Ana Sayfa Yazarlar Abdullah Yıldız Sus da müminler dilinden emin olsunlar’ – (Abdullah Yıldız)

Sus da müminler dilinden emin olsunlar’ – (Abdullah Yıldız)

0
Sus da müminler dilinden emin olsunlar’ – (Abdullah Yıldız)

Dinin medya araçları üzerinden ne kadar sağlıklı öğrenilebileceği ayrı bir tartışma konusu. Ancak, asıl sorun, muhataplarının konumlarını, seviyelerini, ihtiyaçlarını ya da beklentilerini hiç hesaba katmadan Din adına rastgele konuşan, adeta ‘ahkâm kesen’, ‘bildiğini okuyan’ medya müdavimleri…

Büyük âlimlerden Süfyan bin Uyeyne, bir gün bakar ki, adamın biri oturmuş bir meclise, yanına toplamış insanları, onun bunun gıybetiniyapıp duruyor. Süfyan bin Uyeyne sorar:

-“Hiç doğuda kâfirlerle cihad ettin mi?”

Adam: Hayır! der.

-“Peki, hiç batıda kâfirlerle cihad ettin mi?”

Adam yine: Hayır! der.

Bunun üzerine İmam Süfyan bin Uyeyne der ki:

-“Desene, doğudaki ve batıdaki bütün kâfirler senin elinden emin. Bari biraz sus da, müminler de senin dilinden emin olsunlar.”

Bu hikmet yüklü kıssayı neden hatırlattım?

Geçen haftaki yazımda, “din dilimizin”, özellikle de medyaya yansıyan“davet dilimizin” ciddi sorunlar taşıdığına dikkat çekmiştim. Her önüne gelenin dış politika, iç politika, spor, ekonomi vb. konularda uluorta ahkâm kestiği ülkemizde, Din/İslâm konusunda da ‘ağzı olan konuşur’ hale geldi.

Dinin medya araçları üzerinden ne kadar sağlıklı öğrenilebileceği ayrı bir tartışma konusu. Ancak, asıl sorun, muhataplarının konumlarını, seviyelerini, ihtiyaçlarını ya da beklentilerini hiç hesaba katmadan Din adına rastgele konuşan, adeta ‘ahkâm kesen’‘bildiğini okuyan’ medya müdavimleri. Bugünün şartlarında konuşulması gerekenlerlekonuşulmaması gerekenleri birbirinden ayırmadan, hele hele sadece özel ortamlarda ve ehil olanlarla tartışılması gereken ve halkın önünde konuşulup tartışılması halinde kafaları karıştırması ya da Din hakkında ciddi tereddütler ve olumsuzluklar doğurması kuvvetle muhtemel olan konuları özensizce konuşup duran ‘hocalar’‘uzmanlar’‘yazarlar’,‘ilahiyatçılar’… Bunlara bir de, özellikle dinî anlayışını yahut çizgisini beğenmediği diğer ‘hocaları’ eleştirmek için ekranlara çıkan, sosyal medyada arz-ı endam edenleri eklersek, ortalık iyice ‘toz duman’ oluyor: İslâm adına konuşanların ağızlarından duyulmaması gereken ağır eleştiri ve itham cümleleri, hatta hakaretler, suçlamalar ve neredeyse tekfire varan sözler…  Böyle bir ortamda hikmethakkaniyetmerhamet,mülayemetbasiretferaset kayboluyor. Arada bir kendi görüşlerine dayanak olarak aktarılan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerifler ve kelâm-ı kibârlar tesirini kaybediyor, ‘kaynıyor’… “Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâm est: büyüklerin sözleri, sözlerin en kibarıdır” fehvasınca meseleye yaklaşırsak,kibarlıknezaketzarafetletafet de yerini kabalığasertliğeçirkinliğebırakıveriyor…

Hoş bir kıssaya yer vermenin tam zamanı: Kamil Efendi, at bakıcısıdır. Bir Cuma günü, camiye gelir. Bakar ki, hiç kimse yok! Vaaza hazırlanan hoca, cemaat olmadığını görünce, Kamil Efendi’ye sorar:

-“Senden başka kimse yok. Ne dersin; vaaz edeyim mi, yoksa etmeyeyim mi?”

Kamil Efendi: 

-“Ben seyisim, bu işlerden anlamam. Benim yirmi atım var. Hepsi kaçıp gitse, biri kalsa, onu ihmal etmem, yine bakarım” der.

Bunun üzerine (mesajı alan) hoca, uzun uzun vaaz eder. Namaz sonrası Kamil Efendi’ye sorar:

-“Nasıl, vaazımı beğendin mi?”

Kamil Efendi şöyle der:

-“Ben seyisim, vaazdan anlamam. Ancak ben, yirmi atın suyunu ve yemini bir ata verip de onu çatlatmam.”

Kamil Efendi örneğindeki gibi, insanlara İslâm’ı tebliğ edeceğiz derken, yaifratlar ve tefritlerle ve uçuk yorumlarla ya da ihtilaflı ve genellikle dehayatta karşılığı olmayan konularla neredeyse yeni nesli dinden nefretettirecek veya çatlatıp patlatarak ‘bari sus hocam!’ dedirtecek haldeyiz vesselâm!

Oysa genç kuşaklar başta olmak üzere tüm insanımız, İslâmiyet’i bütün güzellikleriyle öğrenmeye  ve açık durumda. Öyleyse gelin, emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker, tebliğ ve davet görevimizi Kur’ân ve Sünnette yer alan ebedi ilkeler çerçevesinde, “en güzel tarzda” yerine getirmeye çalışalım. 

Yeni Akit

———————————-

Abdullah Yıldız

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI