Suriyeli Türkmenler kan ağlıyor.. – (Abdullah Muradoğlu)

0
144

Humus`un “Bab`ı Amr” mahallesindeki direnişte 100 kadar Türkmen şehit düşmüş. Bab-ı Amr`da 3000 kadar ev yıkılmış. Hama`nı “Karahallı” yerleşim biriminde 20 Türkmen katledilmiş, yüzlercesi tutuklanmış.

Üniversite yıllarımdan kalma Suriyeli Türkmen dostlarımdan biriyle buluştuk geçenlerde.

Bu vesileyle Suriye Türkmenleri hakkındaki bilgilerimi de güncelleme imkanı bulmuş oldum.

Mühendis dostumun verdiği bilgiye göre “Türkçe” konuşmayı unutanlarla birlikte aşağı yukarı 3 milyon civarında Türkmen`in yaşıyor Suriye`de. Çoğu “Halep” ve “Lazkiye” bölgesinde olmak üzere Suriye`nin pek çok bölgesine dağılmış durumdalar. “Esed rejimi”nin gitmesi için Arap kardeşleriyle birlikte mücadele ediyorlar ve bu yüzden çok da kayıp vermişler.

Humus`un “Bab`ı Amr” mahallesindeki direnişte 100 kadar Türkmen şehit düşmüş. Bab-ı Amr`da 3000 kadar ev yıkılmış. Hama`nı “Karahallı” yerleşim biriminde 20 Türkmen katledilmiş, yüzlercesi tutuklanmış.

Onlarca Türkmen köyü “Şebiha milisleri” tarafından basılmış. Şebihalar tarafından kaçırılan köylülerin cesetleri bulunmuş daha sonra.”Havla”da işe giden 7 Türkmen bir askeri barikat noktasını geçtikten sonra Şebiha çeteleri tarafından öldürülmüş.

Lazkiye yakınlarındaki Türkmen köyü “Burçislam” da halkın üzerine ateş açmayı reddeden bir asker komutanı tarafından öldürülmüş.Humus`un “Talas köyü”nde de aynı gerekçeyle 2 asker katledilmiş.

Tükmen dostum, Şebiha çetelerinin estirdiği terörün “Nusayriler” ve “Sünniler” arasında düşmanlık tohumları attığını söylüyor. Tüyler ürpertici katliamlara imza atan Şebihalar bu cinayetlerin Nusayriler arasında duyulmasına özel itina gösteriyorlarmış.

Şebiha`nın amacı, “Esed giderse sizden intikam alacaklar” diyerek Nusayrileri korkutmak. Böylece Nusayriler terörize edilerek rejime sadakatlerini ispatlamaya zorlanıyorlar. Bin yıldır yan yana yaşayan Türkmenler ve Nusayriler arasında bir kan davası çıkarmaya çalışıyorlar.

Dostumun verdiği bilgiye göre Suriye halk devrimi başladığından bu yana binin üzerinde Türkmen hayatını kaybetmiş. “Bu katliamları çıkıp anlatamıyoruz, çünkü ailelerimiz rehin durumdalar” diyor.

1980`lerin ortalarında da aynı tedirginliği Türkmen kardeşlerimizde hissetmiştik. Suriye gizli servisi “Muhaberat”, Suriyeli öğrenciler arasında büyük bir korku oluşturmuştu.

O tedirgin ifade, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala Türkmen dostumun yüzünden ayrılmamıştı. Şimdi daha fazlası vardı.

Çaresizlik içinde kıvranan Türkmenler umutlarını Türkiye`ye bağlamışlar. Çin, Rusya ve İran`ın verdiği destek sayesinde kendi kanlı oyununu sürdürmeye devam ediyor Beşşar Esed. İktidarı halka devredeceğine dair hiçbir emare yok ortada.

“Arap Birliği” yetersiz, “Körfez rejimleri” müdahaleye ayak diriyorlar, “Türkiye” tek başına inisiyatif almak istemiyor. “Uluslararası camia” derseniz, boş laflar.. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık, açıkçası kitlenmiş durumdayız.

Dünya barışı ve silahlanma yarışı..

“Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü`nün (SIPRI)” açıkladığı 2011`e ait istatistiklere göre, 2002-2006 yıllarına oranla, 2007- 2011 yılları arasında silahlanma yarışı yüzde 24 oranında artmış.

Mesela Suriye`nin dışardan aldığı silahlarda oran yüzde 580 oranında artmış. Son beş yılda Suriyeye satılan silahların yüzde 72`sini Rusya tedarik etmiş. “Golan Tepeleri”ni geri almak için kırk yıldır kılını kıpırdatmayan “Esed rejimi” şimdi bu silahları kendi halkına karşı kullanıyor.

Yoksul halkın cebinden çıkan bu askeri harcamalar “Esed hanedanı” saltanatını sürdürsün diye yapılmış sanki. Rusya`nın Esed`e verdiği desteğin sebebi de böylece anlaşılmış bulunuyor. Amerika`nın en iyi müşterisi olan Suud-i Arabistan ise her yıl silah için 40 ile 45 milyar dolar harcıyor.

Silah tedarikçileri listesinde ilk sırayı Amerika, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Çin, İspanya, İsveç, Hollanda, İtalya ve İsrail alıyor. Bir tek İslam ülkesi yok bu tedarikçi listesinin içerisinde. Bu verileri “dünya barışı”na en önemli katkıyı İslam dünyasının yapabileceğinin işareti olarak görmek gerekiyor.

Ekonomilerini büyük ölçüde silah satışları üzerine kuran ülkelerin dünya barışına katkı vermekte ne kadar samimi olacakları bellidir. Niye ve kim için istesinler ki dünya barışını? Silah patronları isterler ki savaşlar olsun, ülkeler biribirine düşman edilsinler ki daha da semirip zenginleşsinler.

Nur Serter ve İkna Odaları…

“28 Şubat” sürecinin simge uygulamalarından biriydi “İkna Odaları”.

Dönemin İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Nur Serter`in icat ettiği “İkna Odaları”nda tam olarak nelerin döndüğünü bilmiyoruz.

“İkna Odaları”nın video kayıtlarının bulunduğunu da şimdi CHP Milletvekili olan Nur Serter`den öğrenmiştik.

“Habertürk Tv”de Balçiçek İlter`in sunduğu “Söz Sende” programında konuşan Serter
“bana işkence yapıldı` diyen olursa diye, yargıya kanıt olarak verilmesi için saklanmıştır o kayıtlar” diye konuşmuş.

Peki ne olmuş o kayıtlara?

Bu sorunun cevabını da şöyle vermiş Nur Serter:

“İyi bir ortamda korunmayınca o bantlar birbirine yapışmış, kopmuş. Bir kolide duruyor, atacağız.”

Zaten kimse ikna odalarında “fiziki” işkenceye tabi tutulduğunu söylemiyor.

İşkence de sadece fiziki olarak gerçekleşen bir baskı aracı değil.

“İkna Odaları”ndan geçen mağdurlar, taciz edildiklerini, onurlarının kırıldığını, baskı altına alındıklarını anlatıp durdular yıllarca.

Bunlar da birer işkence türü değil midir?

Daha önce bir başka programda da “Vicdanen pırıl pırılım. İkna odaları hayatta yaptığım en iyi şeydir” demişti Serter

Mağdurlardan biri de “Vicdanen pırıl pırılsa elindeki görüntüleri yetkililere versin” diyerek araya girmişti.

O kayıtlları hiçbir zaman günışığına çıkaramadı Nur Serter.

Şimdi de “Söz Sende” de ikna odalarını kurmaktan pişman olmadığını söylüyor.

Bu durumda da herkes Serter`in o kayıtları kamuoyunun bilgisine sunmasını bekliyor.

Ama artık beklemeyin, çünkü kayıtlar “bozulmuş”..

O kayıtların bozulduğuna inanmıyorum, kimsenin de inandığını sanmıyorum.

İstediği kadar aksini savunsun, o kayıtlar günyüzüne çıkmadığı sürece Nur Serter kendini aklamış sayılamaz.

 Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI