Suudi Kral Mekke ve Medine`yi hak ediyor mu? – (Ardan Zentürk)

0
311

Kral Abdullah’ın, Mısır’da demokrasi talep eden Müslümanlar’ın katledilmesine bu ölçekte destek vermesi Müslüman dünyasında yeni bir tartışmanın da doğmasına neden oldu
Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Mısır’ın tarihinin en kanlı dönemini yaşadığı bir sırada yaptığı açıklamayla, Müslüman coğrafyada sert tepkilerin doğmasına neden oldu. Mısır’da generel El-Sisi’nin Müslüman Kardeşler’e karşı gerçekleştirdiği darbeyi baştan beri destekleyen Kral Abdullah, açıklamasında, darbecinin katliamlarına da destek çıktı.

Kral Abdullah’ın Suudi Arabistan devlet televizyonu tarafından yayınlanan açıklaması şöyle: “Suudi Arabistan Krallığı, halkı ve hükümeti, bugün terörizmle mücadele eden Mısırlı kardeşlerinin yanındadır. Mısır’ın, Arap ulusunun ve İslam aleminin sağduyu sahibi insanlarına, Arap ve İslam tarihi açısından her zaman en önemli ülke olmuş Mısır’ın istikrarsızlaştırılmasına karşı tek yürekle durmalarının çağrısını yapıyorum. Ben, Mısır’ın yakın zamanda bu durumdan kurtulacağına inanıyorum.”

Suudi Arabistan Kralı Abdullah, bu açıklamayı, Kahire’de yaşanılmış kanlı katliamın acısı sürdüğü, kentin sokaklarında 60 Müslüman’ın daha öldürüldüğü bir sırada yaptı. Açıklama, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da darbeci diktatör El-Sisi’nin yönetimine karşı yeni önlemlerin alınacağı sinyallerin alındığı bir sırada yapılması ise dikkat çekti. Amerikan yönetimi, Mısır’daki darbe yönetiminin kan dökmeyi sürdürmesi halinde, bu ülkeye dönük daha sert uygulamaların hazırlığı işaretlerini veriyor, Avrupa Birliği’nin iki önemli lideri Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile Almanya Başbakanı Merkel, AB’nin ortak Mısır politikası için çağrı yapmış durumda…

Kral Abdullah, dünyanın demokrasi cephesini temsil eden ulusların -nihayet- harekete geçmeye başladıkları bir sırada, katliamlara destek vererek Rusya lideri Vladimir Putin’in çizgisine yanaşmış oldu. Zaten, Suudi Arabistan İstihbarat Örgütü ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Prens Bandar da geçtiğimiz günlerde Moskova’ya giderek Rus lider Putin ile özel bir görüşme yapmıştı.

TÜRKİYE İLE YOLLAR AYRILDI…

Mısır darbesinin yaşandığı 3 Temmuz’dan bu yana, küresel güçlerin sergiledikleri tutumlar izlendiğinde, Türkiye’nin politikasının tutarlı çizgide ilerlediği görülüyor. Türkiye darbeye ilk günden karşı çıktı, Kahire’de katliam yaşanınca da Mısır Büyükelçisi’ni Ankara’ya çağırarak, Ankara’da Mısır Büyükelçisi’nin de ülkesine dönmesinin yolunu açtı. Türkiye’de, yalnız iktidardaki AK Parti değil, diğer önemli partiler, CHP, MHP ve BDP de Mısır darbesine karşı çıkan tutumları ile dikkat çekiyor. Bu açıdan bakıldığında Türk demokrasisi, Mısır darbesi karşısında hem hükümet, hem de tüm siyasi partiler nezdinde son derece önemli bir sınav vermiş oluyor.

Türkiye, kendi iç politikasında yaşanılan tüm tartışmalara karşın, benzer politikayı, Suriye diktatörü Beşşar Esed’e karşı da sürdürüyor. Kendi halkına karşı askeri gücünü kullanarak katliamlar yapan Esed’e karşı Suriye’nin özgürlük mücadelesi veren halkının yanında yer alıyor ve bu kararının da risklerini taşıyor.

Suudi Arabistan, Suriye coğrafyasında Türkiye’nin yanında, Rusya’nın karşısında görünüyor.

Suudi Kralı’nın Mısır’daki darbeyi katliamları -kendince- meşrulaştıracak ölçüde desteklemesi, Suriye’de samimi olmadığını, bu savaşın içinde yalnız, Esed’i destekleyen İran’a karşı mevzi kazanmak için yer aldığını ortaya koydu.

Belli ki, Suudi Arabistan, Suriye’de de demokrasi istemiyor: 1- Ötedenberi tıpkı Saddam Hüseyin gibi kendisine karşı tehdit gördüğü Baas rejiminin ve Esed’in yıkılmasını istiyor, 2- İran’la Ortadoğu’nun her cephesinde gerçekleştirdiği bilek güreşini sürdürüyor, 3- Savaşın sonunda Suriye halkının talepleri doğrultusunda normal demokratik bir devletin değil, radikal İslamcı bir yapılanmanın kurulmasını destekliyor.

TÜRKİYE ARTIK, SURİYE KONUSUNDA SUUDİ ARABİSTAN’IN MÜTTEFİKLİĞİNE NE KADAR GÜVENEBİLİR, AYRI BİR SORU İŞARETİDİR…

MÜSLÜMAN KATLİAMINA İZİN VEREN BİR ZİHNİYET…

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecini İngiltere ile yaptığı ittifak ile hızlandıran ve bunun karşılığında günümüz Suudi Arabistan’ına hakim olan Kral İbn Suud’un (1876-1953) 37 ile 45 arasında tahmin edilen oğullarından biri olarak 1924 yılında dünyaya gelen ve yaşamı boyunca Suud Hanedanı’nın önemli görevlerinde bulunan Kral Abdullah, 2005 yılından bu yana ülkesini yönetiyor.

Araştırmalar, 18 milyar dolarlık kişisel servetiyle, dünyanın Tayland Kralı ve Brunei Sultanı’ndan sonra üçüncü en zengin devlet yöneticisi olduğunu gösteriyor. İnsanhakları örgütleri ise, Kral Abdullah’ı, uygulamakta olduğu kanunlar nedeniyle “dünyanın bir numaralı diktatörü” olarak değerlendiriyorlar.

Suudi Kralları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “halifelik” kurumunu askıya almasından sonra, kendilerini “Mekke ve Medine’nin muhafızı” olarak tanımlamayı tercih ediyorlar. Bu tanımlamanın kendilerine halifelik kadar olmasa bile, Müslüman dünyasında ayrı bir “kredi” sağladığına inanıyorlar.

Kral Abdullah’ın, Mısır’da demokrasi talep eden Müslümanlar’ın katledilmesine bu ölçekte destek vermesi Müslüman dünyasında yeni bir tartışmanın da doğmasına neden oldu.

Suudi Arabistan Hanedanı, tüm Müslümanlar için kutsal kabul edilen o toprakları gerçekten hak ediyor mu?

Aslında bu sorunun yanıtı, tarihin derinliklerinde “Arabistanlı Lawrance”a kadar uzanan bir dizi gelişmenin de sonucu…

Ultra Medya

 

———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI