Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor? – (Zekeriya Kurşun)

0
162

Muhammed b. Selman’ın liderliğinde kurulan yeni komisyon aslında, hanedan içi hesaplaşmaları takip edecek bir komisyondur. Bir taraftan babasına ve kendisine karşı oluşması muhtemel yakın darbelerden korunmak, diğer taraftan da 2015’ten beri Yemen savaşından beklenen ama bir türlü alınamayan hatta kaybedilen prestiji yenilemek için bir fırsattır.

Son zamanlarda Suudi Arabistan’dan art arda gelen haberler bölgede zamana yayılmış bir zihniyet değişimini gösterirken, bu hafta sonu yaşananlar meselenin bambaşka bir yönünü ortaya koymuştur.  Aile içi muhalefete rağmen birinci veliaht statüsü kazanan Muhammed b. Selman kendi aldığı kararları babasından çıkan emirlere istinaden hızlı bir şekilde yürürlüğe koymaktadır.

Cumartesi günü çıkarılan yeni bir emirle kendisi oluşturulan yolsuzluk komisyonu başkanlığına getirilirken; komisyon da daha önce Suudi Arabistan’da pek görülmemiş olan yetkiler ile donatıldı. Komisyona sadece araştırma değil, yargılama ve infaz yetkisi verildi. Komisyon bu yetkileri kullanabilecek çeşitli üyelerden oluşturularak araştırma, tutuklama, yurt dışına çıkma yasağı koyma, kişilerin mal varlıklarına el koyma veya hesaplarını durdurma imkanına kavuşturuldu.

Aradan bir kaç saat geçmeden Komisyon adeta hükümet darbesi sayılabilecek icraatlar başlattı. Hanedana mensup pek çok emir/prens ve pek çok eski dönem bakanları, işadamları gözaltına alınırken, ülkenin Ekonomi bakanlığını yürüten Adil Fakih dahil mevcut dört bakan ve pek çok üst düzey yetkili görevlerinden alındı. Ancak gelen bilgiler bununla yetinilmeyeceğini göstermektedir.

Zira şimdilik bütün bunların 2009 yılındaki Cidde sel felaketi ve 2012’de Suudi Arabistan’da ölümlere neden olan Mers virüsü meselelerini ilgilendiren iki dosya ile alakalı olup ilerleyen zamanlarda yeni dosyaların da gündeme geleceği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle komisyon kurulmadan önce bu doğrultuda hazırlıklar yapılmış, kararlar alınmış yani iş tamamen sarayın kontrolünde gelişmiştir. Ancak iki dosyanın da eski dönem ile ilgili olması manidardır.

Ülke ekonomisi büyük krizler yaşamaktadır ve bunların çoğu yeni yönetime mal edilmekteydi. Son Körfez krizinde ABD’ye sunulan büyük ekonomik tavizlere rağmen istenilen sonuçların alınamaması, ekonomisi petrole bağımlı olmasına rağmen Muhammed b. Selman’ın uluslararası baskılar ile yeniden kontrollü üretimi taahhüt etmesi ve en önemlisi kamuoyunda yaşanan ekonomik sorunların temel sebebinin Yemen Savaşı’ndan bilinmesi, ilk etapta eski hesaplar açılarak dikkatlerin başka yöne çevrilmesi sağlanmıştır.

ÂL-İ SELMAN MI DOĞUYOR?

Şeffaflık konusunda yeterli hassasiyeti gösteremeyen birçok ülkede görülebilecek bu durum söz konusu Suudi Arabistan olunca ayrı bir önem kazanmaktadır. Çünkü bu ölçüde radikal bir girişim Suudi Arabistan tarihinde ilk defa yaşanmaktadır. Geçmişte, genelde bazı bakanlar ve aileden olmayan üst düzey yöneticiler suçlanır, azledilir ve olay geçiştirilirdi. Ancak bu sefer suçlama ve tutuklamaların ailenin içindekilere kadar vardırılması meseleye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Bu sefer yolsuzluk iddialarının doğurduğu toplumsal tepkileri tatmin etmenin yanında bir iç hesaplaşmanın da olduğu anlaşılmaktadır. Konuya biraz daha yakından bakalım.

Kral Abdullah döneminde idare genel olarak veliahtlığı zamanında onun etrafında kümelenen kişilerin eliyle yürütülmekteydi. Bu anlaşılabilir bir durumdu. Ancak aynı süreçte ülkede eskiden olmadığı kadar farklı güç odakları da oluşmuştur. Bu güç odaklarının hemen tamamı hesaplarını Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdulaziz b. Suud’un oğulları yani ikinci nesil yöneticiler üzerinden yapmıştı. Zira veliahtlık sıralamasına girecek bir yığın kardeş bulunmaktaydı.

Ancak Kral Selman arka arkaya yaptığı ve aile içinde bir darbe olarak nitelenebilecek değişiklikler ile oğlu Muhammed’i birinci veliahtlığa kadar taşımıştı. Bu gelişme Suud hanedanının içindeki ilk darbe olmuştur. Zira yakın gelecekte ülke artık Muhammed b. Selman’ın idaresinde üçüncü nesil elinde idare edilecektir. Bu şoku atlatamayan eski güç odakları yeni bir ihtimal ile de karşı karşıya kalmışlardır. Bundan sonra krallığın diğer aile üyelerinden tamamen soyutlanıp kendi oğullarına yani Âl-i Suud’dan Âl-i Selman’a dönüşmesi ihtimalidir.

Suud ailesi babalar, amcalar, torunlar, yapılan siyasal evlilikler ile saray dışında yetişen yığınla emirlerden meydana gelmektedir. Sistem tahsis ettiği yüklü maaşların yanında verdiği geniş iktisadi imtiyazlar ile de bunları kontrol etmektedir. Ülkede petrol hariç, ticaret ve ekonominin bütün muslukları bunların elindedir. Uluslararası şirketlerin, büyük markaların temsilcilikleri ve devlet alımları da onların kontrolünden geçmektedir. Onların menfaatleri veya talepleri devlet menfaati olarak kabul görmekte ve derhal hayata geçirilmektedir.

Ancak 2000’li yıllardan itibaren emirlerin kontrol ettiği alanların dışında özel sektörün geliştirilmesine dair başlatılan faaliyetler bunların karşısına yeni girişimci bir sınıfı koymuştur. Bu yeni sınıfın bunlar ile rekabet gücü bulunmamakla birlikte; kısmen devlet himayesi de görmekteydiler. Emirlerin dış bağlantılarının içerideki temsilcilikleri ve kamu kurumlarının tedarikçisi olarak faaliyet gösteren ve halka yakın duran bu kurumlar özellikle Yemen Savaşından sonra hak edişlerini alamaz duruma gelmişlerdir. Birçoğu iflasın eşiğine gelmiş, bir kısmı da iflas etmiştir. Ülkede iş rejiminde değişikliğe gidilip yabancı çalışanlara sınır getirilmesine rağmen işsizlik rakamları yükselmiştir. Buna rağmen bugün suçlanan eski düzenin oyuncuları sahip oldukları imtiyazları ile ayakta kalmayı sürdürebilmişlerdir.

Muhammed b. Selman’ın liderliğinde kurulan yeni komisyon aslında, hanedan içi hesaplaşmaları takip edecek bir komisyondur. Bir taraftan babasına ve kendisine karşı oluşması muhtemel yakın darbelerden korunmak, diğer taraftan da 2015’ten beri Yemen savaşından beklenen ama bir türlü alınamayan hatta kaybedilen prestiji yenilemek için bir fırsattır. Görevlerinden alınan veya gözaltına alınan emirler, eski bakanlar ve iş adamlarının birçoğu zaten kulislerde konuşulan isimlerden oluşmaktadır.. Şimdilik Suudi kamuoyunun bu girişime prim vereceği açıktır fakat asıl mesele bu sürecin sürdürülüp sürdürülemeyeceğidir.

Bu değişime duyulan ihtiyaç bir yana; özellikle geçen Mayıs ayında ABD’ye verilen ticari taahhütlerin, tasfiye edilenlerin eski ortakları olan diğer uluslararası şirketleri ne kadar ve nasıl tatmin ettiği sorusu da bu hesaplaşmanın geleceğini belirleyecektir.

Yeni Şafak

———————————-

Zekeriya Kurşun

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

XXXcatlist name=”Zekeriya KurşunQQQ