Tarafgirlik tuzağı – (Etyen Mahçupyan)

0
114

Vahap Coşkun`la aramdaki tartışma da bu kaygıdan yola çıkarak yazdığım bir eleştiriye dayanıyor. 18 Nisan tarihli “AKP`ye kategorik reddiye” başlıklı yazıma, Coşkun 26 Nisan`da Yorum sayfasında cevap verdi… Benim derdim basitçe şuydu

Siyasi ayrışma ve gerilimin olduğu bir alanda yazı yazdığınızda en kritik konu okuyucunun sizi nasıl algılayacağıdır.

Çünkü her okuyucu az veya çok olayın `tarafıdır` ve sizin kendisiyle aynı cenahta durup durmadığınızı bir an önce sınama dürtüsü içindedir. Gerçekçi olmak adına bu durumun farkında olup, sözünüzü ona göre biçimlendirmenizde büyük yarar vardır ve eğer çatışma taraflarının dışında durduğunuzu açık bir biçimde ortaya koymazsanız, sizi bir siyasetin uzantısı olarak görme eğilimi ağır basar. Hele bir analiz yapmaktan ziyade taraflardan birinin yanlışına işaret etme niyetinde iseniz, bu kanı daha da derinleşir ve yaptığınız anlamlı eleştirinin hiçbir hükmü kalmaz, çünkü okuyucunun sizi yerleştirdiği pozisyon içerikten daha fazla önemsenir.

Vahap Coşkun`la aramdaki tartışma da bu kaygıdan yola çıkarak yazdığım bir eleştiriye dayanıyor. 18 Nisan tarihli “AKP`ye kategorik reddiye” başlıklı yazıma, Coşkun 26 Nisan`da Yorum sayfasında cevap verdi… Benim derdim basitçe şuydu: Coşkun özgür düşünen, sözü olan ve herkese katkı sağlayabilecek analizler yapabilecek biri. Böyle kişilerin çok sayıda olmadığını dikkate alırsak, okuyucu ve özellikle hükümet nezdinde bir kalıba sokulması en hafif tabirle `israf` olur… O nedenle her yazarın makalesinin nasıl okunacağına ilişkin bir kaygısının olmasında yarar var. Nitekim yazımda şunu demiştim: “Özellikle bir tarafın parçası olarak konuya bakanlar, karşı tarafın `yeni` bir şey yapmasını bekliyorlar ama bir yandan da o tarafın hiçbir yaptığının yeni olmadığını kanıtlamaya çalışıyorlar… Bu çerçevede giderek yaygınlaşan bir tür AKP alerjisi ise giderek siyasi analizin yerine geçiyor.” Coşkun`un yazısı bu tutumun doğrudan örneği değildi ama bu tutumu `hatırlatan` bir örnekti. Diğer bir deyişle okuyucunun ve hitap edilmeye çalışılan AKP`lilerin kolaylıkla `karşı kampa` yerleştirecekleri bir yazıydı.

Coşkun, Taraf`ta yayınlanan ilk yazısında AKP`nin görüşleri olarak üç maddeye yer veriyor ve bunların apaçık yanlışlar olduğunu söylüyordu. Ama ikinci yazısından anlıyoruz ki aslında geçenlerde üst düzey bir bürokratın Kürt meselesinde `yeni` strateji olarak adlandırılan önermelerini temel almış ve iki gazetecinin tanıklığına dayanmıştı. Ancak her nedense ilk yazıda bu zikredilmemişti… Kritik bakan okuyucu ve özellikle hükümet çevrelerinin bu noktayı görmeyeceğini düşünmek onlara hakaret olur. En basit cümleyle Coşkun`un kolaya kaçtığını, muhtemelen AKP`yi `vurmak` için elverişli bir fırsat kolladığını düşünmüşlerdir. Coşkun`un eleştirisinin AKP `dünyasında` tamamen karşılıksız olmadığı açıktır. Ancak eğer sözümüzün hükümete ulaşmasını istiyorsak, adil davranmak ve AKP`nin ikilemlerini, fikirsel arayışlarını da değerlendirmenin parçası kılmalıyız. Aksi halde sözümüz `öteki cenahın` psikolojik beslenmesi için söylenmiş gibi algılanır ve boşa gider.

Coşkun`un işaret ettiği apaçık yanlışların AKP üst yönetiminde de paylaşıldığı kanaatimi, Coşkun İçişleri Bakanı ve milletvekili Bal`ı örnek vererek karşılamış. Benim de eleştirmiş olduğum bir iki zata ait fikirlerin AKP içinde bir tabanı tabii ki var… Öte yandan hükümetin siyasi aklının `tam da bu` olduğunu söylemek ne kadar doğru ve gerçekçi olur? Unutmayalım ki derdimiz öncelikle hükümetin doğru davranması ise bizim de onları eleştirirken `doğru` davranmamız gerekir.

Doğrusu bence söz konusu ilk makale Coşkun`un belirli bir sonuca varmaya fazla hevesli olduğu izlenimini vermekteydi. “(Yeni strateji) Kürt meselesini çözmeyecek; aksine demokratik alanı daha da kısıtlayacak ve sorunu daha da derinleştirecek” türünden yargılar açıkça sorunludur. Hem bu kanaate nasıl varıldığı hakkında herhangi bir argüman sunulmadığı için, hem de bana kalırsa yanlış olma ihtimali çok yüksek olduğu için… Çünkü bu meselede zaten `yeni` sayılabilecek bir içerik bulunmuyor. `Yeni` olan konuşma iradesidir ve eğer Kürt siyaseti ve parlamenter muhalefet de bu yönde eğilim gösterirse demokratik alanın genişlemesi doğal bir sonuç olacaktır.

Coşkun`un `demokratik alanın kısıtlanması` ve `sorunun derinleşmesine` yönelik olarak sunduğu öncü işaretler ise maalesef yazıyı `yanlı` kılan cinstendi: “Ahmet Türk`e atılan yumruk, Hasip Kaplan`a posta koyan polis amiri ve Özgür Gündem`e verilen sansür cezası…” Yumruğu atan veya postayı koyanın AKP`li olduğuna dair elimizde bir delil mi var? Hükümeti her memurun davranışından siyaseten sorumlu tutarak anlamlı bir analiz yapılabilir mi? AKP`nin halen devlete hakim olamadığı gerçeğini görmezden gelerek, hükümet politikaları yorumlanabilir mi? Hele hükümetin terörle ilişkilendirilen basın organlarına kapatma cezası veren yasayı değiştirme girişiminin hemen öncesinde Özgür Gündem`e ceza verilmesini hükümet politikasına bağlamak nasıl bir `analizdir`?

Bütün bunların bir araya gelmesi ister istemez zihinlerde kuşku yaratmanın ötesinde, Coşkun`un belirli bir kalıba yerleştirilmesine neden olacaktır. Coşkun, ilerde bu intibaın daha da pekişmesini istemiyorsa, kendi yazdığını bir de okuyucu gözüyle okumalı…

Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI