Tarih olanları kaydediyor… – (Süleyman Gündüz)

0
137

Özel Yetkili Mahkemeler ve savcılarla ilgili eleştiri dozu artmaya başladı. Aylardır gerek siyasiler ve gerekse entelektüeller, hükümetten CMK`nın 250. ve 251. maddelerinin yeniden gözden geçirilmesini talep ediyorlardı.

Gün boyu televizyon ekranlarına baktığınızda en az birkaç kez son dakika anonsu gerebilirsiniz. Anlık gündemleri olan bir ülkeyiz. Yazı yazan insanlar için konu sıkıntısı çekmememe açısından önemli. Bir başka açıdan baktığınızda da konu seçme tereddüdü ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Özel Yetkili Mahkemeler, merhum 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal`ın ölümüyle ilgili Devlet Denetleme Kurulu`nun raporu, hükümetin Kürtçe ile ilgili aldığı karar, Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana`nın çıkışı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç`ın `PKK silah bırakması halinde Abdullah Öcalan`a ev hapsi düşünülür` açıklaması birer konu başlığıydı.

Özel Yetkili Mahkemeler ve savcılarla ilgili eleştiri dozu artmaya başladı. Aylardır gerek siyasiler ve gerekse entelektüeller, hükümetten CMK`nın 250. ve 251. maddelerinin yeniden gözden geçirilmesini talep ediyorlardı.

Bu durum tartışılırken HSYK, yeni hâkimler ve savcılar kararnamesini yayınlandı. Birçok hâkim ve savcının görev yerleri değiştirildi. Tayin edilenler arasında Ergenekon, Balyoz ve Şike davalarına bakan Özel Yetkili Hâkim ve Savcılar da bulunuyor.

Bu değişikliklerin, ilgili davaları etkileyip etkilemediğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Ak Parti iktidarları 2002`den itibaren demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldırmaya başladı. Bu konuda iktidarın en önemli destekçileri, entelektüeller ve içinde yer aldığı ittifaklar (AB gibi) olmuştur.

Doğrusu Ak Parti 2002-2007 yılları arasındaki ilk iktidar döneminde daha çok AB müktesebatıyla ilgili yasaları çıkarttı ve üyelikle ilgili önemli aşama kat etti.

Böylece AB süreci, demokratik gelişmeye katkı sağladı.

Birkaç gün önce ülkemizi yakından takip eden Makedonyalı bir akademisyen dostumla konuşurken ilginç bir tespitte bulundu: `Uzun yıllardır Türkiye`ye gelip gidiyorum. Sorunlarınızı az çok biliyorum. Bugünkü konuşma ve tartışma ortamını bazı gelişmiş demokrasilerde bile bulabilmek mümkün değildir` dedi.

Doğrudur, Özellikle 12 Eylül 2010 referandumundan sonraki gelişmeler tartışma ve konuşma ortamını geliştirmiştir. Birçok konuda eski dönemlerle kıyas edildiğinde önemli gelişmeleri görmek mümkündür. Güvenlik kaygılarının arttığı bir dönemde bile demokratikleşme alanında adım atılması önemlidir.

Gündelik yaşamımımızı etkileyen en önemli sorun şüphesiz Kürt Sorunudur. Nedense 1983 sorunun ortaya çıkış tarihi olarak ele alınmakta. Oysa 100 yıldan uzun bir geçmişe sahiptir.

Ben tarihi süreci anlatmayacağım. Bitlis Milletvekili Vahit Kiler`in Piyer Löti`nin isminin İdris-i Bitlisi olsun tartışmasına da girmeyeceğim.

İslam`la şereflendiğimiz andan itibaren Ön Asya`da yaşayan bizden önce veya sonra Müslüman olan tüm kavimlerle kardeş olduk. Ayrıca Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde de bu coğrafyada yaşayan tüm dinler ve kavimlerle ortak bir medeniyetin insanları haline dönüştük.

Buna rağmen binlerce yıldır kavga etmeyen insanlar son yüzyılı karşılıklı hesaplaşmayla geçirmeye başladılar.

Osmanlı Devleti Irak`tan çekilirken bölgede yaşayan Kürtler, İngilizlerin katliamlarına rağmen tercihlerini Türklerden yana kullanmışlardı. Bu bir medeniyet telakisiydi.

Bölge coğrafyasını içinde bulunduğumuz şekilde oluşturanlar, aynı zamanda bu medeniyet telakisini ortadan kaldırmaya çalışanlar ve bugünkü sorunları da oluşturanlardır.

Bu millet medeniyet telakisi içinde bir ve beraberdir.

Bir şey vardır o da bugünkü mevcut sorunu bu telaki içinde çözmek giderek zorlaşıyor. Asgari müşterekler hızla aşındırılıyor. Yüzyıllardır bir ve beraber olan insanlar ayrışıyorlar. Bu durum bölgede huzur oluşturmayacaktır.

Her bir renk, kavim ve dil Allah`ın ayetidir. Hiç kimse insanların doğuştan kazandıklarını `bir hak iadesi olarak görüp` bahşedemez.

Bu güne kadar hükümet sorunun çözümü üzerine önemli adımlar atmıştır.

Örneklemek gerekirse: eve dönüşü özendiren af, aydın inisiyatifi üzerine Diyarbakır açıklaması, Kürtçe televizyon, 2009 demokratik açılımı, Oslo görüşmeleri ve şimdi de Kürtçenin seçmeli dil olarak okullarda okutulması.

2009 yılında başlatılan demokratik açılım, iç politik dengelerden dolayı yürütülememiş ve süreci hükümet durdurmak zorunda kalmıştır. Ardından MİT Müsteşarı`nın başkanlığında yürütülen Oslo görüşmelerinin sızdırılması ve yaşanan yargı tartışmaları taraflar arasında güvensiz bir ortam oluşturmuş. En son Uludere olayı ve sonrasında yaşanan tartışmalar çözüm ümitlerinin sonlandığını düşündürüyordu ki birkaç gün önce Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Beşir Atalay`ın PKK`nın silah bırakması için bölge üzerine etkili güçlerle görüştüklerini açıklaması umutların yeniden oluşmasına ışık yaktı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesi, ortamın yumuşamasına bir katkı ve çözüm yolunda önemsenecek bir aşama olabilir. Önemsenmelidir.

CHP, bugünkü tavrını 2009`da göstermiş olsaydı, sanırım çok farklı bir noktada olmuş olacaktık.

Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana`nın, dört gün önce Hürriyet gazetesiyle yaptığı söyleşideki çıkışı ve bu çıkışa aynı ilin bir diğer bağımsız Milletvekili Şerafettin Elçi`nin desteği yeni bir dönemi başlatabilir. Zana ve Elçi`nın `Erdoğan bu işi çözer` sözlerine sahip çıkılması gerekir.

Bu ülkenin zaman kaybına tahammülü yok.

Başta siyasi irade olmak üzere her kesim sorumluluğunun idraki içinde olmalıdır. Ak Parti ve CHP gibi MHP ve BDP`de elini taşın altına koymak zorundadır.

Kürt Sorununun çözümüyle başlayacak süreç Orta Doğu`da yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.

Başbakanın Mısır, Tunus ve Libya ziyareti esnasında gösterilen ilgi üzerine köşe yazarları `Selahaddin Eyyübi gibi` ifadeleri kullanmışlardı.

Kürt Sorununu çözen bir irade `Selahaddin Eyyübi gibi` değil, `Selahaddin Eyyübi`nin kendisi` olur.

Tarih olanları kaydediyor.

 Yenişafak

———————————-
Süleyman Gündüz
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI