Suriye`ye uzman miyopluğu – (Akif Emre)

0
147

Bu satırlar yazılırken Dışişleri Bakanı Davutoğlu`nun Amerika`daki kritik görüşmelerinden ne tür bir sonuç çıkacağı henüz belli değildi… Ancak sonuç ne olursa olsun Suriye konusunu daha ciddiye alarak konuşmak zorunda olduğumuz

Son bir haftadır Ankara`daki MİT-savcı-polis denkleminin şifrelerini çözmeye uğraşırken artık dış politika konusu olmaktan çoktan çıkan Suriye meselesinde önemli bir aşamaya giriliyor. Suriye meselesi dış politika konusu olmaktan çıkalı epey oldu… Bu hüküm, hükümetin “Suriye`de olup bitenler bizim iç meselemizdir” türü riskli açıklamalarından dolayı da değil. Zaten genel anlamda da dış politika-iç politika ayrımı nerdeyse kalmadı. Hele dış politikanın devletin seçkinlerini ilgilendiren, hesap verilemez konumu aşılalı epey oldu.

Bu satırlar yazılırken Dışişleri Bakanı Davutoğlu`nun Amerika`daki kritik görüşmelerinden ne tür bir sonuç çıkacağı henüz belli değildi… Ancak sonuç ne olursa olsun Suriye konusunu daha ciddiye alarak konuşmak zorunda olduğumuz bir süreçteyiz artık. Suriye`de yaşananlar da Suriye`nin iç işleri olmaktan çıktığı gibi Türkiye`de yaşayan herkesin gündelik hayatını ilgilendirecek bir angajmana doğru yol alındığı da gerçek.

Artık temennilerin, olması gerekenlerin konuşulmasından çok muhtemel sonuçlara dair sorumluluk bilinciyle yaklaşmak zorundayız.

Suriye`ye dair düşünülen çözümler ne olursa olsun yapılan birkaç ortak hata var:

Bunlardan ilki; Suriye`de muhalefet adına muhatap alınan, sözlerine itibar edilen diaspora ve siyasi sözcülerin gücünün abartılması. Ülke içinde güçlerinin ne olduğuna bakılmaksızın, Suriye`den kaçtığını söyleyip basın toplantısı yapan, çoğu “gücü kendinden menkul” liderlerin sözlerine fazlaca itibar edildi. Muhalefeti destekleyenler de, onlara karşı olanlar da bu aktörler üzerinden argümanlarını güçlendirmeye çalıştı. Yanlış adreslere başvurarak olayların anlamlandırılmasında yanlışlar yapılması gibi yanlış referanslardan yola çıkarak siyasi ve ideolojik söylem okumalarında da büyük hatalar yapılması kaçınılmaz görünüyor.

Bu çerçevede yine Baas rejiminin baskıları nedeniyle yurtdışına kaçan veya uzun süredir sürgünde yaşayan ama Suriye`de etkinliği son derece sınırlı hatta hiç olmayan isimler üzerinden siyasal analizler yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Muhalefetin tamamını Müslüman Kardeşler`den zannetmek gibi bir hatanın yanısıra Müslüman Kardeşler`in gerçekte olaylardaki etkisinin sanılandan çok az olması gibi ayrıntılar temel yaklaşım hatalarının başında gelmektedir.

Muhalif güçler arasında özellikle Batı`da sesi çokça duyulan, öne çıkarılmak istenen, düne kadar sistemle işbirliği hatta suç ortaklığı yapmış isimlerin bir anda özgürlük savaşçısı kesilmeleri hiç sorgulanmadı. Bu grup ve şahısların hangi ülke adına veya güçle irtibatlı oldukları gibi ayrıntılarla uğraşacak vakti olmadı Suriye uzmanlarının.

Özellikle Suriye içindeki muhalefetin yapısı doğru okunmuş olsaydı içerde karşılığı olmayan ya da gücü abartılan güçlere dayalı yeni Suriye yol haritaları çizilmezdi. Paris`te Batılı çevrelerin liberal temsilcileri ile içerde karşılığı olmayan ama sesi çok çıkartılan unsurlar yerli yerine oturtulurdu.

Suriye konusunda medya ve uzman cehaleti hiç de şaşırtıcı değildi. Ne var ki dünyaya bölge dışı güçlerin gözlüğünden bakmaya alışkın, büyük güçlerin güç ilişkilerini iyi bildikleri varsayılan bu uzman kitlesinin de tam bir miyopluk sergiledikleri söylenebilir. Amerika`nın ve Avrupa`nın diktatörlere karşı başkaldıran Suriyelilere hemen destek verip, birkaç gün içinde “Suriye`yi özgürleştireceği” beklentisine dayalı yorumları, sadece tek yönlü yaşanan bir siyasal romantizmi değil aynı zamanda uluslararası şartları okuyamadıklarını da gösterdi.

Arap Baharı romantizmine kapılarak Suriye`yi değerlendirmenin ne kadar yanıltıcı olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil. Hem mevcut rejimin karakteri hem de uluslararası güç dengeleri içinde Suriye`nin konumunun ne tür sonuçlara yol açabileceği gözardı edildi.

Üstelik bu stratejik miyopluk, bölge dışı büyük güçlerin bölgeyi içine çekmeye çalıştığı mezhep eksenli çatışma stratejisini yok saymak gibi önemli bir hataya düştü.

Her türlü stratejik hesabın üstünde tutulması gereken insan hayatının, adalet duygusunun kenara itilmesine neden olan Baas rejiminin sahte bir mağduriyet zırhı edinmesine yol açtı. Bu mağduriyet zırhının stratejik hesaplaşmada kurban giden binlerce insanın hayatını küçümsemeyi getirdiği açık.

Sonuçta Türkiye hem bölgesel hem de mezhep eksenli bir ayrışmanın içine itilmek istenirken Batılıların bu galibi olmayan savaşta kısa vadede riske girmek gibi bir niyetlerinin olmadığı anlaşılıyor. Bu arada “şartların olgunlaşması” için yaşanmakta olan acıların hesabını kim ödeyecek sorusu; ya da bölgenin içine çekileceği bir etnik ve mezhep savaşının hesabının kimden sorulacağı sorusu da cevap bekliyor.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Akif Emre”]