Ana Sayfa Yazarlar Süleyman Seyfi Öğün Tadı kaçan dünyaya dair – (Süleyman Seyfi Öğün)

Tadı kaçan dünyaya dair – (Süleyman Seyfi Öğün)

0
Tadı kaçan dünyaya dair – (Süleyman Seyfi Öğün)

Gâliba “dünyânın tadı” her geçen gün biraz daha kaçıyor…Gündemlerimizi daha yoğunluklu olarak “reel”, “aktüel” meseleler donatıyor ve belirliyor. Medya bunun aynası âdeta…

Bilmem  dikkâtinizi çekiyor mu; gâliba “dünyânın tadı” her geçen gün biraz daha kaçıyor…Gündemlerimizi daha yoğunluklu olarak “reel”, “aktüel” meseleler donatıyor ve belirliyor. Medya bunun aynası âdeta…Meselâ bizler için gündemleri derleyen ve oluşturan medyaya bakalım. Konvansiyonel medya; ister yazılı, ister görsel taraflarıyla keskin bir bölünme gösteriyor. Haber kanalları “prime time” dilimlerinde “jiletimsi” tartışmalarla yüklü. Tek sesli kanallar zâten ne olduğu baştan belli olan görüşleri farklı cephelerden çeşitlendiren katılımcılarıyla tartışmaları bileyliyor. Bunu “kutuplaşma” olarak nitelendirerek karşı çıkan ve sözüm ona “çok sesli” olduğunu iddia eden kanallar ise; pek çoğu sığ kültürlü moderatörlerinin “kamuoyunu aydınlatıyoruz edâsıyla” nezâret ettiği, karşıt görüşlü kişilerin dâvet edildiği , Roma arenalarını aratmayan hırlı gürlü tartışmaları yürütüyor.

Hangi kanalı izlerse izlesin; neticenin izleyenler açısından pek de farklı olmadığını düşünüyorum. Tek sesli kanalları seyredenler, karşı tarafı tek taraflı olarak mahkûm eden “tartışma” programlarını biraz daha “bilenmiş olarak” veya “biraz daha bilenmek için” seyrediyor. Diğerleri ise, sözüm ona şikâyet ettikleri “kutuplaşmayı” daha da derinleştiriyor.

Diğer kanallar ise saatler boyu, insan zekâsı ile alay eden bir kurguyla, herkesin birbirine bağırıp çağırdığı şiddet ve nefret yüklü temalarla donatılmış dizileri oynatıyor. Sansasyonel suç takibi yapımları; itiş kakış içindeki evlilik ve moda programları cabası…

Sosyal medyayı ise ayrıca anlatmaya gerek yok.. Vuranlar, kıranlar, hakâret edenler, kasıtlı veyâ kasıtsız yalan yanlış haberleri yayanlar gırla….

Aslında bütün bunlar için medyayı, genel manâda kitle iletişim araçlarını suçlamak; kamuoylarını aklamak bîhudedir. Niyet okumalarını bir tarafa bırakıp, en iyimser bakışla söyleyecek olursak; konvansiyonel medya ağır mâliyetlerini karşılamak için medya olsa olsa anaakım kültürel dinamikleri tâkip eden bir program yapılanmasını gerçekleştiriyor. Demem o ki; medya bizi bu hâle getirmiyor; “biz” medyayı bu hâle getiriyoruz…

Hâsılı dünyânın “tadı kaçıyor”…Bu durumu sâdece , okuma kültürünün alabildiğine zayıf olduğu Türkiye ile sınırlandırmak istemiyorum. Küresel olarak “insanlığın hâl-i pür melâli”dir bu. Okuma kültürünün olduğu memleketlerde “eski bir alışkanlık” temelinde okuma işi, bizde olduğundan daha fazla devâm ediyor. Ama artık büyük bir kitlenin, okumakla okumamamak arasındaki farkı neredeyse “hiç” mertebesine indiren “ucuz kurgu” ürünü olan kitapları okuduğunu -tükettiğini-istatistikler gösteriyor…

Kültürün çok anlamlı bir kavram olduğunu biliyoruz. Bu anlamlardan birisinin “dünyâya bir tad katmakla” ilgili olduğu âşikâr.. Böyle bakıldığında; kaba gerçekleriyle insanı boğan, hayâtı anlamsızlaştıran her türlü etkinin bertarâf edilmesi; hayâtın hâlâ yaşamaya değer olduğunu bize hatırlatan bir işlevi olması beklenir kültürün. Kültürün insanın yaşadıklarıyla hesaplaşması, yüzeyselleştirilen hayâtına derinlikler katması ve daha yaşanır bir dünyânın nasıl inşâ edilebileceğine dâir zihin açıcı etkiler sağlaması beklenir. Ama maalesef artık öyle değil…

Bu durumu küresel krizlerin derinleşmesine de yoruyor değilim. Bütün târihsel zamanların kraliçesi olan gördüğüm, her on senesine bir savaşın düştüğü, derin eşitsizliklerin, savruluşların hüküm sürdüğü 19. Asır az mı krizliydi? Ama aynı asır dev romanların yazıldığı, derin fikirlerin ortaya atıldığı, dev müziklerin bestelendiği bir zamandı… Ardından rutinlerin ve hesapların garantisine dayanan güdük bir 20. Asrı idrâk ettik.. Nihâyet 20. Asrın bütün yapılarını dağıtan ve yerine hiçbir şeyi koyamayan;

insanlığı ise en haşârı düzeylerde çocuklaştıran 21. Asrı yaşamaya başladık… Hepsi bu….

***

Birkaç gün önce bu meselelere kafa patlatan ve olağanüstü bir sâdelik içinde olağanüstü derinlikler yakalayan Zygmunt Bauman'ı kaybettik.. Toprağı bol olsun…. Yine birkaç gün önce Bursa'daki mütevazı hayâtını büyük bir heyecanla kitaplara vakfeden, en büyük derdi insan-kültür bağının kopması olan “tertemiz” bir Müslüman Türk Cahit Çollak'ı kaybettik.. Allah gani gani rahmet eylesin… İşbu yazı onlara adanmıştır…

Yeni Şafak

———————————-

Süleyman Seyfi Öğün

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI