Suudi Arabistan’da ne oluyor? Ankara nasıl bakıyor? – (Mehmet Acet)

0
146

Yani Riyad’da bütün ipleri ele geçiren genç prensin AK Partili bir Türkiye’ye karşı nasıl bir ‘duygu/düşünce iklimi’ içerisinde olduğu tam olarak kestirilemiyor. Ya da kestirilen kısmının pek hayra alamet olmadığı düşünülüyor.

Mısır’daki darbeci Sisi yönetimi, Suudi Arabistan’da iktidarın fiili sahibi Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, Bahreyn’deki Suudi Arabistan yanlısı yönetim ve son yıllarda Ortadoğu’daki bütün pis işlerde parmak izi bırakan Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid…

Bu dörtlü grup, Körfez bölgesi başta olmak üzere Ortadoğu’da yeni bir ruh üzerine yeni bir düzen inşa etmeye çalışıyor.

Yeni inşa sürecinin ‘akıl vereninin’ kim olduğunu bilmem yazmaya gerek var mı?

Washington’da Muhammed Bin Zayid ve Muhammed Bin Selman isimleri o kadar çok konuşulur olmuş ki, Amerikalılar bu iki ismi MBZ, MBS gibi kısaltmalarla zikretmeye başlamışlar.

Niye?

Sıkça isimleri geçtiği için, kurulan cümlelerden tasarrufta bulunmak için.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Ekim ayının sonlarına doğru, “Hayatlarımızın 30 yılını aşırı fikirlerle anlaşmaya çalışarak geçirmeyeceğiz, onları bugün yok edeceğiz” diyerek ‘Ilımlı İslâm’a geçeceklerini açıklamıştı.

Önceki gece bu proje için sert bir adım atıldı.

Aralarında prensler, eski-yeni bakanların da bulunduğu bir sürü kişi ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla gözaltına alındı.

Belli ki, tasfiye çarkının dişlileri hızlı bir şekilde harekete geçirilmiş oldu.

PROJENİN HEDEFİNDE NE VAR?

Bu dört ülke yönetimlerinin kafa kafaya vererek yürütmeye çalıştıkları projenin ayaklarını şu şekilde başlıklandırabiliriz:

1-Arap milliyetçiliği ve seküler inanç tarzına oturan bir gelecek hedefi,

2-Halklardan gelen talepleri reddeden, demokrasi isteyenlere, “Bak bir tane yapıştırırım” diyen, otoriter yönetimlerin sürdürülmesi,

3-ABD ile her durum ve şartta senkronize hareket edilmesi,

4-İsrail’in bölgesel çıkarlarına laf ettirmeyen, günün sonunda “aynı toprakların çocuğuyuz” yaklaşımıyla Tel Aviv ile ilişkileri normalleştiren bir hedefler silsilesi.

ANKARA BU İŞE NASIL BAKIYOR?

Bu, ‘Yeni Ortadoğu Projesinin’ Ankara’ya dokunan bir tarafının olmadığını düşünmek, deve kuşunun kafasını toprağa gömmesinden daha farklı bir anlam taşımaz.

5 Haziran’da Katar’a yönelik darbe girişimiyle her şeyin ayyuka çıkması üzerine, Ankara’daki karar alıcılar açısından bu gelişmeler ‘alarm verici’ başlıklar arasında yerini bulmuştu.

Aldığım nabzı şöyle bir cümle ile özetleyebilirim:

Özellikle Suudi Arabistan ile ‘kötüleşmek’ istememekle birlikte, gidişatı endişeli bir şekilde takip etmek.

Endişenin bir nedeni şu:

Bu itidalli tutumun karşı taraftaki simetrisinin ne olduğunun bilinmemesi.

Yani Riyad’da bütün ipleri ele geçiren genç prensin AK Partili bir Türkiye’ye karşı nasıl bir ‘duygu/düşünce iklimi’ içerisinde olduğu tam olarak kestirilemiyor.

Ya da kestirilen kısmının pek hayra alamet olmadığı düşünülüyor.

5 Haziran sonrası Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Mısır darbesi sonrası oluşan limoni ortama geri dönülmemesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sabırlı ve özenli tutumu sayesinde mümkün olmuştu.

Aynı itidalli tutumun önceki gece yapılan operasyonlar bağlamında korunduğunu da Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın’ın ‘mutedil’ açıklamalarından anlamış olduk.

Şuna bir ekleme yapalım:

Başta saydığım dört ülkenin yürütmeye çalıştığı ‘Yeni Ortadoğu Projesi’nin 15 yıllık AK Parti tecrübesinin bir alternatifi olarak sürüme sokulduğu fikrini benimseyenler de az değil.

Bu fikri destekleyecek ciddi miktarda veri de var önümüzde.

ABD’NİN DEMOKRASİ DİYENİ DÖVERİM ANLAYIŞI

AK Parti’nin ilk dönemlerinde İslâm ve demokrasiyi başarılı bir şekilde buluşturan, bu haliyle Batı’da kendisinden övgüyle söz ettiren ‘yönetim modeli’, 2011’den itibaren, Erdoğan’ın bundan vazgeçtiğini gösteren bir tutumu görülmemesine rağmen, üstelik DEAŞ gibi tehditlerin büyümesine karşı daha fazla ihtiyaç duyulduğu dönemde, bu yönetim anlayışının bizatihi kendisi  ‘tehdit’ olarak sunuldu.

Niye?

Ortadoğu’nun demokratikleşmesi, halkların taleplerinin yönetimlere yansıması, İsrail’i bölgede yalnızlaştırdığı için.

Niye?

Demokrasi taleplerinin halklarını koyun güder gibi yönetmeye alışmış Ortadoğu rejimlerini yerlerinden hoplattığı için.

Arap Baharı sonrası Batı için, serbest seçimlerin yapıldığı demokratik modeller yerine, seçimlerin eski usulle yapıldığı, darbecilerin kırmızı halılarla karşılandığı, İsrail’e yaptığı zulümler karşısında ‘höt zöt’ demeyen, kontrol edilebilir modeller tercih edilir hale geldi.

Bu durumda, şu soru değerli hale geliyor:

Türkiye’nin adil seçimlerin yapıldığı demokrasi sınırları içinde kalıp ‘kontrol edilebilir’ yönetim talebine dirsek göstermiş olması, ‘Yeni Ortadoğu Projesi’nin Türkiye modeline bir alternatif olarak sürüme sokulduğu fikrini desteklemiyor mu?

Yeni Şafak

———————————-

Mehmet Acet

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

XXXcatlist name=”Mehmet AcetQQQ