gözleri de vardır ve o gözler daima açıktır. Etraflarında sadece marabalar ve ilelebet nasihate muhtaç zavallılar vardır. Bir müride düşen, liderinin gözlerinin içine “al benim her şeyimi al” dercesine bakmasıdır.

Dikkat ederseniz, İslami hareket liderleri, hoca, beyefendi ve ağabeylerin sadece “kendileri” vardır. Yanlarında kendileri gibi, ikinci bir “yetişmiş insan” görülmez. Bilinenin aksine iç ilişkilerinde dikey ve faşizan hiyerarşi uygularlar. Zaten yetenekliler, kendi istekleriyle(!) cemaati terk etmezlerse bir şekilde tasfiye edilirler.

Geleneksel dini yapı, Yahudi Hahamları, Hıristiyan ve Budist Rahipleri, Mani Hususları, Hint Brahmanları, Kelt Druitleri gibi din adamlarının elinde oyuncak olmuştur.

Allah tartışılmaz, din tartışılmaz, peygamber tartışılmaz, kitap tartışılmaz, bu nedenle dini liderler de “tartışılmaz” manevi değerdirler.

Değil mi ki, Allah tektir, kitap tektir, peygamber tektir, ümmet tekdir, bu din tek ve son dindir; bunları temsilen hoca efendi ve ağabey makamları da, “tek” ve “son”durlar.

Dini yapı, bu kurumsal ve bireysel psikolojiye müsaittir. İslamcı elitlerin, din adamlarının zihinsel formasyonu da buna hazırdır hatta teşnedir. Dindar kitleler ise, zaten bu dinsel DNA örgüsü içinde yetişirler. Hatta bu durum “vaciptir”! Bu nedenle kıyamete kadar bu yapıda “karakterize” Mehdi algısı eksik olmayacaktır.

Ortada artık tebliğ ile birlikte bir “iş” vardır, din adamının mürşitliği yanında “işadamı” gibi bir vasfı daha oluşmuştur.

Uzun zaman sonra “iş ilişkileri”, dini lideri ve cemaati değiştirmiştir. Kaç yıl önce verdikleri vaazın aynısını verirler. Ama ne kendileri, ne cemaatleri ne de çevreleri aynı değildir. Buna rağmen hepsi her şeyin ilk günkü saflığı ile sürdüğü fikrinde sabit kalırlar. Değişmeyen ikinci olgu da bu sabit fikirdir.

Yeni sistemde, İslamcı elitlerin “paradigmaları” onlara vahiy eder, onlar cemaatine, halkına vaaz ederler.

Onların dili asla “sürçmez”, sadece konjonktürü gözlerler.

Çünkü “karakter” teklemez.

*Bu makale, gazete ve televizyonlardaki “tek din” tartışmalarından mülhem olarak yazılmıştır.

 Haber10

———————————-
Ömer Altaş
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI