Tarihsel Perspektiften Ortadoğu

0
113

Tarihçi yazar Hüseyin Özhazar, Değişim Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen “Tarihsel Perspektiften Ortadoğu” seminerine konuşmacı olarak katıldı.

Uşak’ta faaliyetlerini sürdüren Değişim Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği tarihçi yazar Hüseyin Özhazar’ı ağırladı.

Dernek, “Tarihsel Perspektiften Ortadoğu” başlıklı bir seminer düzenledi. Seminerin konuşmacısı Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Üyesi Hüseyin Özhazar’dı.

Yoğun katılımın olduğu programda Özhazar, “Avrupa, kendi ekseninde bir dünya yaratmaya çalışmaktadır” diyerek, konuyla ilgili şunları dile getirdi:

“İslam ümmeti olarak bir kırılma döneminden geçiyoruz. Tarihte tüm değişim ve dönüşümler sancılı, kaoslu, zor geçmiştir. Ortadoğu da bu sancılı süreçlerin merkezindedir. Aslında Ortadoğu kelimesi çok doğru bir kelime değildir. Kime göre Orta, neye göre Orta? Çünkü coğrafyada enlem ve boylamlara bakıldığında Ortadoğu denilen yerin dünyanın ortasında olmadığını görüyoruz.

Aslında Ortadoğu, Uzakdoğu vb. kelimeler Avrupa’nın kendisini merkeze almasından dolayıdır. Avrupa, kendi ekseninde bir dünya yaratmaya çalışmaktadır. Dünyanın merkezinin Batı olduğu vurgusu yapılmaktadır. Tarihi anlayabilmek için birkaç adım geriye gitmemiz gerekiyor. İslam, Arap yarımadasında oluşmaya başlandı. Peygamber Efendimizin (sav) vefatının ardından Hz. Ebubekir’in halife çıkmasından sonra karışıklıklar, kaoslar yaşanmaya başladı.

1 yıl 9 aylık bir kriz yaşandıktan sonra Müslümanlar tekrardan İslam rüzgârını estirmeye başladılar. Hz. Ömer’in 9 yıllık halifeliği sırasında Müslümanlar ilk defa Arap yarımadasının dışına çıktılar. Bugün İslam coğrafyası olarak nitelendirdiğimiz yer, aslında o zamanlar kazanılan topraklardı. Hz. Ömer, İslam coğrafyasının ilk komutanı ve ilk devlet adamıdır. Kudüs dediğimiz yeri Hz. Ömer ilk defa fethetmişti.

638-1058 yıllarında Hz. Ömer’in duruşundan dolayı hiç kimse Kudüs’ü fethetmeye yaklaşamamıştı. Hatta bunu konuşmaya cesaret dahi edememişlerdi. 1050’li yıllarda Müslümanlar bölünmeye başladığı sıralarda, ufak hesaplar peşine düşmeye ve Kudüs’ün küçük el değiştirmesiyle birlikte kırılma dönemi yaşanmaya başlandı. Haçlı istilaları denilen süreçler yaşanmaya başlandı ve o topraklarda yaşayan insanlara insan müdahalesi yapılmadı, katliamlar gerçekleşmeye başladı.

Bu zor süreçlerden sonra Müslümanlar Selahaddin Eyyubi’nin açtığı sancak altında Türk, Kürt, Arap vs. demeden toplanmaya başlandı. Bu toplanma da fazla uzun sürmedi ve Moğol istilası başladı. Moğolların amacı sadece toprak fethetmek değildi, orada varolan eserleri, tarihi, felsefi düşünceleri de yok etmekti. Karanlık dönemlerin ardından Darüsselam denen kavramla bir açılım yapıldı ve Osmanlı Devleti kuruldu.

19. yüzyıl sonlarına doğru Batılılar Müslümanlar adına düşünmeye başladı. Şark meselesi (Doğu meselesi), hasta adam söylemleri, Balkan savaşları denen dönemler yaşanmaya başlandı. Lozan antlaşmaları, Sevr antlaşmaları Osmanlı Devletini tamamıyla ortadan kaldırmak için yapılan antlaşmalardı. Türkiye devleti kurulduktan sonrada sancılı süreçler yaşanmaya devam etti.

Zaten 60, 70, 80, 90 darbelerinin de amacı aynıydı. 97 darbesinden sonra Müslümanlar tekrardan ayaklandılar ve muhafazakârlık hareketlenmeleri başladı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde yeni kurulan bir partinin iktidara geçmesi de bunun göstergesidir. Ama halen darbe girişimleri bitmiş değildir; 2003, 2005, 2007 yılları bunlara örnektir.

Müslümanlar olarak küçük hesaplaşmaları, küçük planları bırakıp Müslümanlar olarak kendimize gelmemiz gerek. Duyarlılıkla, sorumluluklarımızın bilincine varmalıyız. Ancak böyle süreçleri hep birlikte aşabiliriz.